Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İlmin Kerahiyeti - Naksibendiligin Ic Yuzu - 20. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

İlmin Kerahiyeti

 

Kitabın başında da bahsettiğimiz gibi Nakşibendi tarikatı şeyhleri müridlerine fıkıh, akaid ve hadis dersleri gibi dersler vermezler. Ancak müridleri onlar vasıtasıyla fenafillah ve vahdet-i vücudu öğrenirler. İlim mevzuunda Nakşibendiler diğer tarikatlar gibi ilmi uğraştırıcı kabul ederler. Ve ilim yolunun zorlu ve meşakkatli olduğuna inanırlar. Bunun yanında tasavvuf yolu daha kolay ve daha emindir derler. Allah tarafından müride hasıl olacak bir durumla mürid tüm ilimleri bir saatte öğrenebilir. Dolayısiyle kitap vasıtasıyla kazanılacak ilim afetlerden sayılmıştır. Kuşeyri bu hususla ilgili olarak Ebu Bekir el-Varak'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Mürid için üç tane afet vardır:

1- Evlendirmek,

2- Hadisi yazmak (hadis ilmi tahsil etmek),

3- Rızık kazanmak için yola çıkmak."[1]

Eba Yezid el-Bestami hadis ilmi tahsil edenlere: "Sizler ölüsünüz ve ilminizi ölüden aldınız. Ama biz ilmimizi "hay" olup ölmeyen Allah'tan aldık" diyor.[2] Hadis ilmi tahsil edenlerin ilimlerini aldıkları ölüler kimlerdir? İlimlerini tabiinden, tabiin de sahabe-i kiramdan, sahabe-i kiram da Peygamber'den (s.a.v.) almışlardır. Allah (c.c.) Nur Sûresi'nin 54. âyetinde şöyle buyuruyor: [Ve eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz.] Hidayet ancak bu yolla olur. Bu yoldan ve bu dinden başka yol ve din edinenlerin amelleri şu âyete göre kabul edilmiyecektir: [Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, onun dini asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.] (Âl-i İmran: 3/85) Mümin Allah'ın "Allah'a ve rasûlüne itaat ediniz" çağrısını duyduğu zaman yapmakla emredildiği ve yapmaktan nehyedildiği emirleri nerede ve nasıl bulacak? Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'de bulunmayan bazı şeyler sünnette mevcuttur. Örnek olarak Allah bir âyette [Ve namazı dosdoğru kılın] diyor ama nasıl kılınacağını açıklamıyor. Bir başka âyette de [Şüphesiz ki namaz müminler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır] diyor. Lakin namaz vakitlerini açıklamıyor. Bunları nereden öğreneceğiz? Şüphesiz ki bunu hadislerden öğreneceğiz. Dolayısiyle hadisin yazılmasına ve tahsil edilmesine "müridin afeti demek" doğru değildir.

İslâm dininin iki ayrı din olması mümkün değildir. Bestami Allah'tan direk olarak dininin talimatlarını alıyor ve Peygamber (s.a.v.)'e inen dinden talimat almıyor. Ve bu talimatlara geçen sayfada da gördüğümüz gibi "müridin afeti" ve "ölülerden alınan ilim" sözüyle bakıyor. Allah (c.c.) el-En'am Sûresi 153. âyetinde şöyle buyuruyor: [İşte benim yolum budur. Dosdoğrudur. Ona uyun. Başka yollara uymayın ki, sizi Allah'ın yolundan ayırmasın.] Ayrıca [Kim İslâm'dan başka bir din ararsa onun dini asla kabul edilmeyecektir. O kimse de ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.] (Âl-i İmran: 3/85) İşte bu iki âyet Peygamberin (s.a.v.) yolu dışında dini öğreniyorum diyenlere güzel bir cevaptır. Peygamberin (s.a.v.) getirdiği talimatlar ve tebliğ ettiği şeyler dışında dini öğrenmek mümkün değildir. Öyle olmasa Allah (c.c.) Peygamber göndermezdi. Ancak (c.c.) peygamber gönderip insanlara cenneti ve cehennemi onlar vasıtasiyle anlattı. Allah (c.c.) Âl-i İmran Sûresi'nin 164. âyetinde şöyle diyor: [Allah müminlere kendilerinden, onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hikmet öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.]

