Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Baslang - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: Başlangıcından Günümüze tasavvuf – Doç.Dr.Ahmet Kırkkılıç, Timaş Yay., İst-1996

 

Mezhepler ve tarikatlar (S.8-18)

ABADİYE

ABBASİYE

ABDALLIK

ABDÜSSELÂMİYE.

ABİDİYE

ACARİDE

ÂCİZİYE

ADİLİYE

AFİFİYE

AFT AHİYE

AHÎLİK

AHİYE

AHMEDÎLİK

AHMEDİYE

AHNESİYE

AHRARİYE

AHŞEDİYE

ALEVÎLİK

ALİYE

ALV ANİYE

AMMARİYE1

AMMARİYE2

AMRİYE

ARUSİYE

ASS ALİYE

ASVARİYE

AŞKİYE

AŞURİYYE

ATAİYE

AYDERUSİYE

AZÂFİRA

AZİRİYE

AZİZİYE

AZRAKİYE

BABAÎLİK

BABEKÎLİK

BABÎLİK

BABİYE

BAHAÎLİK

BAHAİYE

BAHŞİYE

BAKIRÎYE

BAKLİYE

BATINÎLİK (Esoterisme)

BAYRAMÎYE1

BAYRAMİYE2

BAYRAMİYE-İ  ŞEMSİYE

BAYYUMİYE

BEDEVİYE

BEDAİYE

BEDREDDİNÎLİK

BEDRİYE

BEHŞEMİYE

BEKRİYE

BEKTAŞÎlİK

BENANIYE

BERGÛSİYE

BERKUKİYE

BEYANİYE   1

BEYANİYE  2

BEYAZİYE

BEYHESİYE

BEYYUMİYE

BİBERİYE

BİKRİYYE

BİSTAMİYE

BİŞRİYE

BİTRİYE

BOHORA

BUHURİYE1

BUHURİYE2

BURHANİYE

BUTRİYE

CAFERİYE l

CAFERİYE2

CAHİ.DİYE

CAHİZİYE

CAMİİYE

CAMİYE

CARUDİYE

CAVİDANÎLİK

CAVLAKİYE

CEBERTİYE

CEBRETİYE

CEBRİYE

CEHMİYE

CELVETÎYE

CEMALİYE l

CEM ALİ YE 2

CENAHİYE

CERRAHİYE

CEZULİYE

CİBAVİYE.

CİHANGİRİYE

CUBBAİYE

CÜNDELİYE

ÇEPNîLİK

ÇERKEŞİYE

ÇEŞTİYE

ÇİŞTİYE

DAUDÎ

DEHRİYE

DEMİRTAŞİYE.

DERDİNİYE

DERKAVİYE

DESSUKİYE

DİRARİYE

DIRDÎRİYE

DİRİNİYE

DÜCANİYE

DÜRDÜRİYE

DÜRZÎLİK

DÜRZİYE

DÜSUKİYE

EBADÎLİK

EBHERİYE

EBÜLVEFAİYE..

EDHEMİYE

EFLÂKİYE

EFTAHİYE

EHDELİYE

EHL-İ  SÜNNE.

