Kaynak - İslami Bilgiler - Melamiler - 1. Sayfa
Kaynak: Dünkü ve Bugünkü Melamiler - Abdurrahman Cerrahoğlu, Bayram yayıncılık, İst-1984
- Akşemseddin ile Emir Sikkini arasını düzelten ateş masalı (S.49-50)
Vaktaki; Hacı Bayram Velî irtihal etti. Şeyh Ak Şemseddin onun irşad makamına oturdu. Göynük kasabasına yerleşti. Bayramiyye dervişleri orada toplanarak bey'at aldılar.
Her gün mescide gelirler, halka olurlar, zikrederler, zikirden sonra musafaha edip Ak Şemseddin'in elini öperlerdi. Şeyh Emir Sikkinî de (Bıçakçı Ömer Dede) o mescide gelir, fakat halkai zikre girmeyip, bir köşeye çekilirdi. Şeyh Ak Şemseddin'in canı sıkılmağa başladı. Bir gün Şeyh Emir Sikkinî'ye dediği:
«Bizim halkai zikrimize niçin girmiyorsun? Gir, yoksa başından tacını alırım».
Emir Sikkinî — Dediğin gibi alabilir misin?
Ak Şemseddin — Evet alınm.
Emir Sikkinî — Madem ki; «alırım» diyorsun, yarın cuma namazından sonra bizim eve gelirsiniz Al lah'u Taâlâ murad ederse tacı da, hırkayı da teslim ederim.
Şeyh Emir Sikkinî ertesi günü evin avlusunda büyük bir ateş yaktıktan sonra mescide gitti, Şeyh Ak-Şemseddin ve müridleri orada hazırdı, namaz kılındı, Şeyh Emir Sikkinî Şeyh Ak Şemseddin ve müridlerine dedi ki:
- Buyrun bize gidelim tacı ve hırkayı teslim edeyim.
Bütün cemâat gittiler. Evin avlusunda büyük bir ateş karşısında bulundular. Şeyh Emir Sikkînî başında şeyh tacı ve sırtında derviş hırkası olduğu halde ateşin ortasına atılıverdi. Biraz oturdu, sonra kalktı. Ateşin içinden sapsağlam çıktı. Yalnız tacı ve hırkası yanmıştı. Ateş vücudunu yakmamıştı, bedenine ufak bir zarar bile vermemişti.
Orada hâzır bulunanlar bu harikulade olay karşısında hayret ederek dağıldılar, îşte o günden itibaren Emir Sikkinî'nin müridleri, halifeleri ne tâç giyerler, ne hırka. Kıyafetlerini değiştirmezler, oldukları gibi tabiî elbiseleri ile gezerler.
- Mutasavvıfların ve Melamilerin dillerinden düşürmedikleri hadislerin değeri (S.172-175)
«Levlâke» ile başlayan, yâni: «Sen olmayaydın ben eflâki (âlemleri) yaratmazdım.» Saganî uydurma olduğunu söylüyor. (Mevzûât-i Aliyyü'1-Kârî Tercemesi -Ahmet Serdaroğlu.)
Siyer-i Celîle-i Nebeviyye - İzmirli İsmail Hakkı: «Muhaddîsin indinde Hadîs değil mutasavvıfa sözleridir» deniliyor.
![]()
«Men arefe nefsehu...» Yâni: Nefsini bilen Rabbini bilmiş olur.» İbn-i Teymiye mevzu' olduğunu, Sem'ânî merfû' olarak bulunmadığını, ancak, Yahya bin Muâz-ı Râzî'nin sözü olduğunu söylemişlerdir. Nevevî, lâfzı hadîs değil, fakat mâ'nası sabittir, dedi. (Mevzâti Âliyyü'l Kârî tercemesi).
Aleyhissalat-ı Vesellem efendimizin Veysel Kârânî'-ye hırkayı vasiyeti, Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin hırkayı teslim etmeleri asla doğru değildir. (Kârî) «Si-yer-i Celîle-i Nebviyye»
«Kalb Rabbın evidir» İmâm Süyûtî'ye göre aslı yoktur.