Âyette geçen "hikmet" kelimesini İbni Kesir sünnet olarak tefsir etmiştir.[3] Allah'ın insanlara peygamber göndermesi büyük bir lütuftur. Zira peygamber insanlara Allah'ın âyetlerini öğretir ve manasını açıklar. İşte Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) insanlara Allah'ın âyetlerini açıklamış söz ve davranışlarıyla da Kur'ân'ı yaşamıştır. Kur'ân-ı Kerîm bu yolun büyük bir lütuf olduğunu açıklarken Eba Yezid bunu küçümsüyor ve ona "ölüler ilmi" diyor. Bunun yanısıra Ebu Bekir el-Varrak ta onu "müridin afeti" olarak telakki ediyor. Bu sözler İslâm'a büyük bir darbe olup insanları ona savaş açmaya bir çeşit davettir.

el-Kuşeyri bir şeyhe "Müridlerin Allah karşısındaki en edepsiz halleri nedir?" diye sorduklarını naklediyor. Şeyh "Hakikatten ilme alçalmalarıdır" diye cevap vermiştir.[4]

Cüneyd'in şöyle dediği rivayet ediliyor: "Fakire (müride) rastlarsan onu merhametle karşıla, ama ilimle karşılama. Çünkü merhamet onu memnun eder; ama ilim onu rahatsız eder."[5]

Bir gün yine Cüneyd'e; "Okuyanları (ilim tahsil edenleri) bırak müridlere yaklaş" sözünden neyin kasdedildiğini sorarlar. Şeyh Cüneyd şöyle cevap verir: "Okuyan ilimle meşgul olan kimsedir. Müridse Allah'la meşgul olan kimsedir." Cüneyd'e göre ilim taleb eden kişi Allah'ın isimlerini, sıfatlarını, hadisi ve diğer ilimleri öğrenmeye çalışan kişidir. Ancak ona göre mürid ise, ilmi bırakıp sadece Allah'la (Allah'ın zikriyle) meşguldür.[6] Şeyh Cüneyd bu hususu daha güzel bir şekilde şöyle açıklıyor: "Müridliğe yeni girmişlerin aşağıdaki üç şeyden kaçınmalarını tavsiye ederim. Kaçınmadıkları taktirde durumları tamamen değişecektir.

1- Çalışıp mal, mülk kazanmak,

2- Hadis ilmi tahsil etmek,

3- Evlenmek.

Ayrıca müridin okuyup, yazmaması hoşuma gider. Çünkü bu onun için daha hayırlıdır.[7]

Ebu Süleyman el-Derani şöyle diyor: "Bir adam hadis ilmi tahsil etmek için veya rızkını kazanmak için yola çıkarsa veya evlenirse artık o dünyaya meyletmiştir."[8]

Bu şeyhlere göre ilim iyi olmayan bir meşguliyet ve vakit kaybetmektir. Ancak İslâm'a göre ilim çok değerli bir şeydir. Dolayısiyle bütün muhaddisler ilim kısmını devamlı olarak kitaplarının ön kısmına almışlar ve ona çok değer vermişlerdir. İslâm'ca kabul edilmeyen ilim Allah rızası için öğrenilmeyen ilimdir.


 

[1] el-Riseletül Kuşeyriyye (92),

[2] Tabakat el-Şarani (5/1), el-Futuhat el-Mekkiyye (365/1), Telbis İblis (322),

[3] Tefsir bin Kesir (424/1), Tefsir et-Taberi (108/4),

[4] el-Riseletül Kuşeyriyye (126),

[5] el-Riseletül Kuşeyriyye (124),

[6] el-Envar el-Kudsiyye (132),

[7] Kut el-Kulub (135/3),

[8] el-Futuhat el-Mekkiyye (137/1),