Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Eski Dinler Ve İslâm Dini - Seyhlik Agalik Ve Islam - 3. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Eski Dinler Ve İslâm Dini

 

Evet, din ilâhî bir kanundur. Fakat dünyada müteaddit dinlerin mevcut olduğunu görüyoruz. Bunların hepsinin hak olduğunu kabul etmek imkânsızdır. Zira bu dinler arasında gerek esasta, gerekse teferruatta birçok ihtilâflar var. Birbirlerine muhalif olan şeylerin hepsi hak olamayacağına göre, birinin hak ve doğru, diğerlerinin bâtıl ve yanlış olması icabeder. O halde bunları nasıl ayırdedecek; hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu ve hangisine uymamız gerektiğini nasıl öğreneceğiz?

Aslında semavî olan bütün dinler Allah tarafından vaz'edilmiş ve hepsi de esasta bir olarak muhtelif zaman ve yerlerde insanlara gönderilmişler. Lâkin eski dinler zamanla değiştirildiği ve onlara, dinden olmıyan birçok yanlışlık ve hurafeler sokulduğu için, ilâhî mahiyetlerini ve din olmak için gereken şartları kaybetmişler. Hattâ hakikî hüviyetlerinden büsbütün çıkarak insanlar tarafından uydurulan sözler ve vaz'edilen esaslardan ibaret kalmışlardır.

Meselâ Hıristiyanlığın esası Tevhid akidesi olduğu halde, bu akide papazlar tarafından değiştirilerek teslis (üçleme) şekline sokulmuştur. Onlara göre kâinatın yaratıcısı üçtür. Lâkin kendileri de bu üçün kimler olduğunda ittifak etmemişler. Kimisine göre Allah, İsa ve İsa'nın anası. Kimisine göre Allah, İsa ve ruhul-kudüs. Kimisi de yaratıcının yalnız İsa olduğunu ve bir kısmı da İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu iddia ediyorlar.[1]

İşte görülüyor ki böyle bir din, gerçek din olmaktan çok uzaktır. Diğer dinler de buna benzer hurafelerle doldurulup hakikî mahiyetlerini kaybetmişlerdir. Şu halde bize, Allah tarafından gönderilen ve hiçbir değişiklik ve tahrife uğramıyan bir din gerekir ki, onu hak bilelim ve ona inanalım.

Hemen ifade edelim ki; bu sıfatlara haiz olan bir dini aradığımız zaman karşımızda yalnız İslâm dinini buluruz. Zira o, Allah tarafından gönderildiği ve Hazreti Muhammed tarafından bize tebliğ edildiği gibi durmaktadır.

Ayrıca bir dinin doğru olması için, her asra ve insanların her zamanki bünyelerine ve medeniyet yolunda kaydettikleri ilerlemelere uyması lâzımdır. Bu vasıf da ancak İslâm dininde bulunur. Çünkü İslâm dini, ondan önceki dinlerde mevcut olan tekâmülleri ihtiva etmekten başka, onlarda bulunmayan birçok yenilikleri de getirmiş ve bu suretle tekâmülün zirvesine çıkmıştır. Bundan dolayıdır ki; her zaman ve her yerde, her ferdin ve her toplumun bünyesine uygun ve her türlü dinî ihtiyaçlarına cevap verir. İnsanların ilerlemesi ve saadete kavuşması için gereken hiç bir şey yoktur ki İslâm dininde bulunmasın.

Yirminci asrın insanlarını, gördüğümüz bu seviyeye çıkaran ve nihayet onlara fezayı da fethettiren [2] ilim, hiçbir kayıt ve şarta tabi tutulmadan ve hiç bir zaman ve mekâna münhasır bırakılmadan, İslâm dini tarafından emir ve teşvik edilmiştir. Bu konuda Peygamberimiz "İlim Çin'de de olsa arayınız"[3] diyerek ilmin sadece bir memleketten alınmıyacağını, nereden olursa olsun öğrenilmesi gerektiğini ve bu hususta İslâm memleketleriyle gayrimüslüm memleketler arasında fark olmadığını açıkça beyan etmiştir.

Memnuniyete şayan bir nokta daha var ki; İslâmiyet insanları ilim öğrenmeye teşvik ederken yalnız erkeklere hitabetmekle yetinmemiştir, aynı zamanda erkeğin hayat arkadaşı olan kadına da bu görevi vermiştir. Nitekim büyük Peygamberimiz, "İlmi aramak her müslüman erkek ve her müslüman kadın üzerine farzdır" [4] demekle, bu gerçeği bildirmiştir.

Sonra İslâm dini, ilmî bütün kısımları ve kollarıyla bir bütün olarak kabul etmiştir. Dikkat edilirse, yukarıdaki hadislerde Peygamberimiz "İlim" derken onu din ilmi, hukuk ilmi, tıp ilmi, fizik ilmi, kimya ilmi... gibi bir veya birkaç kısma tahsis etmemiş, hepsini içine alan ve hepsine şamil olan bir kelime kullanarak "İlim" demiştir. Şu halde insanların yükselme ve ilerlemeleri için hangi ilim gerekirse İslâm dini onu öğrenmemizi emretmiştir.

Burada şöyle bir soru sorulabilir:

O halde biz müslümanlar niçin geri kalmışız?