«Ben bilenmeyen bir hazineydim, bilinmemi arzuladım ve sevdim.» Fütûhât-ı Mekkiyye: Hadîs-i sahih, keş-fen sâbît, naklen gayr-i sabit. Netekim imâm Süyûtî, asılsız demiştir. «Ama mükâşefe ehl-i olanlar indinde bu Hadîs sahihdir. Zira Muhaddîs'ler senetle naklederler. Ehl-i keşif ise fem-i Nebevî'den (S.A.V.) bizzat ah-zedip, söylerler.»
«Bir yandan keşfe ve ilhama dayanarak Hadîs usulü ilmine göre sahih sayılan Hadîslerin sahih olmadığına hükmeden, öbür taraftan hiç senedi olmayan sözleri keşfe ve ilhama dayanarak Hazret-i Peygamber'e isnad ve izafe eden, böylece izn-i Rasûl ile konuştuklarım söyleyen mutasavvıflar, bu hareketleriyle Selefîye ile aralarında bulunan rabıtaları iyice koparmışlardır.
(Haddese kalbî an Rabbî) sözünün mânası budur. Keşf ve ilhamı esas olarak naslan ona göre te'vil etmek de budur.
Hadîs konusundaki bu tutumlariyle nakil ve rivayetlerden kurtulan mutasavvıflar, çok rahat ve serbest hareket etme imkânına kavuşmuşlardır. Böylece, akla ve kıyasa uymayan hadîs'leri kabul etmeyen kelâmcıla-ra benzemişlerdir.»
Vahdet-i vücudcular: «Allah vardı O'ndan başka bir şey yoktu.» Hadisini ise Hakîm ve İbn-i Hibban, Bu-reyde hadîs'inden rivayet etmişlerdir.
«Vahdet-i vücûd» erbabından bazıları mezheblerini terviç etmek için bu Hadîs'in kuyruğuna şu ibareyi eklemişlerdir:
«O şimdi o vaz'iyyeti üzerindedir.» (!)
Mevzu' hadîslerden birisi de:
«Göklerim ve yerim beni istiâb etmedi, ancak mü'-min kulumun kalbi beni istiâb etti. Yânî onun kalbine yerleştim.» (Hâşâ) hadîsidir. İsrâiliyatta mevcut olduğu, aslı olmadığı, Zerkeşî mülhidlerin uydurması olduğunu söyledi. Zeylde ise şöyle te'vil ediliyor: «Mü'minlerin kalbi bana imanı ve sevgimi aldı.» mâ'nasında olduğu yoksa kalbe hulul itikadı küfürdür» dedi. (Basiret-üs Sâlikîn).
«İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.»
Hadîs değil Hazret-i Ali (R.A.)'nin sözüdür.
«Ölmeden önce ölünüz.» Hadîs'ini Askalanî sabit olmadığını söylemiştir. Aslında İbn-i Hacer sabit değil yani hadîs değil. (Esn-el Metâlib): Bu sofuların sözüdür, «ölmeden önce nefis ve şehvetlerinizin esîri olmaktan kendinizi kurtarınız demektir.» Mevzûat-ı Aliy-yü'l Kârî.
Melâmîlerde daha pek çok uydurma hadîslere rağbet fazlacadır. Her halde keşif ehli (!) oldukları için olacak Muhaddîslerin sahih dedikleri Hadîs şerifleri naklen olduğu için pek itibar etmiyorlar. Bütün mesele lerini: Varidattan, Niyâz-i Misrî'nin şiirlerinden, sâdece lafıyla geveleyip Muhiddin-i Arabi'nin Vahdet-i vücudu hakkındaki fikirlerini o da doğru olarak değil, ele alıp halletmeğe çabalıyorlar.
«Sofulardan bâzıları tergıb hadîsleri uydurmuş ve, «Benim hakkımda yalan uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın.» Hadîsini zımnen kabul etmişlerdir. Her ne maksatla olursa olsun, Peygamber'e hadîs isnat etmek kat'iyyen haramdır. Ahkâm'a dâir ise, küfür; tergıb için ise, kebâirdir.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi