Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa - Seyhlik Agalik Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Din Nedir?

 

Önsözde belirtildiği gibi, münakaşasına atıldığımız şeyhlik ve tarikatçılık meselesine dinî bir veçhe verildiği için, bunun din açısından incelenmesi gerekir. Bunun için de önce dinin ne olduğunu bilmek icabeder. Çünkü din, bu işin mahiyetini anlamak için bir ölçüdür. Bu itibarla evvelâ dinin ne olduğunu ve hangi kaynaklardan çıkarıldığını anlar ve bunu bir ölçü olarak elimize alırsak, şeyhlik ve tarikatçılığı da o ölçüye vurur ve dinden olup olmadığını o sayede anlarız.

Din; insanları kendi iradeleriyle doğru yola çağıran ilâhî, yani Allah tarafından vaz' ve teşri' edilmiş bir kanundur. Binaenaleyh Allah'tan başka din vaz'etmeye veya dinin bazı hükümlerini değiştirmeye kimsenin yetkisi yoktur. Zira insanlar fikir, düşünce, zekâ, mizaç, zevk, arzu ve kabiliyet bakımından birbirlerinden farklıdır. Bu sebepledir ki; bütün insanlar fikir veya istek hususunda bir noktada toplanamazlar. Bir insanın iyi gördüğü işi başka bir insan kötü görür. Bir insan, başka bir insanın arzu etmediği şeyi ister. Bir insanın zevk aldığı işten, başka biri nefret eder. Bir insanın yapmak istediği işi diğer biri bozmak ister. Ve nihayet bir insanın doğru bildiği bir işi başka biri tamamen yanlış telâkki eder.

Bir insan ilmin en yüksek zirvesine de çıksa, yine her istediğini ve kabul ettiğini başkasına kabul ettiremez. Birkaç kişiye kabul ettirse bile bütün insanlara kabul ettirmesine imkân yoktur.

"Bir tek insan için bu böyle olduğu gibi, bir zümre hakkında da böyledir. Örneğin iktidarda bulunan bir siyasî partinin "iyi" diye çıkardığı kanunu, başka bir parti iktidara gelince "iyi değil" diye kaldırır. Yerine "iyi" diye başka bir kanun koyar. Daha sonra başka bir parti iktidara gelir, o da selefinin "iyi" diye koyduğu kanunu "Milletin bünyesine uymaz" diye kaldırır ve yerine "Uyar" diye diğer bir kanun vaz'eder.

Din, insanın ahlâkını düzeltmeyi, vicdanını temizlemeyi, ferdin topluma ve toplumun ferde yararlı olmasını sağlamayı ve nihayet insanın dünya ve âhiret saadetine kavuşmasını temin etmeyi hedef tutan bütün maddî kuvvet ve kanunlardan ayrı mânevî ve vicdanî bir kanundur.

Bu kanunu yürütecek bir maddî kuvvet veya hükümet bugün yoktur. Bunu, herkes kendi nefsinde tatbik etmekle mükelleftir. Her insan onu gereği gibi tatbik ettiği takdirde bütün insanlardan ayrı, hiç kimsenin göremediği ve bilemediği yerler ve zamanlarda dahi suç işlemez. Orada kendisini o suçu işlemekten men'edecek veya işledikten sonra onu yakalıyacak polis gibi bir zabıta yoksa da, o vicdanındaki mânevî etki altında kalarak, üzerinde mânevî bir murakabenin var olduğuna inanarak o suçu işlemekten kendi kendini alıkoyar. Böylece hem kendini, hem toplumu o zarardan korumuş olur. Yalnız açıkladığımız bu faydanın sağlanmasını da düşünecek olursak, göreceğiz ki bu, bir veya birkaç insanın yapabileceği iş değildir. Çünkü insan başkasının mânevî varlığına tesir edecek ve onu mânen kontrola tabi tutacak kudrette değildir. Öyle ise din, bir adamın tek başına veya birkaç adamın müştereken koyduğu ve doğru olduğunu iddia ettiği esaslara müstenit olamaz.

Şu halde dinin; insanın herşeyini bilen, her ihtiyacını temin kudretinde olan, dolayısiyle dünya ve ahirette insanı saadete götürecek yolu gösteren, insanı murakabe ve mânen kalbine tesir ederek varlığını ve kudretini kendisine hissettiren ve yalnız bir insanda değil, bütün insanlarda, hattâ topyekûn kâinatta mutlak bir tasarruf ve idare kuvvetine sahip olan Cenâb-ı Allah tarafından vaz' ve teşri' edilmiş olması lâzımdır. Öyle ise din; Allah'ın koyduğu ve Peygamberleri vasıtasiyle insanlara bildirdiği esas ve kanunlardır. Allah'tan başka hiç bir kimse din koymaya yetkili değildir.

Peygamberler bile, Allah'ın birer tebliğcisi, yani bildirmekle görevli birer memurudurlar ve Allah'ın emri olmaksızın kendilerinden dine ait bir söz söylemek yetkisine haiz değillerdir. Zira onlar da netice itibariyle beşerdirler. Ne kadar yüksek olurlarsa olsunlar, yine de beşerî fikirleriyle insanların mukadderatını tayin ve idare edemezler. Bunun için de din babında Allah'ın emri olmıyan hiç bir hükmü koyamaz ve hiç bir emri veremezler. Nitekim Cenâb-ı Hak, Peygamberin kendi fikirlerini din diye tebliğ edemiyeceğini kesinlikle beyan ediyor: "O, (Peygamber) arzudan konuşmuyor. O, (Peygamberin söylediği) vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir." (Necim: 53/3-4) [1]


 

[1] M. Emin Bozarslan, Şeyhler, Ağalar ve İslam.