Kaynak - İslami Bilgiler - Mahmut Ustaosmanoglu Sohbetler - 1. Sayfa
Kaynak: Sohbetler - Mamud Ustaosmanoğlu (İsmailağa Camii İmam-Hatibi), Siraç Kitabevi, İstanbul-1995
- Takdim (S.3)
Muhterem Üstadımız H. Mahmud Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretleri, her haftanın pazar günü sabah namazından sonra erkek cemaata, pazartesi günü de kadın cemaata Sultan Selim Camiinde vaaz-u nasihatta bulunmaktadır.
Yapılan sohbetlerin mevzuu da, "Hatm-i Hâcekân" dan sonra bir hafız efendinin okumuş olduğu aşrı şerifin açıklamasıdır, Şöyle ki:
Üstadımızın Üstadı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu), Hatm-i şeriften sonra bir hafız efendiye aşr-ı şerif okutur, bitirince: "Evlâdım niye burayı okudun, otuz cüz Kuran-ı Kerim bitti de burası mı kaldı?" diye sorardı. Okuyan ne cevap vereceğini şaşırır, bir müddet sonra: "Mevlâ Tealâ burasını hatırıma getirdi." deyince,
"Bende senden bu cevabı bekliyordum. Demekki bu saatte bu mübarek mekânda toplanan bu cemaate, bu ayet-i kerimeler gerekli idi. Öyle ise bu ayetler yeni inmiş gibi dinleyelim." buyururlar ve o günkü sohbetini o ayet-i kerimelerden yapardı-^
İşte bu adet üzere devam çdegelen sohbetlerin evvelinde okunan ve açıklaması yapılan, beytler dey Mustafa îsmet Gari-bullah (Büyük Şeyh Efendi) (Kuddise Sırruhu) Hazretlerinin Risale-i Kudsiyye'sindendir. Kitabın başından başlanmış her sohbette bir beyt okunarak devam etmektedir.
Bu sohbetlerin derlenerek kitap hâline gelmesi ise; sohbete gönül verip dinleyen ve sohbete gelemeyenlere de faydalı olabilmek için yazıp not alan kardeşlerimizin çalışmalarıdır.
Bu hususta çok gayretli, fedakâr ve samimiyetle çalışıp Allah nzası için bu sohbetleri hazırlayıp bizlere ulaştıran hanım kardeşlerimizin saygı gayretleri pek büyüktür. Kendilerine teşekkür eder böyle hizmetlerinin devamını dileriz.
ilk Önce otuz sohbet hazırlanıp birinci cild meydana gelmiştir. İnşaallah devam ederek diğer cildlerini de hazırlayıp kardeşlerimizin hizmetlerine sunacağız.
Samimiyetle yaptığımız bu çalışma ve gayretlere rağmen hatalarımız olabilir. Siz okuyucularımızdan gerekli ikazlarınızı bekleriz.
24 Şaban 1415 - 25 Ocak 1995
- Bu seyirler Allah’a ve Kur’an’a iftiradır.(S.10)
1. Seyr-i İlallah
2. Seyr-i Fillah
3. Seyr-i Anillah
4. Seyr-î Fil eşya
İmam-ı Rabbani müceddid-i elf-i sani (Kuddm Smuhu) Ha2f retleri Mektûbat isimli eserinin 144. mektubunda bu seyirleriN jşöyle izah etmektedir:
Seyr-i iJallah demek; aşağı bilgilerden yüksek bilgilere ilerlemek, ilimde durmadan yükselmektir. Böylece mahlûk (ya-ratılan) lara aid herşey bilindikten sora, Allah-u Telâlâ'nın il-mine kadar varılır. Bu bilgiler başlayınca mahlûkata aid bilgi-lerin hepsi unutulur. Bu hâle FENA denir.
Seyr-i fillah demek; Allah Telâlâ Hazretlerinin isimleri, sıfatlan, şuun ve itibarları, takdisat ve tenzihatı mertebelerinde ilmin ilerlemesi demektir
Böylece kendisinden bir ibare ile anlatılmayan, bir işaretle bildirilemeyen, bir isim verilemeyen, bir kinaye ile söyleneme-yen, hiçbir alimin bilemediği, hiçbir idrak sahibinin anlayama-dığı bir mertebeye varlılır. Bu seyre de BEKA denir.
Seyr-i anillah: Bu da ilmin hareketidir. Yüksek bilgilerden, aşağı bilgilere inilir. Böylece gerisin geri mümkünâta dönülür. Bütün vücup mertebelerinin bilgilerinden inilir. Bu seyri yapan arif Allah ile Allah'ı unutur. Allah ile Allah'tan döner. İşte bu zat, bulup kaybeden, kavuşup ayrılan, yakın olup uzaklaşandır.
Bundan sonra, Seyr-i fil eşya başlar; Bu seyirde ise birinci yirde kaybolup giden, eşyanın bütün ilimleri yavaş yavaş ele çer. Bu dördüncü seyir birinci seyrin karşılığıdır. Üçüncü serde ikinci seyrin karşılığıdır,
Seyr-i ilallah ile seyr-i fillah vilâyeti (veliliği) elde etmek içindir. Fena ve bekadan ibarettir.
Seyr-i anillah ve seyri-i fileşya ise davet makamını elde etmek içindir. Bu makam ise, aslında peygamberlere mahsustur."
Bahsedilen bu seyirler insandaki latifelerle yapılır. Latifeler âlem-i sagir olan insanın parçalarıdır. İnsan ruh ve beden olmak üzere iki şeyden müteşekkildir. Ruh âlem-i emirden be-den ise âlem-i halk'tandır.
- “Ruh:Sağ göğsün altında, sır, hafi, ahfa uydurmaları (S.11)
Âlem-i emrin 5 letaifi vardır. Bunlar, Kalp, Ruh, Sır, Hafi ve Ahfa'dır. Allah-u Teâlâ bunları, "Kün" (ol) emriyle halk et- mis (yaratmış) tır. Bunlar madde âleminden değildir. Bu latifelerin insan vücudundâ bağlı kalındığı yerler şunlardır.
Kâlp:Sol göğsün altında
Ruh: Sağ göğsün altında
Sır: Sol göğsün üstünde
Hafi: Sağ göğsün üstünde
Ahfa: göğsün ortasındadır
Alem-ı Halk da beş latifeden ibarettir. Dördü anasır-ı erbaa dediğimiz su, hava, toprak, ateştir. Beşincise ise nefs-i natıkadır.
Bu letaiflerin asılları âlem-i kebirdedir. Alem-i kebir büyük âlem demektir ki, insandan başka olan herşeydir.
Bir sâlikin (tasavvuf yolcusunun) latifelerinin bu âlemden başlayıp arşın fevkine kadar yükselmesi olan seyr-i ilallah'tan maksat; masivanın (kul ile Mevlâ arasına giren düşüncelerin) gayr ve gayriyyetin (yabancıların ve kulun Allah'a olan yabancılığının) ortadan kaldırılmasıdır.
Mevlâ'nın fazl-ı keremiyle mâsiva, sâlikin nazarından tamamen kalkıp Allah'tan gayriyi görmekten isimle resim kalmayınca fenafillah tabir edilen manevi rütbe hasıl olmuş olur ve böylece seyr-i ilallah tamamlanır.
Büyük Şeyh Efendi Mustafa İsmet Garibullah (Kuddise Sn-ruhu) Hazretleri, insanoğlunun en hayatî meselesi olan bu seyr-i sülük işinin öneminden dolayıdır ki "Hemen seyr-i ilallah gel edelim" buyuruyor. Herkese sesleniyor: "Gelin Allah'a gidelim." diye. Gelmezseniz gidemezsiniz, geleceksiniz ki gidebilesi-niz. "Hemen seyr-i ilallah gel edelim" Daima, durmadan Allah'a dek yürüyelim demektir.
- Bunları kazanmak ve veli olmak yalanı (S.48)
Aziz: Ulu, kavi ve şerefli kardeş demektir. Şerefli kardeşim! Gel seyr-i fillah edelim. Bu ikinci seyirdir.
Seyr-i Fillah: Latifelerimizin arşın üstünden zat-ı paki subhaniyeye kadar olan manevi yürüyüşüdür.
Seyr-i İlallah da, Mevlâ'dan başka herşey kalp gözünden silinir, bundan sonra gelen seyr-i fillah hâlinde ise sadece Allah (Celle Celâiühü) kalpte yerleştirilir. Seyr-i fillah tamamlanınca da beka hasıl olur.
Seyr-i ilallah ile seyr-i fillah, vilâyeti (veliliği) elde etmek içindir. Fena denilen tarikat ve beka denilen hakikatla, yani bunları kazanmak sebebiyle kişiye veli denir.
- “Bu tarikat yolundan başka, diğer yolların hepsi darlıktır.” Uydurması (S.48)
Bu tarikat yolundan başka, diğer yolların hepsi darlıktır, zorluklarla doludur, maksuda en çabuk bu yolla ulaşılır. Bir in-san ki Mevlâ'dan uzaktır o darlıktadır. Mevlâ'ya yaklaştıkça ruhen genişler, rahatlar ve huzura erer.
Şah-ı Nakşibendi (Kuddise Sırrıhu) Hazretlerine sordular: "Tarikat nedir?" "İcmalden tafsile, istidlalden keşfe geçmektir" dive cevap verdi.
- “Hepimiz Rasülullahın nurundan yaratıldık.” İftirası (S.114)
"Bu benlikten geçip hakka gidelim."
Hepimiz Resulullah'ın nurundan yaratıldık.. Hakikatte im-kân âleminde_sadece O vardır. Bizler O'nun nurundan parlıyoruz. O hâlde ben,ben dememelidir.
- Davet makamı yalanı (S.144)
"Azizim seyr-i fil eşya gel edelim."
Seyr-i_sülûkun en son yürüyüşü budur. Arşın fevkinden bu âleme dönmeye seyr-i fil eşya denir.Seyr ilallahın karşılığıdır. Salik seyr-ianillah ile seyr-i fil eşyayı bitirdiği zaman davet makarfimı tamamlamış olur.
- İnsa, Allah’ın kapısını kedisi çalamaz. Hurafesi (S.144)
İnsan, Allah'ın kayısım tek başına kendisi çalsa olmuyor. Bir mürşid bulup onun vasıtasıyla Mevlâ'ya vasıl olmak lâzım. Mevlâ Tealâ bulutsuz yağmur yağdırmaz mı? Yağdırır. Ayşe validemiz (Radıyallahu Anha) bir gün: "Ya Resulullah! Bulutsuz yağmur yağdığını gördüm." dedi. Efendimiz de: "Elhemdülil-lali Allah gözünden sebepleri kaldırdı buyurdular.
Beyitimizde Evliyaullah Allah ile can buldu demiyor, sahabelerle can buldu diyor. Onlar vasıta kılınıyor. Bu vasıtalar Allah ile bizim aramızda köprüdürler, ölü kalpleri diriltirler.
- Mahmud Efendi Allah’a ve Rasulune iftira ediyor. (S.340)
Tarikat ehli bir zat Medine-i Münevere'ye gitmiş orada Allah'a dua ederek Resulullahı görmeyi murad etmiş. Zuhuratında Ravza-ı Mutahhara'nm yarılıp her defasında şeyhinin çıktığını görmüş bunun üzerine mürid şeyhine: Ben seni değil Resulullahı görmek istiyorum." demiş. Şeyhi de ona: "Ben Re- sulullah'da fani oldum beni görmek O'nu görmektir evlâdım " diye cevap vermiş.
- “Mürşide bağlanmak ve şeyhi rabıtadan gayris zeliliktir.” Yalanı (S.336)
İnabeden, rabıtadan gayrisi zelillik sayıldı. Kulu Allah'ın rızasına kavuşturmaya inabe, rabıta en büyük sebeptir. Başka sebepler aramak zelilliktir, gereksizdir, boşunadır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi