Muhtelif - 55. Sayfa - Rabita Ve Naksibendiyye
33. Ruh'ul-Furkân
Latin harfleriyle yazılmış bir tefsirdir. İstanbul-Çarşamba'da faaliyet gösteren gelenekçi bir Nakşibendî şeyhi ile altı mürîdi tarafından hazırlanmıştır.
Nakşi cemaatleri arasında Ortaçağ Türkistan mistisizmine en fazla bağlı olan ve özden çok şekle önem veren bu grubun, Kur'ân'ı tefsir ederken Latin harflerini seçmesi bir bakıma şaşırtıcıdır. Ancak bunun zorlayıcı nedenleri de yok değildir. Çünkü dil olarak Arapça kullanılması halinde, Türkiye'de hemen hiç okuyucu bulamamak gibi bir endişe vardır; üstelik tefsiri hazırlayan ekip de Arapça bilmemektedir. Dil olarak Türkçe’nin Arap harfleriyle kullanılmasına (yani kitabın Osmanlıca hazırlanmasına) ise hem yasalar imkan vermemekte, hem de son derece az sayıdaki okuyucuya ancak hitap edebilmektedir. Bu noktalar düşünülürse, Türkiye’deki karmaşa ortamında karşılaşılan çok yönlü engellerin bu kapalı cammaati bir kat daha sıkıntıya soktuğu anlaşılmaktadır. Onun için sözü edilen kitap, hem hurafeci anlayışın etkisi, hem de mevcut şartların baskısı altında çelişkilerle dolu içeriği kadar teknik bakımdan da kusurlu olarak ortaya çıkmıştır.
Kitabın ikinci cildinin, 45. sayfasında Bakara Sûresi'nin 152. âyet-i kerîmesi yorumlanırken açılan zikir bahsi ilgisiyle nihâyet 64. sayfadan itibaren râbıta hakkında birtakım ilginç anlatımlara yer verilmiştir.[1]
Konu 93. sayfaya kadar uzatılarak Kur'ân'a ve İslâm'a yabancı olan bu kavram, olağanüstü bir değerlendirme ile ön plana çıkarılmış, bununla birlikte akademik te'lif kurallarına hemen hiç uyulmamış, kitapta adı geçen kaynakların hiç biri hakkında, yer, cilt ve sayfa gibi referanslar gösterilmemiştir.[2]
[1] Bk. BÖLÜM – I. Nakşibendîlerin, Râbıtaya ilişkin Delilleri.
[2] Bu kitapla büyük bir fitnenin körüklenmeye çalışıldığını söylemek mümkündür. Çünkü eskiden beri râbıta meselesi gizli ve çok dar bir çevre içinde işlenirdi. Müslümanlar bu meseleden pek haberdâr olamazlardı. Zaman zaman deşifre olup tekkelerin dışında gündeme gelse de konu üzerindeki tartışmalar çok sınırlı cereyan ederdi. Çünkü râbıtaya karşı çıkanlar, (Bu gizli meseleden haberi olmayan) tarîkatın dışındaki kimseler değil, bilakis bu itirazcılar, genellikle içyüzünü bilmedikleri için daha arı birer Müslüman olmak amacıyla tarîkata bağlanmak isteyen, ancak İslâm inanç sistemini iyi bildikleri için tarîkatın şifreleri çözüldükçe uyanan mürîd adayları arasından çıkardı. Ne var ki son zamanlarda laik egemen azınlık, Müslümanlara karşı güçlü kalabilmek için tarîkat çevreleriyle uzlaşmacı bir tutum izlemeye başlayınca bu çevreler de cesaretlenerek şimdiye kadar çok gizli yaptıkları râbıtayı yavaş yavaş ortaya çıkarmayı göze aldılar. Aslında bu kişiler toplumu şerbetlemek ve etrafı ürkütmeden Müslümanlara karşı bağışıklık kazanmak için sanki bir sınama ile bu süreci başlatmış bulunuyorlar.
Fakat şunu önemle belirtmek gerekir ki onlar, izledikleri bu tutumlarıyla ve Kur'ânî değerler üzerinde istedikleri yorumu yapma imkanını bulmakla İslâm'a, laik-materyalist topluluklardan daha çok büyük darbeler indireceklerdir!
İslami Okul Okulların En Önemlisi