Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Mesnevi Bahcesinden - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak:        Mesnevi Bahçesinden bir testi su – Osman Nuri Topbaş – Erkam Yayınları 104,  İst.1998,

 

İbn.Kemal Paşa’ya büyük iftira.(S: 12)
Bu kıymet cümlesinden olarak Şeyhülislâm İbn-i Kemâl Pa­şa, Mesnevî ile alâkalı bir rü'yâ-yı sâdıkasını şöyle anlatır:

Rü'yamda Rasûl-i Ekrem -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'i gör­düm. Elinde Mesnevî'yi tutarak buyruyordu ki: "Birçok manevî kitâblar tasnîf edildi. Fakat bunların içinde Mesnevî gibi bir kitâb yazılmadı."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 12]

 

Mesnevi’nin nurlu bir yol olduğu yalanı.(S: 13)
Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî'yi şöyle târîf eder: "Mesnevî, hakîkate ulaşmak, ilâhî sırlara vâkıf ve âşinâ ol­mak isteyenlere nurlu bir yoldur."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 13]

 

Celaleddin Rumi’nin kabe ile ilgili indi tevilleri.(S: 14)

"Eğer senin gönlün var ise, gönül Kabe'sini tavaf et! Toprak­tan, taştan yapılmış olan Kabe'nin asıl mânâsı, gönüldür."
"Cenâb-ı Hakk, görünen, bilinen suret Kabe'sini tavaf etme­
ği, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kabe'sini elde edesin diye farz kılmıştır."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 14]

 

Osman Nuri Topbaş’ın şeyhini kutsallaştırması.(S: 17)
Rabbimden; ruhuma ehlullâh muhabbetini tattıran feyizleri ile, hattâ hatırlanması ile dahi gönülleri mütelezziz kılan Allah ,dostu büyük veli "Üstâd Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu'nun şefaatlerini dilerim.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 17]

 

Bestami’yi Rasulullah ile kıyaslama sapıklığı.(S: 20)

Tebrizli Şems, hiç sükûnetini bozmadan suâlini şu şekilde açıklar:

"-Öyleyse, neden Bâyezîd. Rabbinden cehenneme kö­le konulmasını ve vücûdunun orada, başka hiçbir mücrime yer kal­kmayacak derecede büyütülmesini talep ettiği, lâkin küçük bir lakin küçük bir ilahi tecellî karşısında da: «Şânım  ne yücedir! Kendimi tesbih ederim!..» dediği halde; Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aley­hi ve sellem- sayısız tecellîlere rağmen büyük bir mahviyet içerisinde bulunuyor ve nail olduğu nîmetlerle yetinmeyerek Rabbinden hâlâ istiyor, istiyor, boyuna istiyordu?.."der.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20]

 

Şems’in Mevlana’yı ledün alemine ulaştırdığı yalanı.(S: 20-21)
Hazret-i Mevlânâ'yı sırf aklın aydınlattığı za­hir ilmin hududuna getirip dayar. Bu noktada kalarak suâle ce­vap vermek mümkün değildir. Şems, hâl silahıyla O'nu bu noktadan ileriye iter. İlerisi uçsuz bucaksız bir "ledün âlemi"dir.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20-21]

 

İğrenç bir tevil örneği.(S: 21)

"-Bâyezîd'in «Şânım ne yücedir; kendimi tesbîh ederim! Ben sultanların sultanıyım!. sözü bir işba, (doymuşluk) hâli­nin ifâdesidir. Yanî Onun mânevî susuzluğu, küçük bir tecel­lî ile giderilmiş oldu. Ruhu artık talepsiz bir hâle geldi. Sekre sürüklendi. Okyanusun hacmi sonsuzdu, lâkin O'nun istiabı bu kadardı.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 21]

 

Fena fillah ve beka billah uydurmaları.(S: 22-23)

Son merhalelerin tasavvuftaki isimleri “fena fillah” ve “beka billah”dır.

Kul fena fillahda nefsani varlığını yok etmiş ve onun bütün ihtiraslarını aşmıştır. "Bekâ-billah'da ise, Allâh'ın-gönüldeki tecellîsi hissedilir. Bu makama eren kulun kalbinde artık Allâh'ın nuru parıldar.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 22-23]

 

Şems, Mevlana’yı saptırıyor.(S: 25-27)

Hazret-i Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr'inde Şems'le başlamış olan bu macerasını şu şekilde anlatır:

"Şems Mevlânâ'ya:

«-Âlimsin, başsın, rehbersin; saltanat sahibisin!..» dedi."

Mevlânâ da O'na:

«-Bundan sonra zahir âlemin âlimi değilim; başı değilim; rehberi değilim.. Senin yaktığın meş'alenin aydınlattığı akıl üs­tü bir âlemde fakîr ve garîb bir seyyahım!..» dedi."

Şems tekrar:

«-Sende hâlâ akıl var! Bu sebeple dîvâne olamadığın için bu evin mahremi değilsin!..» dedi."

Mevlânâ da:
«- bundan sonra aklıma gönlümle örtü örttüm.. Divane

oldum. Himmetinle artık bu alemin mahremiyim... dedi.

Şems yine:

«-Sende hesap var!. Sekr hâlinde değilsin! Bu âlemin dışındasın!.. Bu âlemi aydınlatan akıl değil, aşktır. Önünü göre­miyorsun! » dedi."

"Mevlânâ Şems'e:

«-Bundan sonra himmetinle baştanbaşa âteş kesildim. Her yanımı aşk ve sekr kapladı!..» dedi."

"Şems bu sefer:

«-Sen bir cemâatin meş'alesisin! Yerin yükseklerde!..» dedi."

"Mevlânâ ise:

«-Bundan sonra artık o meş'alem söndü. Gözümde on­ların, Mayıs böceklerinin yanıp sönen parıltısından bir farkı yok!.. Artık başka meş'alelerin aydınlığında yürüyorum!» ce­vâbını verdi."

"Şems:

«-Sen ölü değilsin; Sen zahirî diriliğini muhafaza ediyor­sun! Bu kapıdan öteye böyle geçilmezi Fânî varlığını, bütün ihtişam ve debdebesiyle terketmen gerekir..» dedi."

"Mevlânâ:

«-O eskidendi!. Seni tanıdıktan sonra insanların bildiği mânâda diri değilim.. Başka bir dirilikle buluşarak öldüm!..» dedi."

"Şems O'na:

«-Hâlâ nefsânîistinadların var! Makamın mansıbın bakî! Bunlardan kurtul!» dedi."

"Mevlânâ da:

} «-Bundan böyle Sen'in beni çekip götürdüğün ledün ale-"mjnde mevki ve mansıb aramaktayım.. Evvelki varlığıma âid-herşeyi terkettim; onları aştım!..» dedi."

"Şems:

«-Kolun kanadın var! Ben sana kol-kanat veremem!..» dedi."

"Mevlânâ:

«-Bundan sonra Senin kolun kanadın olmak için, kolu­mu ve kanadımı kırdım...» dedi."

Şems de, bu ikrar karşısında vazîfesinin bittiğine kanâat getirip O'na ilâhî tecellîler ile dolu ebediyyet ufuklarında yan­ması için bir kanat taktı... Çünkü O'nu vuslatın hovardalığın-dan büyükbir firkate düşürerek hasretin bereketli ikliminde yalnız başına bırakmıştı.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 25-27]

 

Tasavvuf inancının insanlara zulmü.(S: 62)

Evliyâullâhm büyüklerinden Abdülkâdir Geylânî Hazret­leri, zahirî ilmin kemâline vardıktan sonra "hîç"i elde edebilmek için uzun bir müddet Bağdat harâbelerine çekilmişti..

Veliler sultânı olan Şâh-ı Nakşibend -kuddise sirruh-, ki­bir ve gururun zıddı olan bu hîçlik hâline ulaşabilmek için ilk intisâb yıllarında yedi sene hastalıklı hayvanlara, yedi sene hasta insanlara hizmet etmiş, yedi sene de mahlûkâtın geçe­ceği yolları temizlemiştir.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 62]

 

Hayvandan şefaat isteme sapıklığı.(S: 64)

Yine o günlerden biri idi. Evden çıkıp bazı yerlere gittim. Yolda öyle bir hayvan gördüm ki, güneşin rengine göre renk değiştiriyordu. Manevî bir hazza dalmıştı. Bana ondan büyük bir vecd hâli geldi ve kendi kendime şöyle dedim:

"- Bundan şefaat isteyeyim. Şu anda bu mübarek hayvan şefâat makamındadır."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 64]

 

Osman Nuri’nin Hallac’ın şahsında Allah’a iftirası.(S: 80)

Zîrâ Hakk âşıklarının bedenleri hakîkî yâr ile doludur. Ni­tekim Hallâc-ı Mansûr şehîd edildiği zaman kanları yere ya­yılırken «Allah, Allah» yazısı meydana getirdi.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 80]

 

Rasulullah (as)’a ve Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S:89)
Ebubekir Sıddîk Hazretleri, Allah Rasûlü'nün, ruhaniyet cihetinden helâda bile gözünün önünde kalmasından şikâyet etti. Yâni Sıddîk-ı Ekber, Allah Rasûlü'nün, yıkanma ve temiz­lenme yerlerinde bile mübarek sûretleriyle manevî tecessümünden ayrılamadığını kendilerine arz etti."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]

 

Şeyh ve müridin aynileşmesi hurafesi.(S: 89)
Hâce Ubeydullâh Ahrâr'ı bir an şiddetli bir üşüme alır. Şiddetle titrer. Ateş yakıp ısıtmaya çalışırlar. O anda kendisi ile aynîleşen bir müridi, soğuk su dolu hendeğe düşmüş bir vaziyette titreyerek kapıdan içeri girer. Hemen kurulayıp ısıtırlar. O ısınınca, Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri'nin üşümesi de bir anda biter.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]

 

Eşek gebe kalsa Beyazıd da kalır mı?(S: 90)

Birgün, önünde bir merkebi öyle dövdüler ki, hayvanin arkasından kan boşandı. O anda Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin de baldırlarından kan sızmağa başladı.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]

 

Aynîleşmesapıklığı.(S:90)
Yâni ruhi aynileşme, fizikteki birleşik kaplar misâlinden gayri değildir.. Bu da rabıta ile mümkündür.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]

 

Cüneyd’in şahsında Allah’a ve meleklerine iftira.(S: 109-110)
Cüneyd-i Bağdadi(ks) bir gün yolda giderken gökten meleklerin indiğini ve yerden bir şeyler kapıştıklarını gördü. Onlardan birine:

"-Kapıştığınız şey nedir?" diye sordu. Melek cevap verdi:

"-Bir Allah dostu buradan geçerken iştiyakla bir «ââh!..» çekti ve gözünden birkaç damla yaş döküldü. Bu vesîle ile Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve mağfiretine nail olalım diye o dam­laları"kapışıyoruz."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 109-110]

 

Tevhid ehli olmayan evliyalar varmış.(S: 120)

Evliyanın bir kısmı Hazret-i Âdem sıfatlı; bir kısmı Haz-ret-i İbrâhîm, Hazret-i Musa, Hazret-i îsâ sıfatlı; bir kısmı da Muhammediyyü'l-meşrebdir. Bunların da bir kısmı marifet eh-li bir kısmı muhabbet ve gönül ehli, bir kısmı muamele ehli, bir kısmı tevhîd ehlidir; bir kısmı da sıfatsızdır, yâni mahviyet ve gizlilikler içindedir.."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 120]

 

Beyazıd’ın sapık yönlendirmeleri.(S: 129)
Bâyezîd-i Bistâmî'ye müracaat eden bir derviş:

"-Beni Allah'a yaklaştıracak bir amel tavsiye et." deyince

Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu öğütte bulunur:

-Allah'ın velî kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah her gün o ariflerin kalblerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!.."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 129]

 

Delilsiz bir uydurma.(S:139)
"Tezkîretü'l-Evliyâ" kitabından insanın Hakk katında de­ğerini ifâde eden bir kıssa:

Tabiînden âlim, fâzıl, muhaddis ve sûfî Abdullah bin Mü­barek, haccı îfâ ettikten sonra Mekke'de Harem'de yakaza hâ­linde iken semâdan iki melek gelir. Biri diğerine:
"-Bu sene 600 bin kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam'da Alî bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin yaptığı amelin hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeğe niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu ka­dar hüccâcın haccı kabul edildi." der.

 

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 139]

 

Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S: 143-4)
Bu merhamet ve şefkatin peygamberlerden sonra en bü­yük misâlini sergileyen Ebû Bekir -radıyallâhü anh-'dır. Onun, Ebû Hafs Hazretleri'ne de örnek teşkîl edip umûmî bir şefkat ve merhametin kemâlini ifâde eden duası şöyle idi:

"Ya Rabbî! Benim vücûdumu cehennemde o kadar büyüt ki, başka kullarına orada yer kalmasın!.."

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 143-4]

 

Osmanlı padişahlarının şeyhleri.(S: 168)

Yıldırım'ın Emîr Sultân'ı, II. Murad'ın Hacı Bayram Ve-lî'si, Fâtih'in Akşemseddîn'i, II. Bâyezîd'in Mehdi Paşa'sı, Ya­vuz'un İbn-i Kemâl Paşa'sı, Kanunînin Merkez ve Sünbül Efendiler'i, III. Murad, I. Ahmed ve IV. Murad'ın Azîz Mahmud Hüdâyî'si devam eden Edebali silsilesinin birer şanlı ör­neğidir.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 168]

 

Ankaraî’nin sapık akidesi.(S: 271)

Mesnevî şarihi İsmail Ankaravî Hazretleri diyor ki:
"Bu yedi mumdan maksad, "yediler" denilen evliyâullâh grubudur. Dekûkî, onların cismâniyetlerini görmeden evvel nûrâniyet ve rûhâniyetlerini görmüştür. Çünkü, dünyâ ile âhı-ret âlemi arasında "âlem-i misâl" denilen bir âlem vardır. Dün­yâda bulunan her şeyin orada bir misâli vardır. O misâl, ebediyyette başka bir surette görünür. Görülen rü'yâların ekserîsi, bu misâl âlemindendir. Salih ve sâdık kişiler, o âleme rü'yâ hâlinde; ümmetin seçkinleri, yâni mürşid-i kâmiller ise, uyanıkken girebilirler.
[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 271]

 

Muharref  İncil’den alınan bir akide.(S: 274)

Hadîs-i şerîfde:

"Allah, Âdem'i Rahman sureti olarak yarattı." buyurulur.

Yâni insan, bütün esmâ-yı ilâhiyyenin mazharıdır. Allah'ın bütün fiil ve sıfatlarına ayna olur, yâni ma'kestir.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 274]

 

Hz.Ali’ye hokkabazlık isnadı.(S: 298-9)
Rivayet edilir ki Hazreti Ali radıyallâhü anh bir ağaç altında otururken bir fakîr gelip ihtiyaçlarını arz eder. Hazreti Alî -radıyallâhü anh-, yerden bir avuç kum alır, okur. Fakîre uzatır. Fakîr, kumların altın tozu haline geldiğini görünce sevi­nir, şaşırır ve yalvararak:

"-Yâ Emîre'l-mü'minîn, ne olur, Allah aşkına bana okudu­ğunu öğret!" der.

Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-, Fatiha Sûresi'ni okuduğunu söyleyince fakîr, yerden bir avuç kum alır, okur. Bir değişiklik olmaz. Merak ile Hazret-i Alî'ye:

"-Bu hâl nedir? Neyin nesidir?" diye sorar.

Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-:

"-İkimiz de Fatiha okuduk.. Bu, ağız ve kalb farkıdır!.." buyurur.

[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 298-9]