Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Onlarin Alemi - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: Onların Alemi - Ahmed-el Rufai, Çev.Abdülkadir Akçiçek, Rahmet Yayınları, 3.Baskı, İst-Tarihsiz.

 

  1. “Kendimi bir anda Beyt-i Mukkades’de buldum.” Yalanı (S.94-95)

 Abdülvahid b. Zeyd anlatıyor;

-    Ben, Beyl-i Mukaddeme gitmek istiyordum. Bu niyetle yola çıktım. Bir süre devam ellim. Sonra, yolu şaşırdım   Ne tarafa gideceğimi kestiremeden öylece durdum. Aniden önüme birhanım çıktı. Onu görünce, biraz ferahladım ve sordum:

-    Yabancı, sen de mi yolunu şaşırdın?

Buna karşılık bana şöyle dedi:

- Onu bilen nasıl yabancı olur ve onu seven nasıl yolunu şaşırır?

Bundan sonra, bana şöyle dedi:

- Bastonumun ucunu tut ve önden yürü

Haliyle bastonunu tuttum; yürümeye başladım. Bu yürüyüş, sanırım ki, yedi adım kadar oldu. Pek farkında değilim; Belki de, altı veya sekiz oldu: Kendimi Beyt-i mukaddes le buldum. Acaba şaşırdım mı? diye, gözümü oğrnağa başladım ve kendi kendime:

- Herhalde bir yanlışlık oldu.

Dedim, Ben, öyle söylenirken, o hanım bana döndü ve şöyle dedi:

- İşte, senin bu yolun zahirilerin yoludur. Benim yolum ise.
ariflerin yoludur. Zahidler yürür: ama arifler uçarlar. Bana gelince,
hem yürüyenlerdenim; hem de uçanlardanım..

Böyle dedikten sonra, güzümden kaybolup gitti.

 

  1. “Boşlukta oturan ve elinde yakuttan bir sürahiyi bana uzatarak suyu  aldım.”Yalanı (S.95)

        Ebu İmran Vasitî anlatıyor:

Denizde, gemi içindeydik; yolumuza devam ediyorduk. Aniden gemi delindi ve nihayet parçalandı. Ben ve zevcem kendi Başımıza kaldık. Zevcem çocuk doğurdu; çok hararetlenmiş olacak ki, benden su istedi. Bir şey diyemedim. Başımı semaya doğru kaldırdım. Birden güzüme, gökyüzünde biri çalındı. Boşlukta oturuyordu. Elinde Kırmızı yakuttan bir sürahi vardı. Alim zincirle onu sarkıtıyordu. Bana kadar uzattı. Suyu aldım. Onun bu halini sordum; bana şu cevabı verdi:

Şahsi arzularımı bırakınca Allah, böyle yükseltti.

 

  1. “Haccac’ın adamları kapıyı kesti. O anda kendimi Ebukubeys dağında buldum.” Yalanı (S.96)

Abüülvahid b. Zeyd anlatıyor:

-    Ebu Asım'a bir gün sufle sordum:

-    Kani bir gün, Haccac-ı Zalim seni çağırtmıştı. Her halde öldürecekti, O zaman nasıl oldu?

Bana anlat: Şöyle anlattı:

-  Bir gün evdeydim. Haccacın adamları kapıyı kesti, Davetçi içeri girecekti. Bu arada bana bir baygınlık geldi. O anda bana doğru uzanan bir el gördüm; elimden tuttu. Bir adım kadar çekti. Yahut daha fazla.. Sonra. KendimiEbu kubeys dağında gördüm. Hepsi bu kadar.

 

  1. “Elindeki asa ile taşa vurdu ve su fışkırdı ve su içtim.” Yalanı (S.96-97)

               İbrahim Edhem anlatıyor:

-  Bir gün, yürüyordum; yolum bir çobana uğradı. Ona:

-  Yanında süt veya su gibi içilecek bir şey var mı?
Diye sorunca, bana:

-  Hangisini seviyorsun? Onu söyle.. Su mu istiyorsun,
yoksa süt mü?,.

Dedi.

Bunun üzerine ben:

-Su.

Dedikten sonra; elindeki asası ile Geride duran taşa vurdu, taştan ses çıkmadı; Aniden su fışkırmaya başladı. Kar gibi soğuktu; bana baldan daha tatlı geldi, içtim.. Hiç sesimi çıkarmadan durdum. Hayretle çobana bakıyodum. Bana şöyle dedi

-  Hayret etme, bunda yaşılacak bir şey yok.. Kul, gönülden Allah'a bağlanırsa . her şey onun emrinde olur.

 

  1. “Rabia hatun duvarda asılı seleye elini vurur ve isteği yemeği alır, yerdi.” Yalanı   (S.97)

 Hasan-ı Basrînin çağdaşı Rabia Hatun'un evinde bir sele bulunurdu. Bu sele duvarda asılı dururdu. Her ne zamarı yemek istese, seleye eli ile vurur; istediği yemeği alır yerdi.

 

  1. “Selmani Farisi’nin yanında bir misafiri vardı.Bir kuş bir geyik istedi hemen geldiler.” (S.97)

Hasan-ı Basrî anlatıvor;

-    Bir gün Selman-ı Farisi r,a, şehri dolaşmaya çıktı. Yanında bir de misafiri vardı. Önlerine bir geyik çıktı. Geyik koşarak gidiyordu Birtakım kuşlarda şemada uçuyorlardı. Selman-ı Farisî r.a.:

-    Misafir var; bir besili kuş. bir geyik gelsin..

Der demez hemen bir kuş uçarak, bir de geyik koşarak geldi. Bunu göre misafir hayret etti ve:

-  Gökteki kuşları, yerdeki hayvanları emrine hazır kılan
Allah sübhandır.

Dedi.. Bunun üzerine Selman-ı Farisî misafire döndü ve söyle dedi.

-  Buna şaşıyor musun? Halbuki şaşılacak bir şey yoktur ,Sen, Allah'a itaat edene âsi olanı gürdün mü?

 

  1. “Elinde odun altın oldu ve tekrar oldu.” Yalanı (S.97--99)

 

Abdülvahid b. Zeyd anlatıyor:

-  Şam yolunda, Eyyub Sahtiyan? ile yürüyorduk. Birden
önümüze siyah bir adam çıkiı. Sırtında odun yüklüydü. Ona:

-   Arab. Rabbın Kimdir?..
Deyince  kızdı.

-   Benim gibisine böyle bir sual olur mu?.

Dedi.  Sonra başını semâya kaldırdı ve  şöyle devam etti:

-  Ya Rabbl. şu odunu altına çevir.

O odun, hemen altın oldu. Sonra, bize döndü:

 

-  Gördünüz mü?,.

Dedi Daha sonra, elini açtı ve:

-  Ya Rabbi. şu altını odun eyle..

Diyerek dua elti. O allın eskisi gibi yine odun oldu. Bundan sonra, şöyle dedi:

-  Bırakın böyle şeyleri. Ariflerin hikmetli işleri bitmez.
Eyyüb diyor ki.

-  Bu iş üzerine ben mahcup oldum. Adam bizi çok utandırdı. O ana kadar böyle mahcup olmamıştım.

Sonra ben:

-  Yanında yiyecek bir şey var mı?

Deyince., yanında bir kavanoz vardı; onu gösterdi. İçinde bal bulunuyordu; rengi kar gibi beyazdı, kokusu da çok nefisti. O balı bize verdi; verirken de şöyle dedi:

-          Ondan başka ilâh yoktur. Ona yemin ederim ki; bu bal arıdan değildir

Balı yedik. Fakat şunu diyelim ki: Ömrümüzde ondan daha tatlı bir şey yiyemedik Haliyle hayret ettik. Bizim hayret etliğimizi görünce;

-  Allah'ı bilen için şaşılacak bir şey yoktur. Allah'a kulluk eden onun işlerine taaccüb etmez. Ve bu gibi şeyleri görmek için Allah'a ibadet eden camidir. Çünkü bunlarla avunan yokla kalır.

O silah zat, şaşılacak bir halet içindeydi. Onu bir daha göremedim. Yemin ederim ki: Onu, o günkü haliyle ne öldüğünü ve  kim olduğunu anlayamadım.

 

  1. “Hacca giderken bir ses geldi ve derenin hepsinin gümüş gördüm.” Yalanı (S.99)

             . Yine aynı zat anlatıyor

-    Hacca gidiyordum. TELBlYE(1) yapmak istedim Yanımda bir büyük bez vardı. Temizce yıkadım, sonra ikiye buldum; bir parçasını örtündüm, diğerini lâzım olur diye sakladım. Böylece yürüyordum; kulağıma bir ses geldi:

-    Önündeki dereye bak.

Deniyordu. Baktığımda, derenin dolusunu gümüş olarak gürdüm. Gözümü yumdum. Onu geçtim. Va şöyle bir dua ettim:

-   Ya Rabbi senden başkasına götüren ve senden başkasını isteten arzudan sana sığınırım.

.   (1) LEBBEYK: Emrine geldim manasına gelir. Haccın şartlarından sayılır

 

  1. “Benim ismimi ve babamın ismini bildi.” Yalanı (S.100)

            İsmi bilinmeyen bir zat tarafından hikâye ediliyor:

-   Yine ismi meçhul bir zat tarafından rivayet ediliyor:

-   Hirem b . Hiyan şöyle anlatmış:

 

-    Bir gün Dicle kenarında yürüyordum; karşıma biri
çıktı Bana doğru geldi; selâm verdi. Yüzünde ariflerden oluğunu
gösteren sir nişan vardı. Halini, hatırını sordum Bana:

-    Rabbimiz sübhandır. Onun her dediği yarine gelir.
Hıyanoğlu Hirem, bu suallerden vazgeç. Sana lâzım olan işlere
koyu l

Bunun üzerine:

-  Allah'ın rahmetine kavuşasın; benim ismimi ve babamın
ismini nereden biliyorsun?.. Halbuki bugüne kadar seni hiç
görmedim.

bu sözümden sonra; bana şöyle dedi:

-  Öğrenmedin mi? Arif olanlar marifet nuru ile birbirlerini tanırlar.

 

  1. “Zunnun ismini bilen kadın.” Yalanı (S.101-102)

. Yine  Zünnun anlatıyor:

-    Bir gün, Nil kenarında gezmeye çıkmıştım. Suya düşmüş bir kadın gördüm. Dalgalar onu. sağa sola çarpıyordu. O, bu halinde söyle diyordu:

-    İlahi, bana yaptığını görüyor musun?

Yanıa yaklaştım:

-  Hanım,  

Dedikten sonra şöyle devam ettim:

-  Ondan şikâyet mi ediyorsun? Halbuki o, her iyinin ve kötünün sahibidir.

Bunun üzerine bana şöyle dedi,

-  Ey Zünnun, senin öyle bir halin var ki ancak ondan olursa, şükredersin. Darılacağın zaman da, ondan ona darılırsın..

Sordum:

-   Hanım, benim ismimi nereden biliyorsun?..
Söyledi:

Cebbar olan ulu Allah'ın nuru ile biliyorum

 

  1. Kişi için gaybi bir soruya “Ben bilirim.” Yalanı (S.104)

Hırem b. Hiyan anlatıyor

-    Üveys b. Âmiri gördüm. Selâm verdim:
-Sana da selâm olsun; ya Hirem b. Hıyan,
Deyince sordum:

-    Benim ve babamın ismini nereden bildin?..

- Ben bilirim. Senin ruhun benim ruhumdur. Bunu, Rabbıma karşı olan marifet   nuru ile anlıyorum.