Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Mezhepler Tarihiebu Zehra - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: İslâm’da İtikadi, Siyasi ve Fıkhi MEZHEPLER TARİHİ, Muhammed Ebu Zehra, Çev.Sığatullah Kaya, Şura Yayınları.

 

  1. Cifir hususunda İmam-ı Cafer’e yapılan iftira (S.658-663)

     Tarihçiler, imam Cafer ile Cabir bin Hayyan arasındaki ilişkiyi kabul itmişlerdir. Cabir, imam Cafer'e öğrencilik yaparak ondan itikat ve usu-lüddin alanında dersler almış ve kendisinden iktibaslar yapmıştır. Yine tarihçiler, imam Cafer'in Cabir'e eşyanın tabiatı, maddelerin özellikleri ve karışımlar konusunda bilgi verdiğini de söylemişlerdir. Bu demek ki, adı geçen risalelerde yer alan pek çok bilgi aslında imam Cafer'e aittir.

imam Ca'fer, islam aleminde felsefenin Arapçaya çevrildiği, felsefi ekollerin kurulmaya başladığı ve felsefi çalışmaların düzenlendiği bir çağda yaşamıştır. Çünkü, Emeviler döneminin sonlarında ve Abbasiler döneminin başlannda, Süryanilerin ve diğer unsurlann çalışmaları so­nucu, islam düşünce pazanna Hint ve Yunan düşüncesi girmeye başla­mıştı...

Cefr İlmi

İmam Cafer'in taraftarları, onun ilim ve araştırma bilgisiyle yetinme­yerek, ona çalışmakla öğrenilmeyen, ancak Hz. Peygamber'in Hz. Ali'ye verdiği, onun da aldığı vasiyet üzere oniki imamın kendisinden sonra ge­lenine devrettiği farklı bir ilim de nisbet ederler, İmam Cafer, bu oniki imamın altıncısıdır. Şiîler, bu ilme "Cefr ilmi" adını vermişlerdir.

Cefr'in sözlük anlamı, "büyümüş ve serpilmiş keçi yavrusu"dur. Bu kelime, daha sonra bu hayvanın derisi anlamında kullanılmıştır. Şiilere göre, daha sonra bu kelime tahsille kazanılamayan Allah vergisi ilmin adı olmuştur. Bazı şiî yazarlar bu konuda şöyle demişlerdir: "Cefr ilmi, kıyamete kadar meydana gelecek olayları öğrenmeye yarayan bir "harf ilmi"dir. imam Cafer es-Sadık (A.S.)'dan kendilerinin bu ilme sahip ol­dukları nakledilmiştir, imam Cafer, bu ilmi şöyle anlatır: Cefr, deriden yapılan bir kap (çanta) olup, İsrailoğulları alimlerinin tüm ilmi onun içindedir. Cefr ilmi konusunda imamlardan pekçok şey nakledilmiştir. Bu ilmin mahiyetim ve onunla ne kastedildiğini bilmesek de Cefr ilmine dair bize gelen hadisler vardır. Bu ilim, imamlarımızın faydalandığı kay­naklar arasındadır. Allah, bu şerefli ilmi onlara ihsan etmiştir."

el-Kuleynî (Ö. 328 H.)de Isnaaşeriye'nin dört kaynağından biri olan el-Kâfî'sinde söylememektedir: Cefr'de Musa'nın Tevrat'ı, İsa'nın İncil'i, peygamberlerin, vasilerin ve geçmiş îsrailoğullan alimlerinin ilmi, helal-haram, olmuş-olacak tüm olaylann ilmi yer almaktadır. Cefr, iki kısma ayrılır. Bir kısmı, keçi derisi üzerine yazılmıştır. Bir kısmı da koç derisi üzerine yazılmıştır.

(4)   el-Kuleynî, el-Kafî'sinde şunları da söyler: "imam Cafer es-Sâdık, şöy­le dedi: Bu sabah, Allah'ın Hz. Muhammed'e ve ondan sonraki imamlara özel olarak gönderdiği Cefr kitabına bir göz attım. Kitaptan, gaib imamı­mızın doğuşunu, Samarra'da kayboluşunu, geri dönüşündeki gecikmesi­ni, ömrünün uzunluğunu, müminlerin o zaman belalarla karşılaşacağını, kalplerinde şüpheler doğacağını, çoklarının dinden döneceğini ve Allah-u Taâlâ'nın Kur'an'daki "Her insanın (amel) kuşunu boynuna doladık. (Isrâ Sûresi, 13)

 ayetiyle işaret ettiği islam bağını, yani velayeti atacaklarını okudum... (Oradakiler:) Ey Peygamber'in torunu, sahip olduğun ilimle bizi de bir parça şereflendirmez misin? imam Cafer, şu cevabı verdi: Allah-u Taâlâ, bizim kaim (Mehdi)'mize bazı peygamberlerin sünnet (özellik)lerini ih­san etmiştir. Mesela, Nuh'un sünnetinden uzun ömürlü olmayı, ibra­him'in sünnetinden gizli doğmayı ve insanlardan uzak yaşamayı, Mu­sa'nın sünnetinden korku ve gaybeti, isa'nın sünnetinden insanlann hakkında ihtilaf etmesini, Eyyub'un sünnetinden sıkıntı çektikten sonra feraha kavuşacağını, Muhammed'in sünnetinden de kılıcıyla ortaya çıka­rak onun yolundan ve izinden gideceğini ihsan etmiştir.

Buradan, şu sonuca varıyoruz: Cefr, Cafer es-Sadık'ın devraldığı ve zaman zaman başvurarak içindeki harfler, semboller veya bilgiler vası­tasıyla gayb ilmini öğrendiği bir kitaptır. Belki de varlığı iddia edilen bu Cefr kitabıyla, imamların Hz. Ali'den alarak birbirlerine devrettikleri id­dia edilen "özel bilgi" aynı şeydir.

Bu konuda, el-Kafî'de şöyle bir haber yer almaktadır: "Allah-u Taâlâ, Peygamber'ine bir kitap indirdi. Kitabı getiren Cibril, şöyle dedi: Ey Mu-hammed, bu kitap senin neciplere vereceğin vasiyetin olacaktır. Hz. Pey­gamber, necipler de kimdir ey Cibril, diye sordu. Cibril, Ali ve çocukları­dır, diye cevap verdi. Kitabın üzerinde, altından mühürler vardı. Hz. Peygamber, kitabı Ali'ye verdi. Ona, mühürlerden birini açıp onunla amel etmesini söyledi. Sonra onu Hasan'a verdi. O da mühürlerden biri­ni açıp onunla amel etti. Sonra kitabı Hüseyin'e verdi. Hüseyin, mührü açınca şu emirle karşılaştı: Ailenle birlikte şehit olmaya çık, çünkü onla­rın senden başka şehadet ümitleri yoktur, sen de canını Allah'a sat... O da bu kitabı oğlu Zeynelabidin'e verdi. O da bir mührü açtığında şu emirle karşılaştı: Başını eğerek sus, evine çekil ve ölünceye kadar ibadet et... Ali Zeynelabidin de bu kitabı oğlu Muhammed Bakır'a verdi. O da bir mühür açtığında şu istekle karşılaştı: însanlara hadis öğret, onlara fetva ver, Ehl-iBeyt'in ilmini yay, salih atalarım doğrula, Allah'tan baş­ka da kimseden korkma, çünkü kimse sana dokunamaz... Muhammed Bakır da kitabı oğlu Cafer es-Sadık'a verdi. O da bir mühür açtığında şu emrile karşılaştı: însanlara hadis öğret ve onlara fetva ver, Allah'tan başka kimseden korkma, Ehl-i Beyt'in ilmini yay ve atalannı doğrula, sen koruma altındasın.."

islam alimlerinden çeşitli yazarlar, Isnaaşeriye'den Cefr ilmi hakkın­da bir çok nakilde bulunmuşlardır. Kimi alimler, bu mezhebin görüşünü olduğu gibi açıklamak, kimi alimlerse onlarla alay etmek için Cefr'e de­ğinmişlerdir. Ibn-u Kuteybe, Uyûnu'l-ahbâr adlı eserinde şöyle demekte­dir:

"Talha bin Musarrif, abdestli olmasaydım Şiilerin Cefr hakkında de­diklerini size anlatırdım, demiştir. Zeydîlerin reislerinden Harun bin Sa'd el-Iclî de bir manzumesinde şöyle demiştir.

Görmez misin, Rafız'ler parçalanarak,

Cafer hakkında kötü sözler söylediler.

Kinlileri, o ilahtır dediler,

Kimileri de tertemiz peygamber.

Eğer bunları kabul ediyorsa Cafer,

Allah için uzaktır benden Cafer.

Cefr derisine onların çok şaşıyorum.

Cefr ile uğraşandan Allah'a sığınıyorum.

Aynı manzumede şu beyit de yer almaktadır:

Onlar, file sırtlan; zenciye kızıl deselerdi,

Daha doğru söylemiş olurlardı.

Ebu'1-Alâ' el-Maarrî de Cefr hakkında şöyle söylemiştir:

ilimleri bir Cefr derisinde gelince

Herkes hayret etti Ehl-i Beyt'e

Müneccimin aynası da küçüktür ama,

Çorak, mamur her yeri göstermiyor mu?

Cefr ilmi hakkında söylenenlerin az bir kısmını burada nakletmekle yetiniyoruz. Ancak, cefr konusu açılmışken üç maddelik bir değerlendir­me yapmayı da gerekli görüyoruz.

1. Cefr ilmiyle ilgili iddiaların imam Cafer'e nisbetini kabul etmiyo­ruz. Çünkü bu konu, gayb ilmine ilişkin bir konudur. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamber'e hitaben şöyle buyurulmuştur: "De ki: Ben kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verebi lirim. Eğer gaybı bilseydim, elbetteki çokça hayır (mal-mülk) elde eder­dim ve bana kötülük dokunmazdı..."       A'râf Sûresi, 188

(10)    Allah, Peygamber'ine verdiği bazı gaybi bilgileri, küfürle olan mücadelesinde kullanacağı mucizeler olarak vermiştir. Örneğin, şu ayet-i kerime bu kabildendir: "Elif-Lâm-Mim. Rumlar (bulunduğunuz yere) en yakın bir yerde yenildiler. Onlar, bu ye­nilgiden sonra birkaç yıl içinde tekrar yeneceklerdir. Önünde de sonun­da da emir Allah'ındır. O gün, müminler sevineceklerdir. Allah'ın yardı­mıyla... Allah, dilediğine yardım eder; O, galiptir, merhamet edendir. Rum Sûresi,l-5

 

Cefr'in varlığım reddetmek, imam Cafer'in değerinden eksiltmez. Al­lah'ın dini konusunda büyük bir hüccet olan îmam Cafer'den; Ebû Hani-fe ve Malik gibi büyük fakihler, Süfyan es-Sevrî ve Süfyan bin Uyeyne gibi büyük muhaddisler ders almışlardır.

2.      Cefr konusunda imam Cafer'den nakledilen çoğu rivayetleri el Kuleynî yapmıştır. Aynı el-Kuleynî, imam Cafer'den Kur'an'ın eksik olduğu rivayetini de yapmıştır. Bu iddianın imam Cafer'e nisbetini imam el-Murtazâ, talebesi et-Tûsî ve diğer Isnaaşeriye imamlan yalanlamışlardır. Hatta, imam Cafer'den tam tersine nakillerde bulunmuşlardır.
Böyle asılsız bir şeyi İmam'a nisbet ederek onu rivayet eden kimsenin di­ğer rivayetleri de hakikat ehli nezdinde makbul değildir.

3.      Günümüzde, imam Cafer'in hayatını konu edinen Caferi alimleri de bu rivayeti nakletmekle yetinmişler, onu ispatlamaya ve destekleme­ye çalışmamışlardır.

Bana göre, Cefr düşüncesini Isnaaşeriye mezhebine sokanlar, Ebu'l-Hattâb Muhammed bin Ebî Zeyneb'in taraftarları olan Hattabîlerdir. Makrizî'nin el-Hıtat adlı eserinde şöyle denilmektedir: "Tüm Hattâbîler, imam Cafer es-Sadık'ın kendilerine Cefr denilen bir deri bıraktığını, ora­da gaybe ve Kur'an tefsirine ilişkin herşeyi bulabildiklerini iddia etmiş­lerdir." imam Cafer'in, Ebu'l-Hattab'ın sözlerini nasıl yalanladığına ileride değineceğiz.

imam Cafer'in ilmiyle Çağdaşlarını Aydınlatması

imam Cafer'e, kendisinin de reddettiği bir takım özellikler yakıştı­ranları bırakalım da onun gerçek özelliklerini ve yüksek meziyetlerini anlatmaya başlayalım. Onun sahip olduğu meziyetlere, ondan sonrakiler asla sahip olamamıştır. Gençliğinde, ailesinden ve çağının diğer hocala­rından dersler alan imam Ca'fer, babasından hoşsohbet olmayı ve iyiler­le düşüp kalkmayı da öğrenerek meziyetlerini tamamlamıştır. Filozof babası Muhammed Bakır, ona şu öğütlerde bulunuyordu:

"Fasılda arkadaşlık etme, çünkü fasık seni arzulayıp ulaşamadığı bir lokmacığa değinir. Cimriyle de arkadaşlık etme, o da en çok ihtiyaç için­de olduğun bir anda, malım gider korkusuyla seni terkeder. Yalancı ile de arkadaşlık etme. Yalancı, serap gibidir. Sana uzağı yakın, yakını da uzak gösterir. Ahmak ile de arkadaşlık etme. Çünkü ahmak, sana iyilik edeyim derken, kötülük eder. Sılayı kesenlerle de arkadaşlık etme. Böylelerinin Allah'ın kitabında lanetlendiğini gördüm."

İşte, imam Cafer bu tertemiz öğüde sarılarak, temiz bir ahlakla do-nanmayanlarm meclisinden uzak durmuş, erdemli kişilerle düşüp kalk­mıştır. Bu yüzden, Medine'deki meclisi ilim ehlinin, hadis ve fıkıh tale­belerinin mekanı haline gelmişti. Ona gelenler, onun ilim ve feyzinden faydalanıyorlardı, imam Cafer'i ziyaret eden tüm alimler, onu ve onun ilmini yüceltmişler; ilminden, ahlakından ve hikmetinden iktibaslar yapmışlardır.

(12)Rivayete göre, Irak'ın hadis alimi ve Küfe vaizi Süfyan es-Sevrî, bir gün imam Cafer'in meclisinde bulunuyordu, imam Cafer ise konuşmu­yor, susuyordu. Süfyan es-Sevrî, benimle konuşmadan kalkıp gitmem, dedi. Bunun üzerine imam Ca'fer şöyle söyledi: "Seninle konuşuyorum ey Süfyan. Çok konuşmaktan ne fayda umuyorsun? Allah sana bir ni­met verirse, sen de bunun devamını diliyorsan, Allah'a hamd ve şükrü artır. Çünkü Allah-u Taâlâ, Kitab'ında "Andolsun ki, şükrederseniz sizin için (nimetlerimi) artırırım..."( ibrahim Sûresi, 7) buyurmaktadır. Rızkın geciktiğinde ise, istiğfarı artır. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: "Rabb'inizden mağfiret dileyin. Rabb'iniz, çok affedicidir. Gökten üzerinize yağmur salıverir. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltır. Size bahçeler verir ve sizin için ır­maklar akıtır. Nuh Sûresi, 10-12

 Ey Süfyan, sultan veya başka biri seni üzdüğünde "La havle velâ kuvvete illâ billah = Güç ve kuvvet yalnızca Allah'ındır." sözü­nü çokça söyle. Bu söz, kurtuluşun anahtarı ve cennet hazinelerinden bir hazinedir.

Bunun üzerine Süfyan es-Sevrî, imam Cafer'in elini sıktı ve "Üç öğüt, ama ne üç öğüt!" dedi.

imam Malik, Cafer es-Sadık'tan ders alanlardan biridir, imam Ca­fer'in meclisine sık sık gelmiş, ondan fıkıh ve hadis öğrenmiştir.

imam Ebû Hanîfe de Cafer'den rivayetlerde bulunmuştur. Ebû Yusuf ve imam Muhammed'in "el-Asâr" adlı eserlerini okuduğumuzda, Ebû Hanife'nin imam Cafer'den yaptığı rivayetlere rastlıyoruz, imam Cafer, doğru sözlü ve güvenilir bir insandı. Bu nedenle imam Ebû Hanife, yaşı­tı olduğu halde ondan ilim almaktan çekinmemiştir. Bazı Şiî yazarlara göre, Ebû Hanife iki yıl kadar imam Cafer'den ders almış ve bu iki yılı kastederek, "iki yıl olmasaydı, Nu'man helak olurdu." demiştir.

Ebû Nuaym, Hilyetu'l-evliya'sında şöyle demektedir: "îmam Ca­fer'den birçok tabiîler, rivayette bulunmuşlardır. Yahya bin Said el-Ensârî, Eyyüb es-Sahtiyânî, Ebân bin Tağallüb, Ebû Amr bin el-Alâ' ve Yezîd bin Abdullah bin el-Hâdî bunlardandır. Ayrıca îmam Malik bin Enes, Şu'be bin el-Kasım, Süfyan bin Uyeyne, Süleyman bin Bilâl ve is­mail bin Ca'fer gibi büyük imamlar da ondan hadis rivayetinde bulun­muşlardır. "

Ne gariptir ki, tüm bu büyük imamlar kendisinden hadis rivayet et­tikleri halde, Hicrî üçüncü yüzyılda gelen bazı hadisçiler, Cafer es-Sa-dık'tan yapılan rivayetlere kuşkuyla bakmışlardır. Bunun, mezhepçilik­ten kaynaklandığı şüphesizdir. Bazı Şiîler, imam Cafer'e demediği şeyle­ri nisbet etmiş olsalar da bu durum onun konumunu sarsmaz. Nitekim, Hz. Ali'ye yapılan iftiralar onun değerini düşürmemiştir. Aynı şekilde, if­tiracıların Hz. isa'ya tanrılık iddiasını nisbet etmeleri de onun değerin­den bir şey eksiltmemiştir.