Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Cagdas Dunya Dinleri Ve Mezhepleri - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: Çağdaş Dünya Dinleri ve Mezhepleri - Prof.Dr. Abdülkadir Şeybe, Çev.Yrd.Doç.Dr.Osman Cilacı, Beyan Yayınları, İst-1995

 

  1. Kadiyanilik (Ahmediye) (S.127-135)

      Son asırda ortaya çıkan mezheplerden biri de Kâdiyanilik'tir. Bu fırka îsmailî Batıniyye'ye sıkı bir şekilde bağlıdır. Kâdıyaniliğin kurucusu Gulam Ahmed b. Gulam Mirza b. Ata Muhammed el-Kâdıyani'dir.

Gulam Ahmed, Hindistan'ın Pencap eyale­tine bağlı köylerden birinde 1839/1840 yıllarında doğmuştur. Ailesinin Moğol veya İran 'lı olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, bunları kabul etme -yenler de vardır. Bu aile Hindisan'ı işgal eden în giliz'lerin hakimiyeti döneminde daha çok meşhur olmuş, îngilizler'e uşaklık etmek suretiyle ser­bestçe hareket imkânına kavuşmuştur. Zaten Gu-lam Ahmed'in babası İngiliz'lerin yanında oldu­ğunu, Hind halkının înhgiliz'lere karşı ayaklan­masını önlemeğe çalıştığını sağa sola yaymağa başladı. Ayrıca yine babasının ingiliz'lerin sağ kolu olduğunu, 1857'deki Hind ayaklanmasını bastırmak için 50 asker ve 50 atla gelen ingiliz­lerle işbirliği yaptığını da açıkladı.

Gulam Ahmed gençliğinde biraz tıp tahsil ettiği gibi biraz Farsça biraz da Arapça okumuş­tur. Ancak çocukluğundan beri yakasını bırakma­yan hastalıklar, O'nun bu ilimleri ilerletmesine imkan vermemiştir.

Gulam Ahmed'in Sialkot'a Gelişi

İlk gençlik yıllarında ailesi Gulam Ahmed'-den, İngiliz'lerin, kendilerine yaptığı uşaklık kar­şılığı dedesine bağışladıkları emeklilik maaşını alıp getirmesini istedi. O da kalktı arkadaşı İmâduddin'le beraber gitti. Fakat arkadaşı İma-duddin O'nu, parayı teslim aldıktan sonra hoş bir zaman geçirebilmesi için Kâdıyan'ın dışına çak­ması için aldattı. Gulam Ahmed de O'na aldana-rak elindeki maaşı tüketti. Parası bitince de ar­kadaşı İmadudin O'nu terketti. Gulam Ahmed de ailesinden uzaklaşmak zorunda kaldı. Sonunda Batı Pakistan'da bulunan Pencap eyaletindeki Sialkot'a gitti. Orada iş bulmakta zorluk çekti, boş kalmamak için mahkemelerden biri önünde aylık 15 rûbiye gibi az bir ücret karşılığında va tandasın dilekçelerini yazmağa başladı. O zaman takvimler 1864 yılını gösteriyordu.

Gulam Ahmed, Sialkot'ta iken İngilizce öğ­retim yapan yatılı bir okul açılmıştı. Gulam bu okula devam ederek kendisinin de söylediği gibi bir veya iki kitap bitirdi. Sonra hukuk öğrenimi yapmak istediyse de bunda başarı sağlayamadı.

Gulam Ahmed Sialkot'daki işini dört yıl sonra bıraktı. Babasıyla birlikte mahkeme işle­riyle uğraşmak istiyordu, zaten babası da bu tür işlerle meşguldü. Bundan sonra îslam üzerinde karşılıklı konuşmaya girişti. Berâhin-i Ahme-diyye adında büyük bir kitap yazacağını, bu ki­tapla İslam'ın üstünlüğünü ispatlayacağını sa­vundu. Bu haber, anında ülkenin her köşesine ya­yıldı.

el-Hâkîm Nureddin el-Büheyrevî

Mirza Gulam Ahmed el-Kâdıyanî, Sialkot'da iken, yolunu sapıtmış büyüklerden bir adam O' -nunla sıkı ilişki kurdu. Adamın adı el-Hakîm Nu­reddin el-Büheyrevî idi. Nureddin 1258/1841 yı­lında Batı Pakistan'ın Pencap eyaletinde, Büheyr-'de doğmuştu. Farsça'yı, hattatlığı ve Arapça'nın temel bilgilerini öğrenmişti. 1858 yılında Rewal-pindi'deki Hükûmiyye Okulu'na Farsça öğretmeni tayin edildi. Sonra bir ilkokula müdür oldu. Bu görevde dört yıl kaldıktan sonra ayrıldı, öğretimle alakasını kesti. Rambor'dan Luknev'e geçti, orada Hakîm Ali Hüseyin'den eski tıbbı okudu. Ali Hü­seyin'in yanında iki yıl kaldıktan sonra 1285/1868'de Hicaz'a göç etti. Medine'de Şeyh Rahmetullah Hindi ve Şeyh Abdülgani el-Müced-didî ile buluştu. Sonra memleketine dönerek mü­nazaralara girişti. Güney Keşmir bölgesi Camna ili özel tabibliğine tayin edildi, 1892'de bu göre­vinden de ayrıldı.

Camna'da ikamet ettiği sıralarda Gulam Ahmed Kadıyanî'yi daha yakından tanıma imka­nını buldu ve aralarındaki bağı daha da kuvvet­lendirdi. O zaman Gulam Ahmed "Berâhin-i Ah-mediyye"yi, Hâkîm Nureddin de "Tasdîk-u berâ-hin-i Ahmediyye" yi yazmaya başladılar. Daha sonra Hâkîm Nureddin, Gulam Ahmed'i gafil av­layarak peygamberlik iddiasına kalkışır ve Siyre-tü'l-mehdi kitabının 99. sahifesinde aynen şöyle der:

Eğer bu adam yani Gulam Ahmed, şeriat sahibi bir peygamber olduğunu ve Kur'an'ın hü­kümlerini neshettiğini 1 söyleseydi, ben O'nu ya-lanlamazdım.

Gulam Ahmed Kadıyan'a taşındığı zaman Hâkim Nureddin O'nunla buluştu ve halkı büyük bir coşku ile Gulam Ahmed'e uymaya çağırdı. Bu­nun üzerine Gulam Ahmed, önce müceddidlik propagandasına girişti, sonra da beklenen Mehdi'-nin kendisi olduğu iddiasına kalkıştı. Fırsatı iyi değerlendiren Hâkîm Nureddin O'na daha da yak­laşarak Mesih-i Mev'ud'luk girişiminde bulunma­sını emretti. Böylece Gulam Ahmed de 1891 yı­lında kendisinin Mesih-i Mev'ud olduğunu açıkça ilan etti ve bu konuda şunları yazdı:

Kelîmullah' Musa'dan sonra nasıl bir adam (Mesih) gönderilmişse, işte ben de onun gibi gön­derildim. İkinci Kelîm (Muhmmed) geldiğinde, peygamberlerden sonra tasarruflarında O'nun da Musa gibi olması lazımdır. O, Hz. İsa'nın özellik­leri, tabiatı ve kudretine varistir. O'nun gelişinin, tasarruflarında birinci Kelîm gibi davranan İsa'­dan sonra olması gerekir. Birde ikinci Kelim ile Hz. İsa arasındaki zaman sürecine yakın olması gerekir. Yani Gulam Ahmed bu zaman uzunlu­ğunu, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile arasındaki za­man süreciyle açıklamıştır. Zira Gulam Ahmed XIV. hicri asırda yaşamıştır. yazısına devamla şöyle diyordu:

Şüphesiz, benimle Mesih'in yaratılışında benzerlik vardır. Bu benzerliğe dayanarak bu aciz (Gulam Ahmed), Hıristiyan inancını yıkmak için Mesih adına gönderilmiştir. Ayrıca ben Haç'ı kır­mak, domuzları öldürmek için gönderildim. Ben gökten sağ ve solumdaki meleklerle birlikte in­dim.

Gulam Ahmed'in îzâle-i Evham'ında açıkla­dığı gibi Nureddin de O'nun adına aslı olmayan şu propagandayı yapmıştır:

Mesih'in ineceği Şam, bildiğimiz Şam şehri değildir. Dımeşk (Şam)'ten kastedilen, mizaçları Yezidî olan insanların oturdukları yerdir, Şam sözcüğü ise iğreti olarak kullanılmıştır. Gulam Ahmed yazısını aşağıdaki satırlarla bitiriyordu:

O büyük kudret beni Şam'a yani Kâdiyan'a önemli bir misyon için gönderdi. O Kâdiyan ki, içine giren kimsenin emniyette olduğu camiin be­yaz minaresinin doğusunda bulunmaktadır. Gu-lam Ahmed bu mescidle, İslam'dan yüz çevirenle­rin Mescid-i Haram gibi Hac etmeleri için Kadı -yan'a yaptırdığı mescidi kastetmektedir. Bu mes­cide bir de beyaz minare yaptırmıştır, güya bu minareye Mesih, yani kendisi incektir.

Mirza Gulam Ahmed'in Peygamberlik İd­diası

Gulam Ahmed, sapık adamlarından Abdul-kerim'i Kadıyan'daki mescidine imam tayin etti. Abdulkerim, Gulam Ahmed'in en yakın adamıydı. Diğer ikinci adam el-Hâkim Nureddin idi, nitekim bunu Gulam Ahmed'in bizzat kendisi de açıklamıştır.

Abdulkerim 1900 yılında okuduğu bir cuma hutbesinde-ki Gulam Ahmed de oradaydı-Gulam Ahmed'in Allah tarafından gönderildiğini, Ona iman etmenin vacip olduğunu söylemişti. Pey­gamberlere inandığı halde Gulam Ahmed'e inan­mayan ve peygamberler arasında ayırım yapan kişi, müminlerin vasfının açıklandığı şu ayete karşı çıkmış olur: ..."Peygamberlerinden hiç birini diğerlerinden ayırdetmeyiz..."1

Bu hutbe Gulam Ahmed'in uşakları ara­sında karşılıklı kavga ve mücadeleyi birdenbire kızıştırdı, zira onlar Gulam Ahmed'in müceddid, bilinen Mehdi, söz verilmiş Mesih olduğuna ina­nıyorlardı. O'nu ayıplamaları üzerine Abdulkerim ikinci cumada Gulam Ahmed'e dikkat ederek bir hutbe daha okudu ve şöyle dedi:

Ben inanıyorum ki, sen peygambersin ve ra-sulsün. Eğer ben yanılırsam beni uyar.

Namaz bitince Gulam Ahmed oradan hemen uzaklaşmak istedi, fakat Abdulkerim O'nu bı­rakmadı. Bunun üzerine Gulam dedi ki:

Benim inandığım ve davasını güttüğüm şey işte bu adamdır. Sonra Gulam evine çekildi, an­cak Abdulkerim'le bazı dinleyiciler arasında he-yacanlı bir tartışma başladı. Gürültü ayyuka çı -kınca Gulam evinden dışarı çıktı ve şöyle dedi:

Ey iman edenler! Sesinizi, peygamberin se­sinden yüksek çıkarmayın. O'na, sözle birbirinize bağırdığınız gibi bağırmayın ki siz farkına var­madan amelleriniz boşa gidiverir. l işe bu andan itibaren O'nu sevenler çoğalmağa başladı. Halk, sanki bir peygamber gibi O'na inanmanın gerekli­liğine yatkın hale gelmişti. 1902'de Tuhfetü'n-nedve adını verdiği kitabını yazdı. Bu kitapçıkta şöyle diyordu:

Defalarca anlattım, size okuduğum bu söz­ler, Tevrat ve Kur'an gibi sağlam bir yolla -gelen Allah'ın kelamıdır. Ben bir peygamberim. Gölgem ve görüntüm Allah'ın peygamberlerinin bir uzan­tısıdır. Her müslümanın dini işlerinde bana itaat etmesi gerekir. Yine her müslümanın üzerine, be­nim Mesih-i Mev'ud olduğuma iman etmek vacip­tir. Benim mesajım kime ulaşır da beni hakem kabul etmez, benim Mev'ud Mesih olduğuma inanmaz ve Allah'tan bana gelen vahyi kabul et­mezse, o kişi sorumludur. Sonunda hesaba çekile­cektir. O kişi müslüman olsa bile. Gulam Ahmed sözlerine şöyle devam etti:

Allah, beni tasdik için onbinleri aşan se­mavi ayet gönderdi. Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şerifler bana şahitlik etmiştir. Peygamber benim geleceğimi haber vermiştir. Daha buna benzer nice harzeler...

Sonra Gulam Ahmed, İslam'ın meşru kıldığı cihadı yasakladı. Her müslümana, İngiliz'lerle iyi geçinmesi gerektiğini Tiryâku'l-kulûb kitabında açıkladı. Adı geçen kitabının 15. sahifesinde bu konuda şöyle diyordu:

Ömrümün büyük bir kısmım ingiliz'leri des­teklemek ve onlara yardım etmekle geçirdim. Ci­hadın yasaklanarak, ulü'lemre (ingiliz) itaatin şart olduğunu, yazdığım kitap ve broşürlerle, giriştiğim ilanlarla dile getirmeğe çalıştım. O kadar ki bu yazdıklarım bir araya toplansa 50 koli kadar bir kitap yığını oluştururdu. Ben bütün bu kitapları Arap ülkelerinde, Mısır, Şam ve Türkiye'de yayınladım. Böyle davranmaktaki ga­yem, müslümanların ingiliz hükümetine samimi­yetle bağlanmalırını sağlamak, gönüllerinden kan dökücü mehdi ile gaddar Mesih hikayelerini sil­mek, ahmakların kalblerini bozan ve onlarda cihad duygusunu canlandıran ışıkları söndürmek­tir. Gulam Ahmed, bölgenin hakim vekiline sunduğu bir risalesinde de şöyle diyordu:

Bugün yaşım altmışın üsündedir. Küçüklü­ğümden beri dilim ve kalemimle, müslümanların kalblerini ingiliz hükümetine bağlamaya, onlara itaat etmeye, sempati duymaya gayret ettim. Bunlardan da öte, müslümanlann İngiliz hükü­metine içtenlikle bağlanmalarını engelleyen ve cahillerden bazılarının şiddetle saplandığı cihad fikrini de onlardan uzaklaştırmayı başardım.

Şüphesiz İngiltere, bu çağrının başarıya ulaşabilmesi için her tür imkanı seferber etmiş, propagandistlere hesapsız mal ve yüksek mevki­ler sağlamıştır. Gulam Ahmed, çocukluğundan beri müptela olduğu müzmin hastalıklardan kı­pırdayamaz hale gelinceye kadar çağrısına bir an bile ara vermemiştir. 1908'de koleraya tutulmuş, Lahor'da aynı yıl Mayıs ayında tuvalette ölü bu­lunmuştur. Cenazesi Kadıyan'a getirilmiş oradaki Cennet kabristanına gömülmüştür. Ondan sonra mezhebin başına el-Hâkim Nudeddin adında bir başka sapık geçmiştir.