Taklitten Kurtulmak İçin Gereken Cesaret - Seyhlik Agalik Ve Islam - 14. Sayfa
Taklitten Kurtulmak İçin Gereken Cesaret
Fakat —maalesef— görüyoruz ki; birçok kimseler kitaplarda gördüklerini, doğru olup olmadığını araştırmaya dahi lüzum duymadan kabul ediyorlar. Onlara göre bir söz kitaba girdimi, doğru olmuş demektir. Çünkü kitap, kitap olmakla doğrudur. Bilmiyorlar ki; kitabı yazan da bir insandır. İnsan ise hatâdan ârî değildir.
Bu kanaat yalnız kitaplar hakkında değil, şahıslar hakkında da beslenmektedir. Bilhassa şeyhlik ve tarikatçılığa inananlar kendi şeyhlerinden veya ondan evvelkilerden bir söz işittiler mi, hemen inanır ve doğru olduğunu kabul ederler. Kendilerine bu sözün yanlış olduğu ve hakikate uymadığı söylenince de cevap hazır: "Filan şeyh böyle demiş, doğru olmamasına imkân var mı?" Onların nazarında şeyh bir hak mizanıdır. Her sözü hak ve her hareketi doğru olur. Zira ondan sâdır olmuştur. Bu öyle bir zihniyet ki, dünyada bir eşi yoktur. Bu bakımdan buna benzer bir misal getirmek mümkün olmuyor.
Kanaatimizce bunun en mühim sebebi; bu adamların kendilerini şeyhlerin taklidinden kurtarmaya cesaret edememeleridir. Onların aklınca hâkimiyet kayıtsız-şartsız şeyhindir ve bu esas dahilinde ona tabi ve teslim olmak gerekir. Bu teslimden sonra da şeyhin her söz ve hareketini doğru kabul etmek ve ona hiç bir itirazda bulunmamak şarttır. Şeyhin, dine ve hakka muhalif herhangi bir söz veya hareketi görülse dahi bunda bir hikmet (!) bulunduğuna inanarak itiraza cesaret edilemez. Çünkü itiraz edildiği takdirde, şeyhin onları tarikattan atması ihtimali vardır ki kendilerince bu, dinlerini de imanlarını da berhava eder, götürür.
Kasacası: Hristiyanların papazlar hakkındaki itikatları gibi onlar da şeyhefendiyi yeryüzünde Allah'ın yegâne vekili ve sözcüsü bilir, dolayısiyle insanı dinden de atabileceğine, hidayete de getirebileceğine inanırlar. Tabiî bir insana bu göz ve zanniyle bakan bir adam onu mükellef bir fani değil de mukaddes bir varlık bilir. Böyle olunca da ona itiraz etmeye aslâ cesaret edemez.
İşte bütün bunların sebebi; körükörüne başkasına bağlanmak, insanı mabut haline getirmek, onu hak terazisi tanımak ve hatâ ettiğini söylemeye cesaret etmemektir. Meselâ birçoklarına, şeyhlik hakkında Kur'ân ve hadislerde bir delil olmadığı, bilâkis bunu reddedecek müteaddit delillerin mevcut bulunduğu söylendiği zaman âyet ve hadisleri kabul edecekleri yerde, "Efendim! Bu kadar zatlar şeyh olmuşlar, demek ki şeyhlik vardır" diye mantıksız bir cevap verirler. Oysa Kur'ân ve hadislerde olmadıktan sonra onun bunun yapmasiyle din olabilir mi? Ama bunu söylemek de cesarete bağlıdır. Bizim dediğimiz adamlar işte bu cesareti gösteremiyorlar.
