Kaynak - İslami Bilgiler - Erenlerin Kalp Gozu - 1. Sayfa
Kaynak: Erenler'in Kalb Gözü - Osman Akfırat, Pamuk Yay., Tarihsiz.
- Şeyhin resmini rabıta etme ve gaflet anında Şeyhin’i çağırma sapıklığı (S.325)
Meşâyihın sapıklarından birisi rabıta üzerinde şunu da eklemiştir:
Halvet hâlinde müridin kalbi gaflete mâruz, kaldı mı mürid şeyhin ismini anarak onu çağıracaktır (!)
RESİME RABITA
Bir kısmı da şeyhinin fotoğraflarını çıkarmış, gaaib olan müridlerine o resimleri göndermiş, tâ ki o resimlerle rabıta kursunlar (!) Dervişlerden bir kısmı var ki, şeyhinin fotoğrafını cebinde taşıyor. Evradına başladığı zaman evvelâ fotoğrafı çıkarıp bakıyor, sonra evradını okuyor (!)
Hulâsa; dervişlerle arkadaşlık yapan bir kimse her gün yeni ve sonu gelmeyen bid'atlara muttali' olabilir! Bütün bu musibetler rabıtanın üçüncü ve dördüncü kısmından neş'et etmiştir. Mademki, fesadlık bu raddeye çıktı, öyle ise bu kapıyı tamamen kapatmak en uygun harekettir.
- Allah adına “Kutbu’l –Akatab , Gavs, Kutbu’l –irşad” uydurması (S.384-385)
Velîlerin en büyüğünün ve en kâmilinin tâyin ve tesbiti hakkında meşâyih arasında ihtilâf vardır. İmâm-ı Rab-bânî, «Gavs»ın, «Kutbu'l-medar»ın gayrisi olduğunu, «Kut-bu'l-medar»ın ancak bâzı emirlerde gavstan yardım beklediğini. Ebdalların mansıblarını tâyin etmekte müdahalesi olduğunu söylüyor. Kutba yardımcılık etmesi itibariyle «Kutbu'l-Aktâb» da denir. Çünkü onun yardımcıları kürre-i arzın tamamında manevî hâkimler ve vekillerdirler.
İmâm-ı Rabbânî der ki:
«Peygamberlerin etba'larının en kâmilleri tam teba-iyyeti elde ettikleri zaman peygamberlik mansıbına değil, makamına yönelirler. Peygamberlik mansıbı ise, Hazret-i Muhammed'den sonra artık muhaldir. Bu makama yönelen o kâmil insanların bâzısı imamet mansıbıyle diğerinin başına geçer. Bu, velîlerin en yücesidir. Bâzıları da sadece o kemâli elde etmekle iktifa eder. İşte bu iki büyük insan, o kemâli elde etmek hususunda eşittirler. Onların arasındaki tefavüt mansıbı elde edip etmemekte ve man-sıbla ilgili birtakım emirlerdir. Tabiîlerin en kâmilleri velayet kemâlâtını tam elde ettiği zaman, bir kısmı manevî hilâfet mansıbıyla ortaya çıkar. Bâzıları da — biraz önce geçtiği gibi — o kemâlâtları elde etmekle iktifa eder. Bu iki mansıbın beheri de asîl kemâlâtla ilgilidir. Zilli kemâ-lâtta ise, imamet mansıbına en lâyık yani onun hizası ve gölgesi olmaya en lâyık kutbu'l-irşad mansıbıdır. Hilâfet mansıbına en uygun Kutbu'l-medar mansıbıdır, işte bu iki alt makam, o iki üst makamın gölgesldir.»
- Şaraniye göre “Ahmet-i Rufai yerin ve göğün kutbudur.” İftirası (S.385-386)
Çünkü Hazrete: «Sen kürre-i arzın kutbusun» denildiği zaman, cevab olarak:
«Beni -bu vazifeden uzak tutunuz» dedi.
