Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Zaman - İslami Bilgiler - 1. Sayfa

ZAMAN

 

Bir Önceki olaydan bir sonraki olaya gi­den süre şeklinde anlatılan zaman genellik­le fasılasız olarak düşünülen sürekli deği­şim olarak da tanımlanır. Bu bakımdan şim­di geçmişe dönüşür. Zamanın spesifik ve sı­nırlı müddetleri olan geçmiş, şimdi ve gele­cek, tek ve bütün zamanın parçalarını teşkil ederler.

Bir başka söyleyişle zaman; olayların akışında belirgin olmayan bir ortam mahi­yetinde algılandığından düşünceye bölün­mez surette ve bütünüyle veri olarak bulu­nan olgudur. Bu anlamda, içinde olayların gerçekleştiği mütecanis ve sonsuz ortam­dır. Nitekim Newton ve Clarck'ın görüşüne göre bizatihi var olan zaman, Leibniz ve Kant'ta ancak düşünce dahilinde, yani zih­nin kategorisinde var olabilir. Yani zaman, Leibniz ve Kan t'a göre ancak tasavvur edi­len bir şeydir. Tıpkı mekân gibi. Diğer ta­raftan zaman, insan şuurunun bir başka yü­züdür şeklinde tanımlanabilir. Zira insan, ruhsal ve fiziksel tecrübelerini, sosyal ve doğal çevresindeki gözlemlerini zaman sü­recinde yaşar. İnsan, akıp giden zamanda hisseder ve düşünür. Aynı zamanda, onda eylemde bulunun fırsatlar ve kayıplarla on-

da karşılaşır. Zaman, en az uzay kadar insa­nı şaşkınlık ve hayret içine düşüren bir kav­ramdır. Nitekim Bergson bu bağlamda "Biz zamanı düşünmüyoruz. Fakat yaşıyoruz. Çünkü hayat zihnin sınırını aşar" demekte­dir.

Kant'a göre zaman bir zaruri hazır olma, bir surettir. Bütün sezgilerin esasına şamil­dir. Çeşitli zamanlar bir ve aynı zamanın parçalandır. Zaman sonsuzdur demek; za­manın belirli bir kısmının onun kapsamında olması ve asıl olan tek bir zamanın sınırlan­dırılmasıyla mümkündür demektir.

İlk ünlü fakat halledilmemiş münakaşa, Antik Yunan'da, değişme ve oluşu irrasyo-nal (akıl-dışı) bir yanılsama olarak kabul eden Parmenides ile devamlılığın olmadı­ğını ve değişimin istisnasız herşeyin bir Özelliği olduğunu ileri süren Herakleitos arasında görülmektedir. Diğer bir önemli tartışma da yüzyıllarca sonra Ne w ton "un öğrencileri ile Leibniz arasında geçmekte­dir. Newton ve öğrencilerine göre zaman, olaylardan bağımsız ve olaylardan önceydi. Kendi ifadeleri ile söylersek: "Mutlak za­man ve matematiksel zaman, kendi başına ve kendi doğası gereği, hiçbir dış objenin münasebeti sözkonusu olmaksızın, değiş-mezcesine akar." Leibniz'e göre ise diğer bir açıdan bakıldığında, olaylardan bağım­sız bir zaman var olamaz. Zira zaman, olay­lar ve olaylar arasındaki ilişkiler tarafından şekillenmiştir ve o, sürekliliğin, ard arda gelişin evrensel düzenini teşkil etmektedir. Bu son doktrin, uzay ve zamanı birbiriyle ilişkili iki sistem olarak kabul eden uzay-zaman (space-time) doktrinine de öncülük etmiştir. Tüm bu tartışmalar pek çok düşü­nürün zaman hakkında şöyle bir inanca sa­hip olmalarına yol açmıştır ki buna göre, hâlin duyumsal bir yanılsama ile "şimdi" sözcüğü ile sınırlandığı algılanabilir veya sübjektif zaman kavramı ile» zamanın tüm anlarını kapsayan ve geçmiş, hâl ve gelecek olarak isimlendirdiğimiz olayların toptan, kompleks bir ilişkisi olarak düşünülebile­cek olan kavramsal veya objektif zaman kavramı arasında bir ayrım yapılmadıkça, zamanın toptancı (total) bir bakış açısı ile hesabının verilemeyeceği ve tanımının ya­pılamayacağı söylenmektedir.

Zaman konusunda mevcut bulunan bu güçlükler sözkonusu olduğunda, filozofla­rın iki gruba bölünme eğiliminde oldukları gözlenmektedir: "Süreç filozofları" ve "Çe­şitliliği (manifold) savunan filozoflar". Sü­reç filozofları -örneğin 1947'de ölen bir Anglo- Amerikan metafızikçisi olan Alfred North Whitehead- zamanın akışının önemli bir metafiziksel gerçek olduğunu iddia et­mektedirler. Fransız sezgici filozofu Henri Bergson, bu akışın sadece akıldışı sezgi ta­rafından kavranabileceğim söylemektedir.

