Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Hizir Efsanesi - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü - Ahmet Yaşar Ocak, 2.Basım, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara-1990

 

  1. Hızır’ın yaşamadığını kabul edenler (S.68-70)

               Bunların ekserisi, Buhârî'den itibaren, daha ziyade muhaddislık  ve fakihlik mesleğine mensup bulunanlardan oluşmaktadır. Bu görüşü  savunanların, açık söylemek gerekirse; aksi tezi iddia edenlere nis- betle üstünlükleri, bizzat Kur'an ve hadîs metinleriyle takviye edile­bilir olmalarından gelmektedir. Başta Buhârî olmak üzere, Ahmed b. Hanbel93,  Ibnu'1-Esîr94 Ibnu'1-Cevzi,  Nevevî ve  Ibn 'Kesîr gibi ileri gelen ulemâ, Hızır'ın ebedî yaşadığı inancını şiddetle red­dederler. Bunlardan başka, Abdurrahman b. el-Cevzî ve Aliyyu'l-Kârî gibi bir kısım âlimler de,   bu meseleye ayrı risaleler tahsis ede­rek Hızır'ın artık yaşamadığım kendilerine göre delillerle açıklamışlardır.

 

Gerek şu zikredilen, gerekse isimleri burada belirtilmeyen Bir çok ulemânın Hızır'ın ölmüş bulunduğuna dair en kuvvetli delilleri, Kur'an-ı Kerîm'de Hz. Muhammed'e hitap eden şu mealdeki âyettir:

"Biz senden önce de hiç bir insana ölümsüzlük vermedik" (Enbiya 34) .  Ayrıca   Hz.  Peygamber'den de bunu destekler mâhiyette bir hadîs nakledilmiştir. "Şu sırada hayatta olanlardan yüz sene sonra hiç kimsenin sağ kalamıyacağı" mealindeki hadîs, hemen bütün sahih hadîs kaynaklarında yer almıştır.

Hızır'ın ebedî yaşayacağını kabul edenler:

Ulemâdan ziyade mutasavvıflar ve halk arasında yaygın olan fikir budur. Ama ulemâ arasında da bazan bu görüşü paylaşanlara rastlanılmaktadır. Bunların genel olarak sûfî çevrelerle temasta olan ulemâ olduğu söylenebilir. Örnek olarak Sa'lebî Makdisi, gibi tarihçilerle, Avnî gibi hem muhaddis hem tarihçiler Sâvî gibi müfessirleri  ve daha bazılarını sayabiliriz. XVII yüzyıl Osmanlı devlet Vadamı ve müelliflerinden Köprülüzâde Numan b. Mustafa da bu konuda yazdığı risalesinde meseleyi enine boyuna tartışmış ve kendine göre bazı "hüccet"leri ileri sürerek Hızır'ın ölmezliğini ispata çalışmıştır.

Hızır'ın ebedî yaşadığı fikrini savunanların dâvalarına mesned yaptıkları deliller şunlardır:

1-    Zü'1-Karneyn'in Hızır'la beraber Hayat Çeşmesi'ni aramasını anlatan efsânenin muhtelif varyantlara

2-  Hızır'ın Hz. Âdem devrinde hayatta olup   Nuh tufanından sonra o zamana kadar muhafaza edilen Hz. Âdem'in cesedinin defin merasiminde bulunduğu; bunu yaptığı için Allah'ın ömrünü Kıya­met'e kadar uzattığı; sonraki pek çok peygambere musahiplik ettiği,
hattâ Hz. Peygamber'le buluştuğu; üstelik Hz. Peygamber'in defni esnasında bile hazır bulunup Hz. Ali ile de görüştüğü vs, şeklindeki sayısız rivayet ve hikâyeler.

3-    Mutasavvıfların Hızır'la görüşüp sohbet ettiklerini anlatan şifahî veya yazılı pek çok rivayet, menkabe ve anekdotlar. İşte Hızır'ın ebedî hayatta olduğuna inananların delilleri kısaca .bu üç grup içinde özetlenen hususlardan  ibarettir .Bu kısma son vermeden önce, Hızır'ın yaşadığına inanılmasının ilahiyat açısından  önemli bir yönüne dokunmak icap ediyor. Bu da Şîîlik'te Hızır'ın yeri ve önemi meselesidir. Bilindiği üzere Şîîlik'te Hızır'ın Sünnîlik'- tekinden apayrı bir durumu vardır. Özellikle Oniki îmanı (Imâmiye) Şiîliğinde Hızır'ın sağ olduğuna kesinlikle inanılmaktadır. Meselâ rivayete göre, Hz. Ali'nin vefatında gelip cenaze merasimine katılmış ve Ehl-i Beyt'e başsağlığı dilemiştir. Hz. Hüseyin şehid olduğu zaman arkasından mersiye okumuştur.108Bütün bu inançlar, Hızır'ın üzün­tülü ve felâketli günlerde Peygamber sülâlesinin tesellîcisi olduğuna inanıldığını gösterir.

Aslında, Şîîlik'te Hızır'ın sağ olduğuna bu derece kuvvetle inanılması, belli ölçüde İmam kavramının mistik yönüyle alâkadar görünmektedir. Şöyle ki: Nasıl Hz. Musa ve Hızır ilişkisinde birincisi şeriatı öteki bâtını temsil ediyorsa, ilk imam Hz. Ali ile Hz. Muhammed de aynı çerçeve dâhilinde mütâlâa olunmaktadır. Yani, Hz. Muhammed'in bâtını temsil eden Hızır'ı, Hz. Ali'dir.

H. Corbin'in naklettiğine göre, Şîîler'in elindeki Hz. Ali'ye i zâfe edilen meşhur hutbelerden birinde, yaratılıştan bu yana, yer- yüzündeki .muhtelif din mensupları arasında Hz. Ali'nin hangi isimler altında göründüğünü anlatan bir parça bulunmaktadır. Bu parçada Hz. Ali hıristiyanlara hitaben, "Ben İncil'de adına İlya denilen ki­şiyim" demektedir. Burada Ali adıyla llya, daha doğrusu Eli arasındaki benzerlık. gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü bu suretle Hz. Ali'nin Eli (İlya) olduğuna dikkat çekilerek, Hızır'la îlya'nın aynı kişi olduğu hatırlanırsa, Hz. Ali'nin de Hızır olduğu vurgulanmak istenmiştir.