| OBA |
Ev biçimi, birkaç direkli, uzun bölüntülü keçeden yapılmış
göçebe çadırı. * Çadırlardan müteşekkil küçük topluluk. * Göçebe ailesi.
Çadır halkı. |
| OBJEKTİF |
Fr. Hakikatı olduğu gibi aksettiren. * Fotoğraf makinası ve dürbün
gibi cihazlardaki mercekler. * Gaye. * Fls: Varlıkla alâkalı. |
| OBÜS |
Ask: Dikey veya dalıcı atış yapabilen, oldukça kısa namlulu top.
Obüsler Milâdi 16. asırda icad olunmuştur. Bir mânianın arkasında bulunan
ve bu sebeple doğruca görülemeyen düşman mevzilerinin yüksek münhanilerle
aşırılmak suretiyle endaht yapmak maksadıyla icad edilmiştir. |
| OCAK İMAMI |
Tar: Yeniçeri Ocağı'nın imamı. Cami-i Miyane adını alan ve ilkin
mescid halinde bulunan Orta camii, Hicri 1000 senesinde büyütülerek cami
haline getirilmiştir. Camiin imamı, hatibi, müezzini, muarrifi ve kayyumu
vardı. İmam, Yeniçeriler arasında okuyup yazan ve tahsil görenlerden seçilirdi. |
| OD |
t. Ateş, nar. |
| OFİS |
Fr. Yazıhane, daire, büro. |
| OĞLAK |
Keçi yavrusu. |
| OK |
Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa
gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe
verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış
ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir. (O.T.D.S.) |
| OKİYYE |
(Veya hemzenin hazfı ile "Vekiyye") Eskiden kullanılan
bir ağırlık ölçüsü. Yerlere ve muhitlere göre değişir. Dörtyüz dirhem ağırlık.
Yedi miskal veya kırk dirhem ağırlık. Şer'an kırk dirhem kabul edilmiş.
En tanınmışı dörtyüz dirhemdir. (Bak: Direm) |
| OKKA |
t. Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Dörtyüz direm ağırlık.
Okiyye. (Bak: Direm) |
| OKYANUS |
Büyük deniz. Bahr-ı muhit. * Arapça büyük lügat kitabı. |
| OLİGARŞİ |
Yun. Siyasi iktidarın, bir zümreden olan kişilerin elinde bulunması. |
| OPERASYON |
Fr. Bir cerrahın canlı bir vücut üzerinde yaptığı cerrahi müdahale.
Ameliyat. |
| ORAN |
Ölçü, mikyas. * Biçim, tenasüb, endam. * Tahmin, keşif. |
| ORDU |
t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit
yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten
biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi. * En büyük askerî birlik.
* Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi. (Maarif
Ordusu, İlim Ordusu gibi mecazî olarak da söylenir.) |
| ORDU-YU MÜBLÂ |
Perişan edilmiş, dağıtılmış ordu. |
| ORDU (URDU) DİLİ |
Pakistan'da Müslümanların konuştukları Arapça, Türkçe, Farsça ve
Hintçeden müteşekkil olan dil. |
| ORDUGÂH |
f. Ordunun konakladığı yer. Açıkta konaklayan ordunun konaklama
yeri. |
| ORGAN |
t. Uzuv. Canlılarda belli bir vazifeyi yapmak için bir arada yaratılmış
nesiclerin teşkil ettiği vücud parçası. (El, ayak, baş, göz.. gibi) * Bir
fikre, bir gayeye hizmet için çalışan. * Âlet. |
| ORGANİZASYON |
Fr. Düzenleme, hazırlama, tanzim. * Teşkilât. |
| ORHAN GAZİ |
(Mi: 1288 - 1359) Osmanlı Devletinin kurucusu olan Babası Osman
Gazi vefat edince (1326) Onun yerine tahta geçti. Onu yetiştiren, Hocası
Şeyh Edebâli idi. Genç yaşta gazi akıncılar arasına karıştı, çok cesur ve
atılgandı. Akıncı Gaziler onun oğlu Süleyman Paşa kumandasında Rumeli'ye
geçtiler. Türbesi Bursa'dadır. (R. Aleyh) |
| ORİJİNAL |
Fr. Bir şeyin aslı. Tuhaf, garib hâli olan. * Değişik. * Nev'i
şahsına mahsus, kendine mahsus. * Vasıf ve keyfiyetleri cihetinden benzerlerinden
ayrı ve üstün. * Bir nümuneye göre olan. |
| ORSA |
Yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgârın estiği cihete yaklaştırarak
seyretmek hâli. * Geminin sol tarafı, iskele. |
| ORTODOKS |
Yun. İtalya'daki Papalığa bağlı olmayıp, İstanbul'daki Fener Patrikhanesine
bağlı Hristiyan. Doğu kilisesine ve an'anelerine sıkı sıkıya bağlı Hristiyanların
mezhebi. |
| ORUÇ |
(Bak: Savm - Ramazan)(Oruç en gafillere ve mütemerridlere za'fını
ve aczini, fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtası ile midesini düşünüyor.
Midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor.
Ne derece merhamete ve şefkata muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin fir'avunluğunu
bırakıp kemal-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder
ve bir şükr-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet
kalbini bozmamış ise... M.) |
| OSMAN (R.A.) |
Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en yakın
sahabelerinden, Aşere-i Mübeşşere'den ve İslâmiyet için en çok fedakârlık
gösterenlerdendir. Hz. Talha ve Zübeyr'den evvel imana geldi, iman edenlerin
beşincisi oldu. Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın üçüncü halifesi
ve damadıdır. Hazret-i Osman (R.A.) çok zengindi. Bütün malını Peygamberimiz
ve İslâmiyet için feda etti. Çok hayâ ve hilm sahibi idi. Peygamberimizin
(A.S.M.) iki kızı ile evlenmek nasib olduğu için kendisine "Zinnureyn"
nâmı da verilmiştir. Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) toplayıp cem'ettiği Kur'ân-ı
Kerim nüshalarını teksir ederek mühim merkez ve vilâyetlere gönderdi. Sekseniki
yaşında şehid edildi. (R.A.) |
| OSMANÎ |
(Osmaniye) Osman'a ait, mensup. * Osmanlı devletine mensup. Osmanlılarla
alâkalı. Osman oğullarına ait. |
| OSMANİYÂN |
(Osmanî. C.) Osmanlılar. |
| OSMANLI |
Osmanlı Devleti teb'asından olan. * Anadolu Selçuklu Devleti'nin
Bizans sınırındaki Beyliğin reisi olan Ertuğrul Bey'in vefatından sonra,
Mi: 1288'de yerine geçen Osman Beyin kurduğu devlete mensup olan. |
| OSMANLICA |
Osmanlıların konuştuğu dil olup, Türkçe, Arapça ve Farsçadan müteşekkildir. |
| OST |
(Bak: Heme ost) |
| OTAĞ |
Padişahlarla vezirlere mahsus çadırlar. Bunlardan padişahlarınkine
"Otağ-ı Hümayun", sadrazamınkine ise "Otağ-ı Asafî"
denilirdi. |
| OTOMATİK |
Fr. Kurularak veya vakti gelince harekete geçen, işleyen. |
| OTORİTE |
Fr. Kumanda etme hakkı, itaat ettirme iktidarı. * İdari veya siyasi
iktidar. * Muhakemeleri veya doktrini umumiyetle doğru olarak kabul edilen
ve bir sahada derinleşmiş olan şahıs veya eser. |
| OZAN |
t. Edb: Eski Türk şâiri ve âlimi. |
| ÖMER (R.A.) |
Resül-ü Ekrem'in (A.S.M.) ikinci halifesi, Aşere-i Mübeşşere'den
ve sahabenin en büyüklerindendir. Çok âdil, âbid, zâhid ve merhametli idi.
Fakirce yaşadı. Adaleti, şecaat ve cesareti, İlâ-yı Kelimetullah için fedakârlığı
meşhurdur. Çok Hadis-i Şeriflerle medhedildi. Zamanında çok fütühat ve ilerleme
kaydedildi. Hilâfeti esnasında bütün Âlem-i İslâm, Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselâm'ın devrindeki gibi huzur ve rahat içinde yaşadı. Onbuçuk sene yedi
gün, dünyada hiç kimseye nasib olmayan bir adâlet içinde halifelik yaptı,
63 yaşında iken şehid edildi. (R.A.)Hak ile bâtılı ayırmada çok mâhir olduğundan
Resül-ü Ekrem (A.S.M.) kendisine Ömer-ül Fâruk ismini vermiştir.Bir zaman
Hz. Ömer Radıyallâhü Anhu demiştir ki: Üç şey olmasa Hazret-i Kibriya'ya
göçmek isterdim:1- Allah yolunda yürümek.2- Alnını toprağa sererek secde
etmek.3- En güzel semereleri toplar gibi, sözün güzelini veren insanlarla
sohbet etmek. |
| ÖMER BİN FARID |
(M. 1180-1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir
ve mutasavvıf olup büyük şâirlerdendir. Divanı vardır. |
| ÖMER HAYYAM |
Çadırcı Ömer mânâsında olan bu kelime, İran'ın meşhur hayâlperest
ve içkiden çok bahseden bir şâirinin adıdır. |
| ÖMER İBN-İ ABDÜLAZİZ |
(Hi: 60-101) Emevî Devleti halifelerinden olup Hz. Ömer'in ahfadındandır.
Siyaset âleminde bir dâhi ve adâlette bir ikinci Hz. Ömer'di. Malatya'yı
Rumlardan yüzbin esir mukabilinde satın aldı. Zehirlenerek şehid edildi.
(R. Aleyh) |
| ÖMR |
Yaşama, hayat, yaşayış. |
| ÖMR-Ü CAHİM |
Cehennem hayatı. |
| ÖMR-Ü CÂVİD |
Ebedî hayat. |
| ÖMR-Ü GÜZEŞTE |
Geçmiş ömür. Geçmiş hayat. |
| ÖMR-Ü HAZİN |
Hazin ömür. Hüzünlü hayat. |
| ÖMR-Ü SÂNİ |
İkinci hayat, âhiret hayatı. |
| ÖMR-Ü TAVİL |
Uzun ömür. |
| ÖMR-Ü ZÂİL |
Geçici ömür, fani hayat. |
| ÖMRE |
(Bak: Umre) |
| ÖRF |
İnsanlar arasında güzel görülmüş, red ve inkâr edilmeyip mükerreren
yapılagelmiş olan şeydir. Bu kelime; ihsan, ma'ruf, cud, sehâ, bezl ve atâ
olunan, atiyye, tanımak, bilmek, biliş, ikrar eylemek, arka arkaya tetebbu
ve tevâli etmek, Allah (C.C.) tarafından ulülemre ve Sultana tevdi' olunan
hüküm, müstahsen, yani Hazret-i Peygamberin (A.S.M.) iyi gördüğü şeyler,
gibi mânalara gelir. * Fık: Şer'an ve şeriata bağlı. Akl-ı selim sahiplerince
müstahsen olup münker olmayan şey demektir. Örf, şeriata eğer muhalif olursa,
gayr-i meşru olur, onunla amel edilmez ve onun izâlesi lâzım gelir. |
| ÖRF-İ NÂS |
f. İnsanların âdet edindikleri, beğendikleri alışkanlık hâlleri,
an'aneleri ve telâkkileri. |
| ÖRFEN |
Örf bakımından, âdetlere göre. |
| ÖRFÎ |
Âdete âit ve onunla alâkalı. |
| ÖRFÎ İDARE |
(İdare-i örfî) Askerî kuvvete ihtiyacı gerektiren ve cemiyet hayatında
zuhur eden müşkil hallerde vaktin icablarına göre ve vaziyet düzelinceye
kadar sivil idare yerine askeri idare konması. Sıkı yönetim. |
| ÖRFİYAT |
Örf, âdet ve geleneğe bağlı olan şeyler. |
| ÖŞÜR |
Ondalık, onda bir. Mahsullerden, Kur'an-ı Kerim hükümlerince onda
bir olarak alınan zekât. |
| ÖŞR-Ü MİŞAR |
Onda birin onda biri, yâni yüzde bir. |
| ÖŞR-Ü MİŞAR-I AŞİR |
Binde bir. |
| ÖZÜR |
Bir kusurun afvı için gösterilen sebep. * Bahane, sebep. * Mâni,
engel. Kusur, nakise, sakatlık. * Fevz. Zafer. * Bir adamın kusur ve kabahatinin
çok olması. * Fık: Abdesti bozucu ve devamlı olan şey. |
| ÖZÜRHÂH |
f. Özür dileyen. Özür dileyerek affını isteyen. |