Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nakşibendî Tarîkatı - Rabita Ve Naksibendiyye - 108. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Nakşibendî Tarîkatı'nın onuncu ilkesi «Vukûf-i Adedî»'dir.

 

Bunun anlamı: Zikirde belli sayısal limitler üzerinde duraksamaktır.

Örneğin «Kelime-i Tevhid»'i zikrederken her dokuz tekrardan sonra küçük bir mola vermek gibi.

İlginçtir ki yoga türlerinden birinde de aynen böyle bir uygulama vardır. «Mantra» diye adlandırılan özel ve (daha çok kutsal) sözcükler, belli sayıda tekrarlanarak arada bir kısa molacıklar verilir. İslâm'a uyarlanmış olan mis­tisizmde «mantra»'nın karşılığı «wird»'dir. Arapça olan bu kelimenin ço­ğulu ise lügatlerde «ewrâd» olarak geçer.

Bu uygulama, meditasyon yapan yoginin zihnini matematiksel olarak programlamaya yöneliktir ve bu programlama, aşamalarla gerçekleşebilir. Zaten yoga medi­tasyonu da birbirini aşamalarla tamamlayan belli düşünme ve eylem biçim­lerinden oluşur. İlk aşama, psikolojik hazırlıktır. Bunu bir çeşit rehabilitas­yon alarak nitelemek de mümkündür. Çünkü mürîd, ilk başlarda tekkenin egzotik atmosferine ve spiritüel dekoruna, tasavvufun kavramlarına, çağrı­larına, yankılarına ve coşkularına henüz yabancıdır. Şeyhe göre o, bir hasta gibidir. Herhangi bir ürküntü ya da ürperme duyumuna karşı onun göste­rebileceği en ufak bir refleks bile hedeflenen huzuru engelleyebilir!

Dolayısıyla denebilir ki ilk başta harcanan bütün çabalar, aslında mürîdin, her şeyden önce psikolojik uyum göstermesini, ondan sonra da kon­santre olmasını sağlamak içindir. Ardından hipnotik trans gerçekleşir. Yogada görülen bu disiplinler, değişik adlar altında aynen tarîkatta da ol­duğu gibi vardır. Bunlar, baştan beri anlatılan ilkeler çerçevesinde gerçekle­şir. Yani derviş, önce tevbe eder, sonra el alır, ardından cezbeye tutulur, son olarak da vecd halini yaşar.

Dolayısıyla, «Vukûf-i Adedî» kavramının da tarîkata yine yogadan alın­dığı ihtimali güçlenmektedir. Çünkü İslâm'da ne böyle limitle sınırlı bir zi­kir şekli vardır; ne böyle bir kavram vardır; ne de (Kitap ve Sünnetle belir­lenmiş olan ibâdetlerden başka) bu kadar basamaklı bir «seyr-u sülûk» sis­temi vardır.

 

* * *