Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 1. Sayfa

YABANCI YATIRIM

 

"Yabancı yatırım, sermayeyi, verimlili­ğini artırmak amacıyla kıt olduğu yerlere yönelterek ulusal sınırların ötesinde aşır­mak ve başka ülkelerde faaliyet için ko-numlandırmakür (ya da yatırmaktır)."

İster parasal, isterse doğrudan üretim aracı şeklinde olsun, istihsal vasıtası olan yahut verimli şartlar arayan unsurların ta­mamı sermaye olarak ifade olunabilir. An­cak burada uluslararası faiz farklılıkların­dan yararlanmak isteyen parasal sermayeyi reel yatırım unsuru olarak hareket eden ser­mayeden ayırmak zorundayız. Birincisi de ikincisi gibi bir sermaye hareketidir. Fakat aralarında bazı farklar vardır. Faiz farklılık­larına bağlı olarak gelişen ve menkul vası­talara yatırım şeklinde oluşan bu sermaye­nin müsmiriyeti zamana bağlı olmakla reel sermayeye benzetilebilirse de, plase edil­mesi niteliği ile ondan ayrılır. Elde edilen gelir sadece faiz geliridir. Kâr farklılıkla­rından doğan kaymalar ise ani olarak gelişir ve zamana bağlı değildir. İktisadi gelişme­leri anlık değerlendirir. Çapraz kurlardan yararlanmaya çalışan parasal hareketlilik böyledir. Reel sermaye hareketleriyle bi-

zim de burada üzerinde durduğumuz ve esasen yabancı reel ve doğrudan yatırım olarak gelişen ve üretim vasıtalarının çok uluslu şirketler kanalıyla bir ülkeden diğeri­ne verimlilik farklarını değerlendirmek amacıyla giden sermayeyi ifade eder. Buna yabancı sıfatı verilmesinin sebebi milli sı­nırlar içinde değil, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ulusal sınırlar içinde yatırım yap­ması sebebiyledir. Fakat ülke sınırları dı­şında ülke vatandaşlarının sahip olduğu şir­ketlerin de kendi tüzel kişilikleri dolayısıy-le ülkede yapmış oldukları yatırımlar, ya­bancı yatırım veya yabancı sermaye olarak adlandırılmak zorundadır. Meselâ Hollan­da tabiiyetinde olan gerçek kişilerin ABD'de kurdukları bir şirketin Hollanda'da yatırım yapması ya da bir yatırıma ortak ol­ması yabancı sermaye yatırımıdır.

Gelir getireceği, üretime katkıda buluna­cağı ya da reel mal ve vasıtaları artırmaya matuf olarak üretim araçlarına harcama yapmaya yatırım denir. Bunun bir ülkeden bir başka ülkeye yönelmesi onu yabancı ya­tırım haline getirmektedir.

Yabancı sermaye, yabancı menkul kıy­metlere yatırım ve reel üretim vasıtalarına yatırım şeklinde ikiye ayrılmakta, birinci­sine portföy yatırımı, ikincisine doğrudan yatırım denmekledir.

Yabancı sermaye neden bir ülkeden baş­ka bir ülkeye yatırım şeklinde yönelir?

Önce gönderen ülke açısından bakalım: Burada birinci neden, yüksek gümrük du­varları sebebiyle ihracatın yapılamadığı ama talebin yüksek olduğu piyasalarda, doğrudan yatırım kanalıyla verimsiz ser­maye kaynaklarını verimli hale getirmektir. İkinci neden, ülkeye kâr transferleri yoluyla kaynak aktarmaktır. Bir başka deyişle ucuz

işgücü kaynaklarıyla birleşen sermaye kay­naklarının yeterince ülkeye kâr transferi sağlamasıdır. Burada kârın oluşumuna kat­kıda bulunan avantajların da zikredilmesin­de yarar vardır. İçsel ekonomiler, tecrübe ve birikim avantajı, ucuz işgücü, taşıma maliyetlerinden kurtulma, vergi avantajla­rından kaynaklanabilir. Yabancı sermaye­nin başka ülkelerde yatırıma yönelmesinin nedenleri arasında piyasa payını korumak ya da artırmak olduğunu belirtilmelidir. Bir diğer neden de fırsat çeşitlendirme yoluyla faaliyeti kârlı kılma şeklinde ifade olunabi­lir. Görülüyor ki gönderen ülkenin ekono­misine büyük katkıları olan yabancı serma­ye yatırımları vageçilmez nitelik taşımakta­dır.

Gönderen ülke açısından kayıp hanesine yazılacak hususların başında sermaye çıkı­şının ödemeler bilançosu üzerinde doğur­duğu menfi etkisi gelir. Ayrıca dışa giden kaynakların büyümeyi yavaşlatabileceği ve vergi gelirlerinin azalacağı da menfi so­nuçlar olarak karşımıza çıkabilir. Ne var ki yatırımcı ülke açısından baktığımızda kâr transferlerinin bu menfilikleri ortadan kal­dıracak şekilde gelişme göstermesi müm­kündür.

Yabancı sermaye yatırımlarının yapıldı­ğı ülkeye müsbet ve menfi etkileri olacağı açıktır. Önce müsbet etkileri üzerinde dura­lım. Bunları şu şekilde sıralamak mümkün­dür.

Yabancı yatırımlar sermayenin kıt faktör olduğu ülkelerde kaynak tamamlayıcılığı yoluyla üretimin dolayısıyla milli gelirin artmasına katkıda bulunabilir. İkinci bir ya­rar, ödemeler bilançosunun bu yatırımlar yoluyla iyileşmesidir. Yabancı yatırım, ül­kede üreü'Iemeyen teknoloji getirdiği taktirde teknolojik birikime katkıda bulunabi­lir. Bunun yanında piyasa bilgi ve tecrübesi de sağlayabilir. İç piyasa yerine dış piyasa­ya yönelik faaliyet yapıyorsa ihracat gelir­lerinin artmasına ve bunun sonucu olarak da ödemeler bilançosu açıklarının kapan­masına yardımcı olabilir. Devletin vergi ge­lirlerinin artmasına da yardım edebilmeleri mümkündür. Ayrıca iç piyasada faaliyette bulunan yerli firmaların dışsal istifadeler elde etmeleri sonucunu da doğurabilirler. Çünkü piyasa tecrübesi, üretim kuralları, pazarlama faaliyetleriyle ilgili bilgi aktarı­mı sayesinde yabancı firmalar yerli firmala­ra yardımcı olabilirler. Yine emek talebini ve verimliliğini artırarak emek gelirlerinin nisbî payını yükseltebilirler.

Bütün bunlara rağmen yabancı sermaye yatırım kararının Önemli sakıncaları da var­dır: Ülke ekonomisinde ikili bir yapının or­taya çıkmasına sebep olarak ekonominin iç bütünleşmesine zarar verebilir. Ayrıca za­mansız kâr transferleriyle ödemeler bilan­çosunun dengelerini menfi yoldan etkile­mesi de ekonomi açısından iyi değildir. Ba-zan iç tüketim malları piyasasına yönelerek iç piyasada faaliyetle bulunan firmaları zor' durumlara soktuğu da bilinmektedir. Yine istihdam edeceği işgücünü yabancı ülkeden getirerek istihdama bir katkısının olmaması bir yana, gösteriş saikiyle tüketimi teşvik ederek ülkedeki sermaye birikiminin aley­hinde sonuçlara yol açabileceğini de belir­telim. Fakat bizce en önemli sakıncası iç çı­kar çevre ve gruplarıyla bütünleşerek ülke­de politik huzursuzluklara yol açması, hatta Şili'de olduğu gibi, siyasal iktidarın gelece­ği ile oynamaya kalkışma gibi sonuçlar do-ğurmasıdır.

Yabancı sermaye yatırımlarının kapitalizmi soluklandıracağı, azalan kâr hadlerini bir süre durduracağı ama kapitalizmin çö­küşünü Önleyemeyeceği şeklindeki marfc-sist tezin de henüz gerçekleşmediğini bu arada belirtmek gerekir. Ancak çokuluslu şirketler yeni bir istismar biçimini de gün­demde tutmaktadırlar.

Türkiye'de Yabancı Sermaye Yatırımla­rı: Osmanlı Devleti'nden önemli sayıda ya­bancı sermaye şirketi tevarüs edildikten sonra 1950'ye kadar Önemli yabancı serma­ye gelmemiştir. Yabancı sermayeyi 1925-45 arasında teşvikten ziyade eskileri milli­leştirme hareketi daha yaygındır. 1950 yı­lından itibaren yabancı sermayenin hem ya­bancı sermayeyi teşvik kanunları hem de petrol kanunları yoluyla teşvik edildiğini görüyoruz. Ne var ki 1954'te çıkarılan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanu-nu'na rağmen ülkeye eski millileştirmelerin verdiği ürkeklikle fazla yabancı sermaye girmediği de aşikârdır. 1980'lere kadar 6224 Sayılı Yasa ile verilen yabancı serma­ye izinleri 1979 ve Öncesi için 228 milyon dolardır. 1988 sonu itibariyle ise bu rakam 3 milyar 153 milyon 200 bin dolar olmuştur; sadece 1988 yılında 351 milyon dolar ya­bancı sermaye gelmiştir.

Tablodan da görüldüğü gibi firma sayısı daha az olmakla beraber gelen yabancı ser­mayenin % 53.43'ü imalat sanayiinde yatı­rım yapmıştır.

Yine imalat sanayiinde toplam sermaye­nin % 43.8'i yabancı sermayedir. En büyük oran olan % 65.39'la bu sütunda, tarım başı çekmektedir; ama firma sayısı düşüktür. Firma sayısı itibariyle başı hizmet sektörü çekmektedir, 728 firma bu sektörü gelmiş ve yabancı sermayenin % 40'ını getirmiştir, bu sektördeki sermayenin % 56.16'sı ya­bancı sermayeye ait bulunmaktadır.

Yabancı sermayenin geldiği ülke itiba­riyle dağılımı da şöyledir % 8.58'i ABD'ye, % 10.77'si Federal Almanya'ya, % 5.30'u Fransa'ya, % 5.89'u Hollanda'ya* % 13.4l'i İngiltere'ye, % 13.37'si isviçre'ye, % 14.28'i karma ülkelere aittir.

Emin ERTÜRK