Kaynak - İslami Bilgiler - Cabiri Arap Islam Kulturunun Akil Yapisi - 1. Sayfa
Kaynak: Arap - İslam Kültürünün Akıl Yapısı - Abdulkadir Abid el-Cabiri, Çev.Burhan Köroğlu, Kitabevi Yay., 1.Basım, İst-1999
- Sufilerin velayet devlet yapısı ve yalanı (S.463-464)
Benzer şekilde Cüneyd'în Hüseyin en-Nuri'nîn arkadaşlarından Bağdatlı sufîlerden Ebû Bekir el-Kettânî (ö. 322), sûfîlerin velayet devletinin yapısını şu şekilde düzenlemektedir: "Gavs, onu takip eden dört evtad; onları takip eden yedi ahyar; onları takip eden kırk ebdal; sonra yetmiş nüceba; sonra üç yüz nakipler." Bulundukları yerleri de şöyle belirler: "Nakiplerin meskeni, batıdır. Nücebanın meskeni Mısır'dır. Ebdalların meskeni, Şam'dır. Ahyar ise yeryüzünde seyahat ederler. Evtad, arzın direklerindedir. Gavsın meskeni, Mekke'dir. Genel olarak bir ihtiyaç hâsıl olursa, önce Nakipler sonra, Nüceba, sonra Ebdal, sonra Ahyar, sonra Amed yardıma koşar, yardıma cevap verirler. Olmazsa, Gavs'a yalvarılır; kendisine cevap verilmeden talebi tamamlanmaz."
Hucvîrî ise onlardan şöyle bahsetmektedir: "Onlar, dört bin tanedir. Hepsi gizlidir, kimse kimseyi tanımaz. Her hâllerinde kendilerinden ve halktan mesturdurlar. Ehl-i hâl ve'l-akd ve Hakk'ın mertebesinin kaidleri ise üç yüz tanedir. " Ahyar" diye isimlendirilirler. Diğer kırkı Ebdal, yetmiş tanesi Ebrar, dört tanesi ise Evtad, üç tanesi Nakip, diğerleri ise Gavs ve Kutup olarak isimlendirilir. Bunların hepsi birbirini tanırlar ve baz islerde birbirlerinin izinlerine ihtiyaç duyarlar." Sonra Şöyle ilave etmektedir: Rivayet edilen haberler ve Ehl-i sün-net'in hepsi, bunu kabul etmektedir." Burada haberlerden kastedilen şey, muhtemelen sufîlerin Resulüllah'a izafe ederek naklettikleri şu hadistir:"Allah'ın kulları arasında üç yüz velisi vardır ki, kalpleri Adem'in kalbi üzerinedir. Kırk velisi vardır ki, kalpleri Musa'nın kalbi üzerinedir. Yetmiş kişi vardır ki, onların kalpleri de İbrahim'in kalbi üzerinedir. Beş kişi vardır ki, kalpleri Cebrail'in kalbi üzerinedir. Üç kişi vardır ki, kalpleri Mikail'in kalbi üzerinedir. Bir kişi de vardır ki kalbi, İsrafil'in kalbi üzerinedir. Bir kişi vefat ederse, Allah üç naipten birisini onun yerine koyar. Üç kişiden birisi vefat ederse, Allah beş kişi- ' den birisini onun yerine koyar. Beş kişiden birisi vefat ederse, Allah yedi kişiden birisini onun yerine koyar. Yedi kişiden birisi vefat ederse, Allah kırk kişiden birisini onun yerine koyar. Kırk kişiden birisi vefat ederse, Allah üç yüz kişiden birisini onun yerine koyar. Üç yüz kişiden birisi vefat ederse, Allah halktan birisini onun yerine koyar. Ancak onlar vesilesi ile yaşanır, ölünür, bitkiler biter, yağmur yağar, ve belalar def olur." Bu hadisin ravileri, Abdullah b. Mes'ud'a bunlar vesilesi, üç, nasıl ölünüp dirildiğini sorduklarında şöyle cevap vermiştir: "Çünkü onlar ümmetin artması için dua ederler, insanların sayısı artar zalimlere beddua ederler, onları da yok ederler; yağmur yağmasını isterler, yağmur yağar; dua ederler yeryüzü ekin verir; dua ederler her çeşit bela onların vesileyle ortadan kalkar."