Yine kendisine:
«Sen göğün kutbusun.» denildiğinde, 'buyurdu ki:
«Beni bundan da uzak tutunuz.»
Şârânî diyor ki, bu söz, seyyid Ahmed-i Rifaî'nin bütün makamları geçtiğine delildir.
Seyyid Şerif el-Cürcânî. «To'rifât» adlı eserinde şöyle diyor:
«İhtiyaç sahibi ve sıkışan bir kimse ona iltica ettiği itibariyle kutba bozan «gavs» denir. Kutub her zaman Ce-nâb-ı Hakkın nazar-ı ilâhîsinin mahalli bulunan biricik insandır. Cenâb-ı Hak, nezd-i ilâhîsinde ona en büyük tılsım (bir çeşit mevhum nesnedir ki, onun hükmü definenin bulunmasına mânidir. Sihir ta'birîerindendir.) vermiştir. O, kâinata sızar. Kâinatın bâtın ve zahir âyinlerinde ruhun cesedde dolaştığı gibi dolaşır. En umumî feyzin terazisi onun elindedir. O, en yüce ve en esfel kâinata hayat ruhunu göndermekle vazifelidir. O, insanlık bakımından değil, hayat ve hissetme maddesini yüklenen melek-lik hissesi bakımından İsrafil'in kalbi üzerindedir. Cebrailin ondaki hükmü, nefs-i natıkanın insan denilen varlıktaki hükmü gibidir. Mîkâil'in ondaki hükmü cezbedici kuvvetin insanlıktaki hükmü gibidir. Azrail'in ondaki hükmü, insandaki def'edici kuvvetin hükmü gibidir... »
- Dört Kutub’un küfürde ve şirkte yarışması (S.386-387)
Bu ve bundan evvelki kelâmdan istifade ediliyor ki, kutbun ruhu daimî bir terakki ve gelişme içindedir. Kendisine mahsus velîlik makamına kadar yücelir. Öyle ki kâinatı doldurur. Ruhun cesedde seyrettiği bi tedbir için kâinatta seyreder. Bunun için .büyük gavs Abdü'l-Aziz-L Debbağ (K.S.) derdi ki:
«Divan da ne imiş? Divanın tamamı benim göğsüm-'dedir.»
Seyyid Ahmed-i Bedevi (K.S.) de derdi:
«Muhit Denizi benim havuzumun üzerinde dönüyor. Rabbimizin izzetine yemin ederim. Eğer denizin suyu biterse havuzumun suyu bitmez.»
Seyyid Abdülkadir-i Geylânî (K.S.) derdi :
«Dünya benim nazarımda bir zerre gibidir.»
Seyyid Bahaeddin-i Nakşibendî (K.S.), Hâce Ali Ra-miteni buyururdu:
«Dünya benim nazarımda sofra gibidir» dediğini naklettikten sonra ekledi:
«Ben de derim ki, dünya benim nazarımda tırnak gibidir.»
- Şeyh Ebu’l Hasan Şazali Allah’ın 15 sıfatını Kutub’a vermesi küfrü (S.387-388)
Şâzilî tarikatının başı Şeyh Ebul Hasan (K.S.) dedi ki:
«Kutbun onbeş alâmeti vardır:
1 — İsmet imdadıyla takviye edilir.
2 — Rahmet imdadıyla takviye edilir.
3 — Hilâfet imdadıyla takviye edilir.
4 — Niyabet imdadıyla takviye edilir.
5 — Büyük arşın hamelelerinin imdadıyla takviye edilir.
6-7 — Onun için zâtın hakikati ve sıfatların kapsayıcılığı keşfolunur.
8 — Mevcutlar arasında ayırdetme ilmiyle müşerref
kılınıyor.
9 — Evvelin evvelden ayırmasıyla müşerref kılınıyor.
10 — Bu durum, sonuna kadar ondan ayrılmaz.
11 — Onda sabit olanla müşerref olur.
12 — Daha evvel ve daha sonra olanın hükmüyle müşerref olunur.
13 — Evveli ve sonu olmayanın hükmüyle müşerref
olunur.
14 — Her ilmi ihata eden ilimle müşerref olunur.
15 — Birinci sırdan sona kadar görünen ve sonra ona dönen malûmatın ilmini ihata etmekle müşerreflenir
(Bu bölüm, hâl ilmi olduğu için tam manasıyla tafsilâtını yapmaktan âciz kaldık. Ancak ibarenin aynısını aktardık. Hiçbir hükmün çıkarılmasından sorumluluk kabul etmiyoruz. Dikkat edelim.)
- Muhyiddin-i Arabi’nin “Hak Teala bütün isimleri ona vermesi gerekir.” Şirki (S.388)
Muhyiddin (K.S.). 336. babda dedi ki:
«Hak Teâlâ bir kulunu kutbiyyet mertebesine getirirse misâl huzurunda ona bir taht kurulur. O, hilâfet suretinde o tahtın üzerinde oturur. O taht kendisine nasbedil-diği zaman, âlemin istediği bütün isimlerin ona bahsedilmesi gerekir. Böylece o isimler sayesinde süslü, başı taçlı, kolları sultanlara mahsus bilezikli, kulakları saltanat küpeleriyle küpeli olarak görünmeye başlar .Ziynet, üst, alt, orta, zahir ve bâ:tın her tarafını kaplasın diye böyle yapması gerekir. Cenâb-ı Hak aednâ ve a'lâ» her me'-mura onu dinleyip biy'at etmesini emreder.»
- İmam-ı Rabbani Kutb-ul irşad diye hayali bir kişiye Allah’ın sıfatlarını veriyor. (S.389-390)
İmam-ı Rabbânî buyurdu :
«Müntehaya varan velîlerden bir taife vardır. Fena ve beka makamlarından sonra kendilerine kuvvetli bir çekim ve cezbe veriliyor. Onlar bu cezbe ile varılması mümkün olan mertebenin nihayetine kadar giderler. Resûlâl-lah'ın mütâbaatı vasıtasıyle makam-ı mahsusundan (özel makam) nasib elde ederler. İşte bu kabil varış, bu efred (ferdler) taifesine mahsustur. Bu makamdan kutublara dahi nasîb yoktur. Eğer nihayetin nihayetine varan, bu suretle âleme geri gelirse, kendisine müstaid olan kimselerin terbiyesi havale edilirse, nefsi kulluk makamına erer, ruhu ise, nefissiz olarak Cenâb-ı Mukaddese doğru yol alır. İşte bu ferdî kemâlâtı derleyen kutblyye-tin tekmillerini bir craya getiren bir kimsedir. Kutubdan maksadım burada irşad kutbudur, evtad kutbu değildir. Zilli makamlar aslî medâricin (dereceler) maârifi buna müyesser olur. Belki onun varlığı makamda ne zil vardır ne de asıl... Çünkü o hem zilli, hem de aslı geçmiştir. Böyle bir kâmil ve mükemmelin varlığı, pek ezdir. Hattâ böyle bir kimse uzun asırlardan ve uzak zamanlardan sonra var olursa, yine âlem için büyük bir fırsat ve ganimettir. Âlem onunla nurlanır. Bu taifenin bâzısı bütün velayet makamlarından deha üstün olan abdiyyet (kulluk) makamına seçilir. Böyle bir kimseye mahbubiyyet makamının kabiliyyeti de müsellemdir. Binâenaleyh böyle bir kimse velayetin bütün kemâlâtınm câmiidir. Velâyet-i hasseden, (özel velilik) makam-ı nübüvveten (peygamberlik makamından) haz ve nasibdar olmuştur...»
İslami Okul Okulların En Önemlisi