Çeşitliliği (manifold) savunan filozoflar ise zamanın akışının bir yanılsamadan iba­ret olduğunu belirtmektedirler. "Geçmiş" ve "gelecek", olayların gerçek yansıtıcısı, habercisi (müsnedi) değildirler. Onların na­zarında değişme, gerçek değişim değildir.

Zaman kavramı sözkonusu olduğunda özellikle matematikçileri ilgilendiren bir diğer sorun da zamanın Ölçümü (metric) problemidir. Zamanın ölçümü problemini insanların ilk olarak, eskiçağlardan beri "saat zamanı" kavramı ile çözmeye çalıştık­ları gözlenmektedir. "Aynı sebepler eşit fa­sılalarda aynı eserleri doğurur" düşüncesin­den çıkmış gibi görünen saat zamanı, sürek­li bir harekeli sayı cinsinden ölçmek üzere türlü şekillerde kullanılmıştır. Fakat, bu noktadan hareketle oluşturulan saat, lakvim ve yıllıklar, aralıkları kesin olarak göstere­medikleri için bütün olayların ölçümünde kullanılamamaktadırlar.

Saat zamanın taşıdığı güçlükleri çözmek için daha ileriki yüzyıllarda, yeryuvarlağı-nın ekseni etrafında dönmesinin Ölçülmesi yoluyla "sideral zaman" kavramı ile soruna yaklaşılmaya çalışılmıştır. Fakat, dünyanın ekseni etrafındaki dönüşünün de saat zama­nı ile tespit edilmesinden dolayı, sideral za­man ile saat zamanın her zaman için birbir­lerine uyum sağlamadıktan gözlenmiştir. Ancak, sideral zamanın, diğerine göre daha bir sabit Ölçü olduğu da bir gerçektir.

Zamanın bir değişmez (invariant) olarak kabul edildiği relativite teorisi ile Einstein fiziği yeni bir zaman anlayışını doğuruyor­du: Elektromanyetik zaman. Bu zaman kavramı yeni bir mekân anlayışını da bera­berinde getiriyordu. Elektromanyetik za­man kavramı, dalga mekaniğindeki pek çok çelişkileri de ortadan kaldırıyordu. Bu dal­ga mekaniği eski zaman, mekân ve maddî kütle kavramlarına dayanmaktaydı. Einste­in ise kâinatın temel ölçüsünün elektroman­yetik zaman olduğunu, mekanik zaman an­layışının ise sadece mekanik olayları açık­lamak için kullanılabileceğini söylüyordu. Diğer bir ifade ile, eski zaman kavramı (me­kanik zaman), ancak elektromanyetik za­man kavramının Özel bir hali olarak doğru­luk değeri taşıyabilmekte idi.

Zaman konusunda diğer bir sorun da za­manın düzenine ilişkin oluşdur. Bu, zama­nın akış düzenine ilişkin bir sorun olup za­manın ölçümü probleminden daha temel bir sorundur. Bir olgunun diğer bir olgudan "daha önce" veya "daha sonra"! iğ in ı tartış­maya açan bir sorundur. Bu sorun, düşünürleri determinizm-indeterminizm konusuna götünneye yeterli bir konumdadır. Ayrıca, zaman sıralaması tanımı, eşzamanlılık tanı­mını da gündeme getirmektedir. İki olaya, biri öbüründen daha önce ya da daha sonra değilse, eşzamanlı veya zamandaş demek­teyiz. Aynı mekanlardaki ve aynı zamanda­ki olayların eşzamanlılık açısından taşıdığı güçlükler de yukarıda bahsedildiği üzere Einstein tarafından çözüme kavuşturul­muştur.

İnsan aklı değişik zaman düzenlerini dü­şünüp oluşturmaya yeteneklidir. Nitekim klasik fizik zamanı bir düzeni, ışığın hızını sabit tutan Einstein fiziğinin zamanı ise başka bir düzeni içermektedir. Dünyamız için hangi zaman düzeninin geçerli olduğu ise hâlâ çözüm bekleyen, tazeliğini ve gün­celliğini yitirmemiş sorunlardan birisidir.

Zaman ile ilişkili olan süre (müddet) ve­ya birbiri ardına devam etme (süreklilik) ol­gularının farklılığını gözönünde tutmak ge­rekir. Gerçekte süre veya süreklilik kav­ramları şuurun özsel ve temel bir verisidir. Çünkü şuur halleri ancak devam etme, sü­reklilik olarak görülebilir. Süreklilik, birbi­rini izleyen an'Iar silsilesinde imtidad eder. Bu noktada İslâm düşüncesinin zamanı ya­ratılmış bir varlık ve an olarak tanımlaması önem arzeder. Onun için zaman ile İlişkili veya onun şart ve duruma göre nitelenmesi demek olan vakit, asr, dehr vb. kavramlar yaratılmış olması bakımından hep an ya da hâlin çeşitliliğini anlatır.

Ali DÖLEK