EKSERİYE l

EKBERİYE2

ERDEBİLİYE

ESEDİYE

EŞ'ARİYE

EŞREFİ YE

EVLÂD-I NUH

EZAFİRE

EZARİKA

EZELÎLİK

EZHERİYE

FAZILİYE

FENAİYE

FENARİYE

FERAİZİYE

FEYZİYE

FİDAVİYE

FlRDEVSİYE

FU ADİYE

GALİYE

GARİBİYE

GASSANİYE

GaYLANİYE

GAZİYE

GAZZALİYE

GÖRANLAR

GULAT-I  ŞİA

GURABİYE

GÜLŞENİYE

HABITİYE

HADBİYE

HADESİYE

HAFİFİYE

HAKAİKİYE

HALEFİYE

HALETİYE

HALİDİYE

HALİFİYE

MALİLİYE

HALİSİYE

HALLACİYE

HALLACI YE

HALVETİYE

HAMEDİYE

HAMMARİYE

HAMZAVİYE

HANBELÎLİK

HANEFÎLİK

HANEFİYE

HARFİYE

HARİCÎLİK   l

HARİCÎLİK 2

HARİRİYE

HASANİYE

HASIRİYE

HAŞAVİYE

HASBİYE

İSMAİLİYE  1

İSMAİLİYE 2

İSNAAŞERİYE

İŞRAKIYE

İVADİYE

KA'BİYE

KADERİYE

KADİRİYE

KADİYANÎ

KALENDERÎLİK

KÂMİLİYE

KARABAŞİYE

KARİBİYE

KARMATÎLİK

KASANİYE

KATT ANİYE

KÂZİRUNİYE

KEMALİYE

KERRAMİYE

KEŞFİYE

KEYSANİYE

KEYYALİYE

KIZILBAŞLIK

KİYALİYE

KONYAVİYE

KUREYBİYE

KUŞADAVİYE

KÜBREVİYE

MADAVİYE

MALİKÎLİK

MANSURİYE   l

MANSURİYÇ  2

MANSURİYE  3

MARİKA

MARUFİYE

MARUFİYE

MATURİDİYE

MAYMUNİYE

MAZDEKİYE

MAZHARİYE

MAZİARİYE

MEHDEVİYE

MEHDİYE

MELÂMİYE

MELÂMİYE-İ BAYRAMİ YE..

MELÂMİYE-İ HAMZAVİYE

MELÂMİYE-İ KASSARİYE

MELÂMİ YE-İ NURİYE

METURİYE

MERİSİYE

MEŞŞAİYE

MEVLEVÎLİK

MEYMUNİYE

MISRİYE

MİSTARİYE

MUAMMERİYE

MUELLİHE

MUEVVİLE

MUFADDILA

MUFAVVIZA

MUGİRİYE

MUHAMMEDİYE

MUHAMMİNA

MUHAMMİRE

MUHTARİYE

MUKANNAİYE

MURADİYE

MURDARİYE

MUSEVİYE

MUSLİHİYE

MUSTARİYE

MUTEZİLE

MUVAFIKİN

MÜBAREKİYE

MÜBTEDİA

MÜCEDDİDİYE

MÜCESSİME

MÜDEYMİYE

MUELLİHE

MÜRCİE

MÜRSİYE

MÜSTEDRİKE

MÜŞEBBİHE1

MÜŞEBBİHE2

MÜTELÂMİYE

MÜTEVALİ

NACİYE

NAİMİYE

NAKISİYE

NAKŞİBENDİYE

NASIRİYE1

NASIRİYE2

NASİBİYE

NASUHİYE

NAVASIB

NAVUŞİYE

NAZZAMİYE

NECAfîYE

NECCARİYE

NECEDAT

NEFSİYE

NİMETULLAHİYE

NİYAZİYE

NİZAMİYE

NİZARİYE

NOKTAVÎ

NOKTAVÎIİK

NUMANİYE

NURBAHŞİYE

NURCULUK

NUREDDİNİYE

NURİYE l

NURİYE2

NURİYE3

NURİYE4

nusayriye

nükkâriye

nümeyriye

osmaniye

rafızîlik

ramazan! ye

RAUFİYE

RAVENDYE

REŞADİYE

REVŞENİYE

REZAMİYE

RİCİYE

RİFAÎLİK

RÎZAMİYE

RUFAÎLİK

RUMİYE

RUŞENlYE

RUZUKİYE

RÜKNİYE

SABBAHİYE

SABBE

SABİRİYE

SADİYE

S ADİYE 2

SAFAVİYE

SALÂHİYE

SALİBE...,,.

SALİHİYE

SARLİYE

SAVİYE

SAYY ADİYE

SEB'İYE

SEBEİYE   l

SEBEİYE  2

SEBEİYE   3

SEB'İYE

SEBŞEBİÎYE

SELÂMİYE

SELEFİYE

SEMMANİYE

SEVB ANİYE

SEZAİYE

SİN ANİYE

SİNNAVİYE

SİYASİYE

SUFRİYE

SURHUBİYE

SUSANİYE

SÜHREVERDİYE l

SÜHREVERDİYE2

SÜLEYMANCILIK.

 SÜLEYMANİYE1

SÜLEYMANİYE 2

SÜMBÜLİYE

SÜMENİYE

SÜMMANİYE

SÜNBÜLİYE

SÜNNÎLİK

ŞAB ANİYE

ŞABAŞİYE

ŞAFİÎLİK

ŞAHHAMİYE

ŞATTARİYE

ŞAZİLİYE

ŞEMSÎLER

ŞEMSİYE

ŞEREFİYE

ŞEYHÎLİK1

ŞEYHÎLİK2

ŞEYHÎYE

ŞEYTANİYE

ŞİA

Şiî

Şia-i Ulâ

Usul-i Şia

ŞUAYBİYE

ŞUMEYTİYE

SURAT

ŞUREYKİYE

ŞUTTAR

TAGLEBİYE

TAHTACILIK

TALİMİYE

TARAKİYE

TAUSİYE

TAYFURİYE

TEBERRAİYE

TENNURİYE

TEVVABİN

TİCANİYE

TUMANİYE

TUNİYE

UBEYDİYE

ULYANİYE

UŞŞAKİYE

VAHİDİYE

VAİDİYE

VAKIFİYE

VASİLİYE

VEFAİYE1

VEFAİYE2

VEFAİYE3

VEHHABİYE

VELEDİYE

YAFİİYE

YAHOVA ŞAHİTLER

YAMİYE

YESEVİYE

YEZİDÎLİK

YUNUSİYE

ZAFERANİYE

ZAFİRİYE

ZAHİDİYE

ZAHİRİYE

ZERRAMİYE

ZERRARİYE

ZERUKİYE.

