Muhtelif - 18. Sayfa - Naksibendiligin Ic Yuzu
Allah'la Mürid Arasındaki Vesile
Şeyh Muhammed Emin şöyle diyor: "Şeyhten istemekle Allah'tan istemek arasında herhangi bir fark yoktur. Şeyhten istemek Allah'tan istemenin tıpkısıdır. [Ona bir yol arayın]. (Maide: 5/35) O yüzden Allah'tan bir şey isteyeceğiniz vakit önce şeyhten isteyiniz. Yani şeyhi Allah'la aranızda vasıta kılınız. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.[1] Şeyh Kâbe gibidir. Kâbe'ye doğru secde edilir. Ama secde Allah'ındır."
Âyetlerin manalarını şeyhlerinin lehine nasıl da tahrif ediyorlar. Mallarını satmak için reklâm yapan birine ne kadarda benziyorlar. Âyetin manası Allah'la kul arasında vasıta edinmek değildir. Âyeti bu şekilde tefsir etmek caiz değildir. İbni Abbas (r.a.) âyeti yakınlık ve yakınlaşma olarak tefsir etmiştir. Mücahid, Ebu Vail, el-Hasan ve İbni Zeyd te âyeti İbni Abbas'ın tefsir ettiği gibi tefsir etmişlerdir. Katade ve İbni Kesir âyeti Allah'a salih amelle yaklaşmak olarak tefsir etmiş ve imamların görüşü budur. Ve bunda ihtilaf yoktur demişlerdir.
Vesile kelimesinin bir başka manası daha vardır ki o da cennette büyük bir makamdır. Orası Allah'ın kullarından sadece birine mahsustur. Peygamber (s.a.v.) diyor ki: "Cennetteki vesile makamında olacak kişinin ben olmasını istiyorum. Benim için bu makamı isteyenlere şefaatim hak olmuştur."[2]
O halde vesile Allah'a salih amelle yaklaşmaktır. Yoksa iddia edildiği gibi şeyhle veya verdikleri misalle "Secde Kâbe'ye karşı yapılır. Ama secde Allah'ındır" şeklindeki yaklaşmakla değildir. Bu sözler Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan müşriklerin sözlerine mana olarak ne kadar benziyor: [Biz onlara ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler.]
Allah'la kul arasındaki vasıta sistemi hıristiyanlarca bilinen bir şeydir. Hıristiyanlarda tevbe papazın vasıta ve onayıyla olur. Papazın tevbesini onayladığı kişi günahlarından sıyrılmış ve temizlenmiştir. Halbuki Allah (c.c.) kullarına papazdan daha yakındır. Allah şöyle buyuruyor: [Eğer kullarım beni senden sorarlarsa şüphesiz ki ben çok yakınım. Dua edinin duasını dua ettiğinde kabul ederim. Benim emrime uysunlar ve bana ibadet etsinler ki doğru yolu bulalar.] (Bakara: 2/186)
İlim taleb etmek ve ilim öğretmek İslâm'ın emirlerindendir. Ancak alimler Nakşibendi tarikatı şeyhleri değildir. Zira Nakşibendi şeyhlerinin mürid toplamalarındaki gaye, onları fıkıh, hadis, akaid ve diğer konularda aydınlatmak değildir. Amaçları müridlere vahdet-i vücut ve fenafillah gibi akideleri öğretip onlarla zikir meclislerinde toplanıp zikir yapmaktır. İlim taleb etmenin usulü bu değildir.
Şah-ı Nakşibend zikir adabından bahsederken şöyle diyor: "Müridin şeyhine yönelmesi, ondan yardım dilemesi ve şeyhinin arada vasıta olmadan Allah'a yönelemeyeceğini bilmesi gerekir."[3] O halde Allah'a yönelme kapısı müride kapalıdır. Şeyh bu kapıyı açmazsa mürid hiç bir zaman Allah'a yönelemeyecek. Bu sözlerle hıristiyanlık akidesi arasında büyük benzerlikler vardır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi