Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Birincisi - İslami Bilgiler - Rabita Ve Naksibendiyye - 99. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Birincisi: «Hûş Der Dem»'dir.

 

«Hûş Der Dem», nefesin denetim al­tına alınmasını öngörmektedir. Zamanın gaflet içinde geçirilmemesini em­reden bu ilke, sanki gafilleri kö­tüleyen âyet-i kerîmeleri hatırlatmaktadır. Halbuki biraz dikkatle incele­nirse anlaşılacaktır ki, burada amaçlanan bilinç hâli ile Kurân-ı Kerîm'in kötü­le­diği gafletin, aykırı hâli hiç de birbirinin aynısı değildir. Nitekim (diğer ilkeler incelendikten sonra daha iyi anlaşılacağı üzere) yukarı­daki tarîkat kuralında, nefesi çok sıkı bir şekilde kontrol altına almak ve dikkati belli bir obje üzerinde yoğunlaştırmak esas­tır. Hatta dikkati bir sa­niye bile olsa dağıtmamak şarttır. Oysa bu şekildeki bir bilinç hâli içinde ol­maya iliş­kin Kurân-ı Kerîm'de herhangi bir açıkla­maya rastlamamaktayız.

Kur'ân'da kötülenen gaflet, kişinin, suç ve günah işlerken bilinçli ol­masıdır. Yani o sırada, Allah'ın her şeyi kuşatıcı otoritesini, sınırsız ve son­suz egemenliğini görmezlikten gelmesidir. Gaflet, aslında böyle bir anlam taşır. (Eğer bu otorite ve egemenliği diliyle inkâr ederse zaten kâfir olur.)

Öyle ise Kurân-ı Kerîm'in amaçladığı bilinçli ve uyanık olma hali bu sınırsız ve sonsuz egemenliği, özellikle emir ve yasakların uygulanışı sıra­sında hatırlamaktır. Yani haramla yüz yüze gelindiğinde direniş göstermek, emirleri uygularken de «huşû» denen derin ve içsel bir saygı göstermek, samîmi olmak, aynı zamanda öngörülen erkân ve şartlara titizlikle ayak uydurmaktır ki İslâm’da buna azîmet denir. Emir ve yasaklar hayatın her tarafına serpiştirilmiş olduklarından, bunlara uy­mak için gösterilecek dikkat ve uyanıklık durumları da sürekli değil, mubahların araya girmesiyle elbette ki aralıklı olacaktır. Mümin kişi her hâlü­kârda, gâfil olmamaya elbette ki dikkat edecektir. Ancak bu, hiç bir zaman zihinsel planda sürekli bir alarm halinin yaşanması anlamına gelemez. Allah Teâlâ'nın, insana böyle bir sorumluluk yüklediğini Kur'ân ve Sünnette aramak abestir. Çünkü «Allah, hiç kimseyi, gücünün üstünde bir görevle yükümlü tutmaz.»[1]

Halbuki «Hûş Der Dem» ilkesinin öngördüğü şey, esasen Allah'a bi­linçli ibâdet etmek de değildir. Bilakis her saniye Allah'ın zâtı üzerinde dü­şünmeyi yoğunlaştırmak ve bu suretle bir konsantrasyon[2] sağlamaktır. 

Bu idealin, Nakşibendîliğe kesinlikle Budizm'den sızdığı ise, diğer ilke­le­rin ilerideki açıklamalarıyla ve özellikle râbıtaya ilişkin analitik inceleme­lerle çok daha iyi anlaşılacaktır.[3]

 


 

[1] Kurân-ı Kerîm: 2/286

[2] Concentration (fr.): Action de se concentrer, d'appliquer fortement son attention et ses facultés intellectuelles à un mêm objet. Larousse, direc­tion: Claud CANNAS. Paris-1995

[3] Bk. BÖLÜM – II. Râbıta, Meditasyon ve Yoga