Hulâsa taklitçilikten kurtulmak için hak olmıyan iş Mucizelerin ancak Allah tarafından yapıldığına, peygamberlerin kendiliklerinden mucize gösteremiyeceklerine dair Kur'ân'da sayısız âyetler vardır. Bunlardan bazılarını zikredelim:
"Dediler ki; niçin rabbından üzerine âyet (mucize)'ler inmedi. De ki: Mucizeler ancak Allah nezdindendir." (Ankebut: 29/50)
"Ve dediler ki: Biz sana inanmıyacağız, tâ ki bizim için yerden bir kaynak fışkırtasın, yahut senin için hurmadan ve üzümden bir bahçe olsa ve içlerinde nehirler akıtasın, yahut zul'mettiğin gibi üzerimize göğü düşüresin, yahut Allah ve melekleri görülecek halde getiresin, yahut senin altundan bir evin olsun, yahut göklere çıkasın, üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe çıktığına da asla inanmıyacağız. De ki: Rabbımı tenzih ederim, ben elçi bir beşerden başka bir şey miyim?" (İsra: 17/90-93)
"İnkâr edenler derler ki: Niçin rabbından üzerine bir âyet (mucize) inmedi? Sen ancak ihtarcısın." (Ra'd: 13/7)
"Kendilerine bir mucize geldiği takdirde, mutlaka inanacaklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: Mucizeler yalnız Allah nezdindedir." (En'am: 6/109)
"De ki: Ben size, Allah'ın hazinelerinin yanımda olduğunu söylemiyorum, gaybi de bilmiyorum, size melek olduğumu da söylemiyorum. Ancak bana vahyedilene uyarım." (En'am: 6/50)
"De ki: Ben, Allah'ın dilediğinden başka nefsim için hiç bir menfaat veya zarara malik değilim. Eğer gaybi bilseydim hayrı çoğaltırdım, bana zarar da dokunmazdı. Ben ancak inanan bir millet için müjdeci ve ihtarcıyım." (A'raf: 7/188)
"Hiç bir peygamber, Allah'ın izni olmadıkça bir âyet (mucize) getiremez." (Ra'd: 13/38)
İşte bu ve bunların mealinde olan birçok âyetler, mucizelerin ancak Allah tarafından yapıldığını, peygamberlerin istedikleri zaman mucize gösteremiyeceklerini açıkça ifade etmektedirler. Eğer peygambere, her istediği zaman mucize göstermek yetkisi verilmiş olsaydı, o zaman "Ben de sizin gibi bir beşerim", "Mucizeler ancak Allah'ın emrindedir" demiyerek her istendiği vakit hemen gösterir ve işi bitiriverirdi.
Sonra İslâm dini, maddî mucize ve hârika işlerle insanın kalbini tesir altına alıp, onu iradesinden tecrid ederek sırf müşahadesinin kendisinde uyandırdığı hissin sevkiyle inanmasını istiyen göz boyayıcı bir din değildir. İslâm dini her şeyden önce insanın akıl ve fikrine hitabeden, irade ve düşüncesini kullanarak hakkı kabul etmesini istiyen gayet mantıkî bir dindir. Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerîm, bir taraftan maddî mucize istiyenlere cevap verirken, diğer taraftan da insanları, İslâm dininin doğruluğunu anlamaları için, Allah'ın yarattıklarına bakıp onlardan ibret almaya ve kendilerine gösterilen yolun doğru olup olmadığını muhakeme etmeye dâvet ediyor. Bu konudaki bazı âyetleri zikredelim:
"De ki: Göklerde ve yerde ne var? Bir bakınız. Âyetler ve ihtarlar inanmıyanlara fayda vermez." (Yunus: 10/101)
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün gelip gitmesinde akıl sahipleri için âyetler vardır." (Âli İmran: 3/190)
Allah'ın, size hiçbir delil indirmediğini şerik koşmaktan korkmuyorsunuz. Şu halde iki taraftan hangi emin olmaya daha haklı? Eğer bilirseniz." (En'am: 6/81)
İşte bizim de bu âyeti düstur ittihaz ederek şeyhlere ve adamlarına şöyle dememiz lâzımdır: Siz, Allah'tan başka kimsenin yapamıyacağı işleri şeyhlerin yaptıklarını iddia ediyor, bu suretle Allah'a şerik koşuyor ve Allah'tan korkmuyorsunuz da; biz nasıl sizin şeyhlerinizden ve onların bizi öldüreceklerinden veya gözlerimizi kör edeceklerinden korkalım? [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi