Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 27. Sayfa - Rabita Ve Naksibendiyye

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

5. "İmâm-ı Rabbânî" Olarak Bilinen Ahmed Fârûqıy'nin 187 Sayılı Mektubu

 

Bu mektubun aslı Farsça’dır. Eşref Kâbulî  adında bir kişiye hitaben ya­zıl­mıştır.

Bu mektupta râbıta hakkında herhangi bir tanım yoktur. Aynı zamanda nasıl uygulanacağına ve şartlarının ne olduğuna ilişkin bir açıklama da bu­lunmamaktadır. Sadece «râbıtanın, mürîdi (Allah'a) ulaştırmada en yakın yol» ve «mürîd için zikirden daha yararlı olduğunu» anlatmaktadır.

Bununla birlikte Rabbânî, Nakşibendî Tarîkatı'nın eski rûhânilerinden Ubeydullah-ı Ahrâr'ı referans göstererek, O'nun Fakarât adlı eserinden, «Pirin gölgesi, hakkın zikrinden evlâdır» meâlindeki sözünü de bu mek­tupta nak­letmektedir. Buna göre Nakşibendî Tarîkatı'ında «mürîd için şey­hin gölgesi Allah'ı anmaktan daha üstündür.»

Allah'ı zikretmenin, bütün ibâdetlerin özü ve en makbulü olduğu bizzat Kurân-ı Kerîm'in nasslarıyla sabitken[1] şeyhin nasıl olur da gölgesinin, Allah'ı zikretmekten daha üstün olabileceği eğer Nakşilere sorulacak olursa, çok büyük ihtimalle cevapları en azından: «Sen İmâm-ı Rabbânî'den ve O'nun üs­tadlarından daha mı iyi biliyorsun?!» şeklinde olacaktır. Çünkü tarîkat meselelerinde açıklama istemek yoktur. Hele tartışma hiç yoktur. Ya sınırsız ve kesin bir teslimiyetle şeyhin her dediğine Kur'ân'ın bir nassı imiş gibi inanacaksınız ya da onlara göre taş gibi sert bir yüreğe ve zindan gibi kapkara bir vicdana sahipsiniz.

En basit bir kavramı bile en zor ve anlaşılmaz sözlerle ve en dolambaçlı yollardan giderek kendilerine göre açıklamayı adet ve marifet sa­yan Nakşi­bendîler, yukarıdaki konuyu açıklamakta şâyet biraz daha nazik davranmayı düşünecek olurlarsa belki de şöyle diyebilirler:

«Efendim Allah'ı tanıyabilmek ve O'nu anmak için mutlaka bir kılavuza, bir yol göstericiye ihtiyaç vardır. Erbâb olan bir rehberden yoksun ola­rak izle­necek yol tehlikelerle doludur. Bu nedenledir ki Allah'ı zikretmek gibi son derece önemli bir görevi yaparken her şeyden önce mürşidin kıla­vuzluğuna ihtiyaç vardır. Dolayısıyla "onun gölgesi bile zikirden daha ev­ladır" denilmiş­tir.»

Hiç kuşku yok ki Allah'a gerçek anlamda kulluk yapabilmek için her şey­den önce O'nun koyduğu sistemin bütünlüğüne bağlı kalmak şarttır. Her in­sanın, keyfi biçimde bir ibâdet şekli seçerek Allah'a kulluk etmesi elbette ki yanlışlıkların en büyüğü olur. Nitekim râbıta da bunlardan biridir. Ama Müslümanlar Allah'a en uygun biçimde kulluk etmeyi, "Nakşî rûha­nîlerinin gölgesini Hakk'ı zikretmekten daha üstün tutarak" değil, her­halde Kur'ân ve sünnetin ışığında yol gösteren İslâm âlimlerinin rehberli­ğinde öğrenmek du­rumundadırlar.     


 

[1] Kur’ân-ı Kerîm 13/28