Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 16. Sayfa

 

YETÎ

 

insanın doğuştan getirdiği psikolojik güçlerin her birine yeti (meleke) denir. Ye­tenek kavramıyla biçim ve anlam yönünden benzerlikleri olsa da aynı değildir. Yetenek kişinin Öğrenmeye dayalı olmayan doğal iş başarma gücü demekken, yeti kavramıyla daha çok insan psikolojisinin irade, hafıza, dikkat, yargı gibi güçleri anlatılır.

İnsanın doğuştan getirdiği güçler soru­nu, modern bilimin bugün geldiği noktada henüz belirlenemediği gibi oldukça tartış­malıdır da. Oysa insanın psikolojik yapısı­na, onun doğuştan getirdiği güçlerin işlev­leri toplamı olarak bakan anlayışlara sık sık rastlanmaktadır. Geleneksel tıpta ve Pla-ton'un ruh görüşünde bu anlayışların tipik örnekleri vardır. Platon insan ruhunu, başta yerleşen akıl, kalpte yerleşen isteme gücü ve karında yerleşen arzu ve iştah, bölümü olmak üzere üçe bölerek ele alır. Benzeri bir yaklaşım insan işlevlerini bitkisel, hayvanı ve aklî olmak üzere ayıran, fakat isteme gü­cü gibi akıl-dışı yetileri gözardı eden Aris­to'da da görülür.

Yeti kavramının modern kullanılışı ise onsekizinci yüzyılda Almanya'da Christian von Wolff (1679-1754) ve İskoçya'da Tho-mas Reid'in (1710-1796) öncülüğüyle ol­muştur. Eleştirel felsefenin ünlü filozofu İmmanuel Kant da (1724-1804) insanın zihinsel yetilerini bilişsel (cognitive), arzu ve duygu olmak üzere üçe bölerek insan psikolojisine yetiler toplamı olarak bakan düşünürler arasına girmiştir. Johann N. Te-tens de (1736-1807) benzer biçimde insan ruhunun güçlerini anlama, istek ve duygu diye üçe ayırır. Ona göre bu yetiler aracılı­ğıyla insan doğru, iyi ve güzeli yakalama fırsatını doğuştan elde eder. Yetilere dayalı insan psikolojisi anlayışı onsekizinci yüz­yılın sonunda Franz Joseph Gali (1758-1828) tarafından Frenolojinin kurulmasıy­la doruğuna ulaştı. Gall'e göre insanın yeti­leri doğuştan gelmekle kalmıyor, fakat aynı zamanda beynin özel çıkıntılarında özel ye­tiler bulunuyordu. Frenolojinin önde gelen isimlerinden Johann K. Spurzheim (1776-1832) bu tarzda beyne yerleştiklerini ileri sürdüğü otuzyedi farklı yetiden sözediyor-du. Bu noktada aynı dönemlerde yaşamış Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin benzeri yaklaşımları savunduğunu belirt­mek gerekir.

Onsekizinci yüzyıldan sonra yeti yakla­şımlarında belirgin bir azalma olmuştur. Modem psikoloji biliminin gelişimiyle de­neysel gözleme dayalı yaklaşımlar böyle hioptetik yaklaşımlara baskın çıkarak fre-nolojik iddiaların geçerli olmadıktan ispat­landı. Yeti kavramı kullanılıyor olsa bile, içerik değiştirdi. Yeti dendiğinde insanın doğuştan getirdiği yapısal öz değil, insanın ebeveynlerinden genetik yolla devraldığı; çevre ile etkileşimine bağlı olarak değişim gösteren kapasiteler anlaşılmaya başlandı.

Erol GÖKA