Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İslâm Dininde Şahısları Taklit Yoktur - Seyhlik Agalik Ve Islam - 11. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

 

İslâm Dininde Şahısları Taklit Yoktur

 

Bunlardan başka kimsenin söz ve hareketi muteber sayılmaz ve din için bir mesned teşkil edemez. Zira yukarıda arzettiğimiz gibi Allah'ın emri olmaksızın Peygamberler dahi dinî hükümler koymaya yetkili değiller iken, başka birinin yetkili olmasına nasıl imkân verilir? Bir şahıs ne kadar âlim olursa olsun, sözünü bu esaslardan birine dayamadıkça sözü aslâ din olamaz. Ancak şahsî fikir ve mütalâasından ibaret kalır. Bizim uymamız ve din olarak kabul etmemiz gereken şey ise, Allah'ın ve Peygamberin emirleridir. Şu veya bu şahsın fikrine uymaya mecbur olmadığımız gibi, bunu din olarak kabul etmeye yetkimiz de yoktur. Hele bu şahsî düşünceler, bir takım maddî menfaatler veya yaldızlı şöhret kazanmak maksadına matuf olursa ve bunu temin için din kisvesine bürünürse, bunları din diye tanımamıza ve kabullenmemize hiç, ama hiç imkân kalmaz. Zira bu çeşit arzulara boyun eğmek, zilletin en bayağısı olduğu gibi, fikir ve hakikatten de sıyırılıp başkasının emeline hizmet ve bu emelin gerçekleşmesi için budalaca bir uşaklık olur.

Halbuki bir çok kimseler, bir işin hakikat olup olmadığını incelemeye dahi lüzum görmeden sadece başkası tarafından yapıldığı için kabul ediyorlar. Bahis konumuz olan şeyhlik ve tarikatçılık ta bu kör taklitçilik sebebiyle bu kadar revaç bulmuş ve taraftar peyda etmiştir. Bu taklitçilere bizzat Hazreti Ali şu hakîmane ve çok isabetli cevabı vermiştir: "Hakkı adamlar vasıtasiyle tanıma! Hakkı tanı ki onun ehlini tanıyasın." [1]

Bu değerli söz, hakikaten büyük bir düsturdur. Bundan da anlaşılıyor ki; önce hakkı tanımak, onu bir ölçü yapmak ve herkesin hareketini onunla ölçmek lâzımdır. O zaman kimin haklı, kimin haksız olduğu kolayca anlaşılır.

Dinde de hak mizanı Kur'ân ve hadis olduğuna göre, dinî olup olmadığı anlaşılmak istenen herşeyin onlarla ölçülmesi icabeder. Dikkat edilirse dinimizin müctehidleri bile her sözlerini Kur'ân ve hadislerin emirlerine dayandırarak söylemiş ve böylece dinin ancak o kaynaklardan alınabileceğini beyan etmişlerdir. Bu konuda İmam-ı Şafiî Hazretleri, talebesi İbrahim Mezenî'ye şöyle demiştir:

"Sözümün hadis'e muhalif olduğunu gördüğünüz zaman, hadisle hareket edin ve sözümü dama atınız. Yâ İbrahim! Her söylediğimde beni taklid etme ve kendin için bak. Çünkü bu dindir. Peygamberden başka hiç bir kimsenin sözünde —çok bile olsalar— kıyasta da ve hiç bir şeyde delil yoktur. Burada (Dinde) Allah ve onun Peygamberinden başka kimseye itaat yoktur." [2]

İmam Ahmed Hazretleri de bu hususta şöyle diyor:

"Dinde Allah ve Peygamberiyle beraber başkasına söz yoktur. Beni taklid etme! Malik'i de, Evzaî'yi de, Nehaî'yi de taklit etme. Sen de, onların hükümlerini aldığı kitap ve hadisten al." [3]

İşte bu büyük imamların sözleri dâvamızın kuvvetli birer delilidir. Çünkü kendileri taklidedilen birer mezhep imamı oldukları halde, hakikatte taklidedilenin kendileri değil Peygamber olduğunu, Peygamberin sözlerine muhalif olan kendi sözlerinin muteber olmadığını açıkça ifade etmişlerdir. Şu halde dinde kimsenin şahsî fikir ve düşüncesine uyulmaz, ancak Allah ve Peygamberin emirlerine uyulur. [4]

 


 

[1] İslâm Ansiklopedisi, c.1, s.1

[2] Hüccetullahi'l-Baliğa, c.3, s.1

[3] Hüccetullahi'l-Baliğa, c.3, s.1

[4] M. Emin Bozarslan, Şeyhler, Ağalar ve İslam.