ZERRİNİYE

ZEYDİYE

ZEYNİYB

ZİYADİYE

ZUHARİYE

ZÜHRİYE

 

1.                       İbrani filozoflarınca Kabala (Cabbala) denen Yahudi mistizmi (S.57-59)

     İbranî filozoflarınca Kabala (Cabala) denen Yahudi nazarıyatına göre Hz. Musa (a.s.) Ledün ilmini Mızırdan (a.s.) öğrenir ve bunu Tur-ı Sinada yetmiş kişiye öğretir.Diğer bir görüşe göre Kabala prensipleri tıpkı Tevrat gibi Allah (c.c.) tarafından inzal edilir ve Hz. Musa (a.s.) tarafından Tur-ı Sinada halktan yetmiş seçkin kişiye tebliğ ve teslim edilir.

Kâinat, ilâhî kelâmdan ve harflerden ibarettir. Allahm (c.c.) kendi nurundan ilk yarattığı şey, kelâmdır. Kelâm ise harflerden ibarettir. İbranî alfabesinde harf adedi ise.yirmi ikidir. Yirmi iki sayısına birden ona kadarki âslî harflerin toplamı olan on sayısı ilâve edilince, otuz iki rakamı elde edilir. Bunlar kainatın unsurlarıdır. Yirmi iki harfüçt yedi: ve on iki sayılarında kısırnlara ayrılır.Üç harfe analar denir. Bunlar unsurlardan hava,su,ateş;sene taksimatlarıından yaz kış ile ilk ve sonbahar; vücuttaki baş, kalb (göğüs), batın (mide)'a işarettir. Böylece bir teslis oluşur. Yedi harf semada yedi gezegen, baştaki iki göz, iki kulak, iki burun delikleri ile ağza işarettir. Yedi rakamının hurufilerdeki yorumlanması da hemen hemen bu şekildedir.Hatta"onların değişik şekillerde de olsa otuz iki sayısına itibarları haylî ilginçtir. On iki.harf de an iki burç, on iki ay ile vücuda ait görme îşîtme, koklama, konuşma, beslenme, çiftleşme, yürüme, kızma, gülme, düşünme, uyuma ve bir şey yapmaya delâlet eder.

İbranî din felsefesi Kabalizm (Cabalisme)'in diğer bir yönü de, harflere değerler izafe ederek bazı garip sonuçlar çıkarmaktır.

Mevcudat gerçek vücudun suret ve temsillerinden ibarettir. Gerçek teklik sonsuz vücut(Ana)'dan başka varlık yoktur.. Bilinmez hâlde olan Allah (c.c.), tezahür etmek ister ve zatî nurunu temerküz ettirir ve parlak bir nokta hâtinde vücudtu başlatır.

Tevratla Allahm (c.c.) kudretinin kelâm şeklinde tecellisiyle mevcudatın yaratıldığı ifade edilmesine rağmen Kabalada insan zihni ile varlık arasındaki ilgiden doğan işaretlerden başlayarak vahdaniyet ve hilkat gibi yüksek kavramlara varılır.

Sefirotlar, üç sınıflı ayrılır (teslis); varlık ve fikrin aynı olduğu âlem-i makul, güzelliğin kaynağı hayrın olduğu tecelliyat Âlem-i mahsus ve-cismanî mahiyetteki âlem-i tabiîdir. Bu teslis başka bir teslisi oluşturur. mutlak vücut {taç veya ilk cevher), hüsn (Yüksek ahlâklılık veya vücut fikri), felek (kudretin mezahiri olan tabiat veya saltanat). Allah (c.c.) bu mertebeyi yarattıktan sonra Yehova ismiyle anılmak istemiştir. Kabalistlere göre vücudun hakikî şekilleri nezd-i ilâhîde malûmdur. Esfel âlem, a'la~âlemin küçük bir misalidir. Zohara göre İblis de dahil hiç bir şey aslen kötü değildir. Sonunda Cehennem dahi ortadan kalkıp cennet olacaktır.

Meleklerin her biri, âlemde bir işi icra ile mükelleftir ve bunlar tabiatin müşahhas güçleridir. İnsandan daha düşük derecededirler. İnsan ise yaratıkların en mükemmeli ve küçük ölçüde bir özetidir. Manevî insan, ilâhî teslisin örneği olarak üç kısımdan oluşur.

l Nefs-i natıka

2.    Ruh

3.     Hayvanı ruh.

Esirî bir madde olan ruh, tenasühe tabidir. İlirn ye irfan elde edinceye, hakikate ulaşıncaya kadar dünyaya gelmek zorundadır. Ruh bu çilelerin sonunda kelâm sahibi olan Allaha (c.c.) varabilir. Fakat bu sonuç, itikatla ölmeden önce de elde edilebilir.

Bunun için Allahı (c.c.) sevmek ve onu akıl yolundan çok , kalp nuru ile anlamak, gereklidir. Bahsedilen itikadın iki derecesi vardır.

1.      Havfve rica

2.      Muhabbet.

Aşk ve kalb nuru ile ruh kendi benliğinden sıyrılırken Allahın (c.c.) irade ve tefekkürü içerisinde kendini eritir. İnsan, böylece ilâhî tecelliye mazhar olur.

Kabalizm İslâm dünyasında Batınîler tarafından benimsenerek Hurufîlik,

Kalenderîlik, Noktavîlik      adı altında yayılma imkânı buldu. Bunların

maksadı ise hilafeti kaldırıp bir nevi İslâm papalığı sayılabilecek imameti getirmekti.

Yahudilik, bütün insanların inançları  ne olursa olsun, aralarında putperestliği ret ve içlerinde ahlâksızlıktan sakınma'nın da olduğu Hz. Nuha (a.s) verilen yedi  emri yerine getirerek kurtuluşa ereceklerini de ileri

sürer'

 

2.                       Hristiyan mistizmi (S.59-62)

Büyük dinler, Şark ve Garp dinleri diye ikiye ayrılır. Hinduizm ve Brahmanizm Şark dinleridir, Yahudilik, Hristiyanîık ve İslâmiyet ise Garp dinleridir. İlk gruptakiler panteistik , ikinci gruptakiler teistik karakterdedir.

Panteistlere göre ''kainat Allahın (c.c.) sudur ve tecellisidir" Teistler ise kâinatın yaratma fiiliyle ortaya çıktığı yani Allah (c.c.) ve dünyanın iki ayrı varlık olduğu görüşündedirler. Garp dinlerinde ancak Hristiyanlıkla İsanın Allah (c.c.) ile birleşmiş kabul edilmesi istisnaî bir durumdur. Yahudilik ve İslâmiyetle halik ile mahlûk arasında tasarlanamayacak ölçüde bir fark vardır.

Hristiyanlık;, Tanrı'nın varlığı, ruh ve beden ayrılığı, hürriyet kavramı gibi felsefî ilkeler getirdi, insanın tabiatı düşünceyle kavrayabileceği fakat tabiatın insanı kavrayamayacağı gerçeğini kabul etti. St. Augustinusla birlikte insanın iç dünyasına yöneldi. Ona göre yeryüzü, ahiret hayatının başlangıcıdır. Gaye kutsal ruh içinde, Mesih sayesinde Tanrı ile birleşmektir.

Meister Eckharftn

"Benim gözüm ve Allahın (c.c.) gözü bir ve aynidir", "Allah (c.c.) ve ben, biz biriz"

gibi Hallac-ı Mansurun sözlerini hatırlatan ifadeleri kilisece dalalet olarak yorumlanmıştır.

Aslında ilk üç İncil (Matta, Luka, Markus) Arayı mistik olarak göstermediği hâlde St. John İncilinde Jesus ağzından söyletilen

"Ben ve benim pederim bir ve aynidir", "Beni görmüş olan kimse pederi görmüştür", "Ben pederin içindeyim ve peder benim içimdedir"

gibi birkaç söz İsanın (a.s.) Allah (c.c.) ile ittihadına delâlet eder.

Bazı Hristiyan mistiklerinde görülen ittihat fikri, Hint mistisizmindeki Veda (ilim)'ların tefsiri ve kutsal Vahy anlamındaki Upanishatlardan Mandukya Upanishattaki

"Birleştirici  şuurda, bölünmez şuurda bütün kesret tamamiyle yok olmuştur"

ifadesi ile Platindeki "Gören ve görünen birdir"

düşüncesinden oluşur ve Hristiyan mistikleri de bu felsefeyi tecrübelerinin bir parçası olarak ileri sürmüşlerdir. Bu, kilise doktrini ile çatıştığı için mistikler görüşlerini tevile çalıştılar. Onlar ittihadı, ayniyet olarak değil maksatta birlik olarak tefsir ettiler. Benzerlik ittihadı diyebileceğimiz bu yorum, insanın iradesinin Allahın (c.c.) iradesi ile tam bir mutabakat içinde olması demektir. Bu, ışıkla havanın veya ateşle kızarmış demirin ittihadı gibidir. Sonuçta hava da, ışık da, demir de, ateş de farklı maddelerdir. Yani insan, kaderine kendi başına yön veremez.