- Arabi Allah ile kendi aracılar türetiyor (S.465)
İbn Arabi'nin velayet ve mertebeleri hakkındaki görüşlerinden hareket ede-rek, sunmak istediğimiz ikinci mesele, "kozmolojik velayet" diye niteleyebile-ceğimiz düşüncedir. İbn Arabî, velilerin yeryüzündeki düzenleri ile, semavî a-kıllar, "felekler ve yıldızlar arasında bir benzerlik tesis etmektedir. Piramitin ba- şına kutbu koyar, onunla beraber iki imam ve bir direk vardır. Bunlar, dört Evtaddır; onları Ebdallar takip eder. Bunlar, semavî akıllara nispetle yedi tanedir. Sonra Nakipler, sonra da Nüceba gelmektedir. Bu sınıflamada kutup, semavî akıllardaki akl-ı evvelin benzeri olmaktadır. Bu akıl, kendi döngüsü ile kutup olmaktadır ki, sûfîler, feleğinin çevresinde döner. Arifler, "ilâhî yakınlık kokuları" olan "nefesler" estiğinde, bu makamda kendilerine göre önceliği olan muhakkik talibe arzuları artar. Bu şahıs, bu mukaddes makamın içeriğinde bulunan şeyleri kendilerine haber verir. Bu nefesler, en yüce bilgiden, kendisine sır ve ilimleri getirir. Arifler, bu ilâhî şahıs ile, talep ettikleri sırrı ve arzuladıkları ilmi elde ederler. Allah bu şahsı, onlar arasında feleklerinin etrafında döndüğü bir kutup olarak yerleştirir. Kutuptan ariflere kitabın alamayacağı kadar ilim, esrar hikmet yayılır. İlk öğrenilen sır, "zamanların kendisinden çıktığı Dehr-i Ev vel'dir." Bu aklın nebiler silsilesindeki mertebesi ise Âdem mertebesidir. İn-sanlık, Adem'in sulbünden çıktığı gibi, "bu kutbun sulbünden de âlemin ilmi ve insan-ı kebir oluşu çıkar; çünkü insan, cisim olarak muhtasar, mana itibarıyla aleme benzer. Bu imam, bu tabiî yaratılışı ile insanların en bilgilisidir. Ulvî âlemlerdeki yıldızların nurlarına yörüngelerine ve burçlarına bırakılmış eserler se Allah'ın göklere, göklerin Birleşmelerine, inişlerine, çıkışlarına ve aşağı mertebelerine ilham ettiği emirdir." Böylece kutbun makamı, "kayyumiyet hayatı" makamı olur. Bu, sadece kendisine hâs bir makamdır. Çünkü, bu makam onun himmetiyle bütün aleme yayılmaktadır.
Kutuptan sonra iki imam gelmektedir. Bunlar onun "iki veziri" gibidir. İsmailî terminolojiye göre, iki imam birinci ve ikinci sudur eden şeyleri temsil ederler. (:Semavî akıllar silsilesindeki ikinci ve üçüncü akıllar). Hz. Muhammed paygambere nispetle onların durumu, Ebû Bekir ve Ömer'in durumu gibid\r. Birincisi, "İmam-ı aksa"dır. Hâli, ağlamaktır; âlemde gördüğü sıkıntı ve ayrılık-lara ağlar ve Hz. Ebû Bekir'in mesabesindedir. İkincisi ise "imam-ı edna"dır: şiddet ve kahır sahibidir. Allah'ın bütün isimlerin ile tasarruf eder ve Ömer b. Hattab mesabesindedir. Bu iki imamdan sonra, "direk" gelmektedir. Sayı olarak, bir tane olan direk/veted, Kutub ve iki imamla beraber uluhiyet âleminde, "berzahu'l-berazih"e tekabül eden evtad-i erbaayı/dört direk teşkil etmektedir. Bu, yaratığı olması için âlemi Müteal'e bağlayan köprüdür. Bir açıdan da Müteal'in münezzeh kalması için onu âlemden ayırır. Şu hâlde evtad-i erbaa, hermetik uluhiyet âleminin yapısındaki dört erkan mesabesindedir. Bunlar, aynı zamanda İbn Arabi'nin sisteminde dînin esaslarına benzerler. Bu esaslar, risâlet, nübüvvet, velayet ve imandır. Allah, âlemi kutuplar, imamlar ve.evtad ile koruduğu gibi, dîni de bu rükünlerle korur. Risâlet, din ve rükünlerini kapsayan rü-kündür. Bunun için kutbun mertebesi, risâlet mertebesi olmuştur. Nübüvvet, yelâyet ve imanın mertebesi ise sırasıyla imam ve direğin/veted mertebesidir
Evtad mertebesinden sonra, Abdalların mertebesi gelmektedir. Bunlar da, yedi tanedir ve yedi seyyar yıldızın akıllarını temsil ederler. Bu yedi Abdal ile, "yedi bölge korunur. Her bölge için bir bedel vardır; yedi semanın ruhlar\onlara bakar, her birisi, nebilerin ruhaniyetinden kuvvetlere sahiptir." İbn Arabî'ye göre, büyük nebiler yedi tanedir. Her birisi bir semada olmak üzere, yedi sema-da yerleşmişlerdir. Haftanın günleri de yedi olduğu için İbn Arabî, "ebdal menzilleri ve makamları ile ulvî ruhlardan olan idarecileri ve feleklerin tertibi, onlar-daki nurlar ve iklimler" arasında genel bir benzeşme tesis eder. Bu benzeşmeyi, şöyle özetlemek mümkündür: Birinci makam, İbrahim peygamberin tenzih makamıdır. Ona benzeyen yıldız, Keyvan yıldızıdır. (Yedinci kat semanın yıldızı) Ona ait bölge birinci bölgedir; günü de Cumartesi günüdür.
İslami Okul Okulların En Önemlisi