Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Ruh Terbiyemiz - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: Ruh Terbiyemiz - Said Havva, Çev.İbrahim Sarmış, Davet Yay., Konya-1980

 

  1. “Vahdet-i Vücudu kabul eden kafirlerdir.” (S.114-115)

 

Esrar gerekçesiyl her meselenin birtakım rumu­zu meydana gelmiştir. Zâtı İlahinin sırlarını marifet bahanesiyle de bazıları Vahdeti vücut meselesini or­taya attılar, öyle ki vahdeti vücuda kail olanlara gö­re bunu kabul etmiyen müslüman Allah'ı hiç tanıma­maktadır.

Bu konuda nabza göre şerbet verenlerin de oldu­ğunu görüyoruz. Bir fakihle karşılaştığında vahdet vücudu onun nabzına göre, avamdan biri ile yüzyüze geldiğinde onun da mizacına göre başka şekillerde yorumlayanlar ortaya çıkmıştır.

İnsanları niyyetlerinden dolayı hesaba çekecek değiliz. Ancak sözlerinden sorumlu tutabiliyoruz. Mu­tasavvıflardan biri şöyle demektedir: «Vücut yapısın­da kainat kar tanesi gibidir. Sen de kaynayan suyu­sun. Yapımızda kar sudan ayrı bir şey değildir. Ama şeriatların hükmünde ikisi ayrıdır.»

Şimdi soralım, bu sözlerden anlaşılan nedir? Bu kainat zatı ilahinin kendisidir. Yoğunlaşarak kainat olmuştur. Suyun yoğunlaşarak kar haline gelmesi gi­bi. Şeriatlara göre kar sudan ayrıdır. Ama bu sözle­rin sahibine göre kar suyun kendisidir. Yahut zatı ilahinin yoğunlaşan bir cüzüdür.

Bazıları da bu meseleyi şu sözlerle ifade etmeye çalışmışlardır: «Zatı ilahiye nisbetle bu kainat deniz­deki dalga gibidir. Ne denizin kendisidir, ne denizden

ayrıdır.» Halbuki akılsızlar bile dalganın denizden bir parça olduğunu bilmektedir.

Böylelerine diyoruz ki, Cenabı Hakkın «Kulların­dan ona bir cüz saydılar. İnsan gerçekten açık nan­kördür.» (Zuhruf-15) sözünün manasını bize söyleyiniz. Bun­dan maksat nedir?

Bu ayet Cenabı  Hakka bir cüz. kabul edenlere açık bir reddiye ve böyle yapanları apaçık kafir ol­duklarını bildiren bir sarahat, değil midir? Tasavvuf­ta iddia edilen esrarın neticesi, geçmiş ümmetlerin dalalete saptığı gibi sapmak mıdır? Böyle bir şeyden Allah'a sığınırız.

 

  1. Sufilerin Şatahatı (S.485-487)

       İslâm ve müslümanların tarihinde insanların müslümanlar arasına soktuğu en üzücü ve en çirkin sapmalardan biri, «sûfîlerin şatahatı» ismini taşıyan şeylerdir. Bu, büyük felaketlerden, korkunç bulanık­lıklardan ve müthiş belâlardan biridir. Bu meseleden uzak durmayan kimseden Allah'a sığınırız.

Sahih hadiste varid olduğu gibi Hz. Aişe'den: Mu-hammed (S.A.V.) Rabbını gördü mü? diye soruldu­ğunda : «Subhanellah! Bu sorun karşısında tüylerim diken diken oldu» karşılığını vermişti.

Bu mesele ihtilaflı olmasına rağmen anamızın (Allah ondan razı olsun) sorulan soru karşısında tüy­leri diken diken olmuştu. Şimdi Allah için siz söyle­yin. Şayet Hz. Aişe'ye Muhammed (S.A.V.)'in Allah olduğunu söyleyen çıksaydı, takınacağı tavır ne olurdu? Allah'a yemin ederim ki, şayet sahabeden biri, bir kimsenin kendisi için: «Ben Allah'ım» dedi­ğini duymuş olsaydı, onun takınacağı tavır, kılıcıyla o kimsenin kafasını uçurmaktan başka birşey olmaz­dı. Kendilerine hayırla şehadet olunan asırların hep­sinde müslümanların bu konudaki tutumları da hep böyle olmuştur. Sahabe dönemi öyleydi. Tabiîn döne­mi öyleydi. Etbai tabiîn öyleydi. Hatta onlardan sonra da Hallac'ın öldürülüşüne kadar durum böyle de­vam etti.

Suyûtî, »Tarihu'l-Hulefâ» isimli eserinde zikreder ki: Hüseyin el-Hallac Hicri 301 yılında bir deve üze­rinde teşhir edilerek Bağdad'a getirildi. Elleriyle ayaklarından asılarak yanıbaşında şöyle ilânat yapıl­dı : «Şu gördüğünüz adam, Karamitanın propagandistlerindendir. Onu tanıyınız.» Daha sonra hapsedil­di ve nihayet 309 yılında idam- edildi.»

Suyuti, ayni kitabında yine şöyle der- «Hallaç, 309 yılında Kadı Ebu Amr ile fukahâ ve ulemânın, ka­nının helâl olduğuna dair fetva vermeleri üzerine idam edildi.»

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki, o da, Hallac'ın hapsedilmesi ile öldürülmesi arasında aşağı yukarı dokuz yıl geçmiş olmasıdır. Bu da gös­teriyor ki, öldürülüşünde acele edilmemiş, uzun müd­det beklenilmiştir.

Hallac'ın öldürülüşüne kadar ilahlık iddiasında bu­lunanlar öldürüldüğüne göre, ki ümmet, Hallac'ın öl­dürülmesinin, vacib olduğuna dair icma etmiştir. Bu, İslâm ümmetinin ilk dönemlerinde bu şekilde Allah'a karşı cürette bulunanların ümmet tarafından icma ile lanetlendiklerine dair delil değil midir?

Ama ne yazık ki, söylediği bu sözlerden dolayı öldürülmesi için ümetin icma ettiği bu zatın sarfet-tiği sözler daha sonra kabul gören bir felsefe ve oku­tulan bir ilim haline gelmiştir. Öyle ki bazıları, insa­nın ne zaman «ben Allahım» demesinin caiz olduğu ve ne zaman caiz olmayacağı meselesini söz konusu eder oldular. Bu gibi sözleri söyleyenlerden uzak kal­mayanlardan uzak durmayanlara Allah lanet etsin!

Bir kimsenin, herşeyin Allah tarafından meyda­na getirildiğini ve bu arada insanın kendi fiillerinin de Allah'ın fiilinden olduğunu söylemesi ile kendi hakkında: «Ben Allah'ım» demesi, biribirinden fa'rklı şeylerdir.

Teviller ve temize çıkarmalar ne olursa olsun bu gibi musibetlerin ümmet arasında devam etmesi, kalblerin ve gözlerle basiretin körelmesindendir.

Bu gibi sözleri söyleyenler Allah'tan, Allah'ın kul­larından utanmıyorlar mı? Oysa Rabbimiz şöyle bu­yurmaktadır: «Allah, Meryem oğlu İsa, Mesih'tir, di­yenler küfre gitmişlerdir.» (37)

Bunlar da, «ben Allah'ım» diyen bir kimsenin bu sözünü kabul edip geçmemizi istiyorlar.

Bu ne biçim cehalettir! Bu ne biçim küfürdür.! Bu ne biçim bulanıklıktır! Bu ne biçim çelişkidir! Bu çir­kin söz karşısında insan nasıl gönül huzuruyla dinle­yebiliyor ve onu bir ilim olarak kabul edebiliyor? Al­lah'a yemin ederim ki bu, şeytanın aldatma ve vesve­sesinden başka birşey değildir.

Ben şahsen Allah'a olan seyrimde, Allah kendi fazlından Samed isminin manalarından bana tattır­dığı halde -ki bu makam o kimselerin ayaklarının kaydığı makamdır- Allah'a yemin ederim ki, bu tür iddialarda israr ettikleri takdirde onlar için ölümden başka bir yol göremiyorum.