Budizmde. bütün varlıklara karşı duyulan aşk ve merhamet, Hristiyanlıkla İsanın (a.s.) vaz' ettiği insanların kardeşliği ve birbirini sevmesi esasına dayandırılır ki bunu Allaha (c.c.) karşı aşk, Allahm (c.c.) insana aşkı ve iyi insanın diğer insanlara karşı aşkı şeklinde karakterize edebiliriz.

Hz. İsamn (a.s.)

"Ben hizmet edilmek için değil, hizmet etmek için geldim"

sözü yönetimde olanların toplum hizmetine yönelmelerini sağladı.

Ebediyete feragatle ulaşılır.

Hristiyanlık; mistikler, azizler, rahipler gibi zümrelere bir imtiyaz tanır.

İstanbul patriği Mikhael Keruİarios 1054'te Ortodoks denen doğu kiliselerini papalıktan ayırdı. 16. yüzyılda Protestanlığın zuhuruyla da Katolikliğin dışında bir mezhep kuruldu.

Hristiyanlık aslen Hz. İsaya (a.s.) ait birkaç şiirli sözden ibarettir. Sonradan rahipler bunun bir felsefî temel üzerine oturtulması gereğini duyarak Sokrates, Platon, Aristoteles ve Plotinosun düşüncelerini Hristiyalığa uygulamışlardır. Meselâ Sokrat, Platondaki iyi ideesi Aristotelesleki ilk sebep, Plotinosfaki bir fikri bunlardandır. Platondakı yaratan-yaratılış-yaratılan teslisi Hristiyanlıkla baba-kutsal ruh-oğul olarak şekillenir.

Hz. İsa (a.s.) Mesih (kutsanmış, üzerine yağ sürülmüş) olduğunu ifade ettiği için Antakyalı Yunanlılar ona bu kelimenin İbranice karşılığı olan Khristionos (Hristiyan) dediler.

Aradan (a.s.) önceki peygamber Malakinin kitabında "Büyük ve korkunç gün gelmeden size İlyayı göndereceğim. O da bahaların yüreğini oğullarına, oğulların yüreğini babalarına dönüştürecektir"sözleri İsada (a.s.) "Bahası nasıl kendisiyse kendisi de öylece babası" tarzında şekillenince Hristiyanlıklaki baha-oğul birliği oluştu.

AREOPAGİTE

Dionysius Areopagite veya Dionysius Pseudo Areopagite (M. Birinci yüzyıl), Platinin etkisi altındadır. Yeni Eflatunculuğu Hristiyanlığa sokmuştur. Tasavvufun karşılığı sayılabilecek Mysticism tabirini ilk kullanan odur. Bu kelimenin aslı ağzını gözünü kapamak, dilsiz olmak anlamına gelen Yunanca Mu-Ö kelimesidir. Mistik Teoloji, Tanrısal Adlar, Göksel Hiyerarşi, Kilise Hiyerarşisi, Ahlâka-Tanrı Bilime ve Disipline Ait On Mektup adlı eserlerin onun olduğu sanılmaktadır.

Masivayı terk edip, duyular âleminden tecerrüt eden ruhun kendini fani
kılmasıyla Allaha (c.c.) ulaşabileceğini iddia eder. Allah (c.c.) ile ittihat
şuur ve huzur dolu mutluluk hâlidir. Allah (c.c.) hakkında "Üstün Aslî
Zulmet"
diye söz eden Dionysius onun için hiç bir kelime
kullanılamayacağını ileri sürer. Çünkü o yokluk veya varlık kategorisine
dahil değildir. Duyularımızın ötesindedir, ancak ona tecrübî bazı sıfatlar
izafe ederiz. O her iyinin, hayrın; kuvvetin kaynağıdır. Bu yüzden ona
iyilik, hayır ve kudret sahibi deriz. Aşkın da orijinal kaynağı odur. Mistik
bilgiyi de biz bu yüzden akıl yoluyla değil aşk yoluyla elde edebiliriz ki
bunun da sonu vuslattır. Bu, bütün kötülüklerden ve benlikten uzak fena
hâlidir.