Geri kaldığımız, —Maalesef— acı bir gerçektir. Fakat biz bunun sebebini dinimizde değil, kendimizde aramalıyız. Zira biz, birinci hicri yüzyıldan sonra artık dinimizin gerçek mahiyetini anlamamış veya anlamazlıktan gelmişiz. Dini yalnız namaz  ve oruçtan ibaret sanmışız. Çıkan her yeniliğe karşı "Dine aykırıdır" diye cephe almışız. İlmin yayılması için muazzam bir vasıta olan matbaayı bile "Gâvur icadıdır" diyerek kabul etmiyen geri zihniyetlerin elinde oyuncak olmuşuz. Müsbet ilimleri bırakıp hurafelere, bâtıl akidelere inanmışız. İlmi yalnız arapçadan ve din bilgisinden ibaret sanmışız. Vaktimizi, "Nuhun gemisi buharlı mıydı, yelkenli miydi" gibi lüzumsuz ve önemsiz konuları münakaşa etmekle geçirmişiz. Garp âlemi medeniyet yolunda ileri hamleler yaparken biz "Bir hırka bir lokma" diyerek tekke ve zaviyelerin karanlık köşelerinde pineklemekle ömür tüketmişiz. Gayrimüslüm olan milletler elele verip çalıştıkları zaman, biz bir birimize düşmüşüz. Onlar dünyadan nasiplerini almak için uğraşırlarken, biz "Dünyayı ne yapacağım? Bana cennet lâzım" diye elimizi-kolumuzu bağlayıp tembel tembel oturmuşuz. Kardeş olduğumuz halde ayrı ayrı guruplara ayrılmış ve başka başka fikirler etrafında toplanmışız. Dünyayı bırakmamızı emreden, fakat sırtımızdan saltanat süren şeyhlerin elinde uyuşmuş ve insanlık kâbiliyetimizi kaybederek miskinleşmişiz. Atalarımızın topraklarını zorla ve türlü türlü hile ile ellerinden alıp, her biri bir bölgeye hâkim olan ve o bölge halkını boğaz tokluğuna ve kırbaçlarla çalıştıran ve bu zulümlerini bize yutturmak için Peygamber torunu olduklarını iddia eden ağalara ve derebeylerine köle olmuşuz. Memleketin bütün serveti bu azınlığın cebine girmiş, halkın çoğunluğu ise sefil ve perişan kalmıştır. İşte garp âlemi, asırlarca devam eden çalışmasının semeresini bugünkü sefasiyle görüyor; biz de, asırlarca süren o kusurlarımızın acısını bugün onlara avuç açmakla çekiyoruz.

Fakat —Maalesef— bugün bile aklımız başımıza gelmemiştir. Onlar bugün fezaya gidiyorlarken, bazı adamlarımız, "Şapka giymek veya radyo dinlemek helâl mıdır, haram mıdır?" diye münakaşa ediyorlar. Bir kısmı da "Sakalsız imamın arkasında namaz kılınır mı?" diyor. Birçok münevverlerimiz "Ezan Türkçe mi okunmalı, Arapça mı?" diye hakikî dertlerimizle hiç ilgisi olmıyan konuları ortaya atıyorlar. Halkı her sahada müsbet bir şekilde aydınlatması gereken gazetelerimiz, mutlaka birer sahifelerini artislerin çeşitli açık fotoğraflarına tahsis ediyorlar. Bir yazar da çıkıp "Camilerden halıları kaldıralım, yerlerine kiliselerde olduğu gibi sıralar koyalım" diyor. Sanki bunlardan başka yapılacak hiç bir işimiz yok, sanki şapkaya "haram" desek, sakalsız imamın arkasında namaz kılmasak, ezanı Türkçe ve Arapça okutsak, gazetelerimizde artislerin çıplak resimlerini neşretsek, camilerden halıları kaldırıp yerine sıralar koysak, derhal medeniyetin zirvesine çıkacakmışız veya bunlarla fezayı fethedecekmişiz. Kalkınmanın olumlu yollarında ciddî bir şekilde yürümedikçe ve halkımızı Şeyhin, ağanın ve derebeyinin esaretinden ve baskısından kurtarmadıkça bunların hiç biri bize fayda sağlamaz, bilâkis vakit ve enerjimizi boş yere harcar.

Konumuza dönelim.

İlimden başka hak, adalet, hürriyet, ahlâk, sanat, ticaret, ziraat... Hulâsa insanlığın saadet ve ilerlemesi için ne lâzımsa hepsini İslâmiyet emreder. Zaten ilim olmayınca bunların hiç biri olmaz. Bu itibarla ilim deyince bunların hepsi içine girer. Lâkin İslâmiyet bu cihetle de iktifa etmiyerek bunları hepsini ayrı ayrı emretmiştir.

Demek oluyor ki; İslâm dini insanlara sosyal, kültürel, ekonomik vesair yükselme ve refah alanlarında durmadan ilerleme emrini vermiştir. Bunun içindir ki, İslâmiyet, kendisinden evvelki dinleri ikmal ederek her asırda, her insana hitabedebilecek umumî bir din olmuştur.

Yukarıdan beri verdiğimiz izahat bize şunu gösteriyor: Başlangıçta diğer semavî dinler de haktı. Fakat şimdi yeryüzünde yegâne hakikî din İslâm dinidir. Şu halde İslâm dinini de tanımamız lâzımdır. Zaten bizim için mühim olan da budur. [5]


 

[1] Hıristiyanların yaratıcı hakkındaki itikatları konusunda fazla bilgi için, Ahmed Mithat'ın Müdafaa adlı eserinin üçüncü cildine bakınız.

[2] Ruslar, 12/Nisan/1961 günü, Amerikalılar da 5/Mayıs/1961 günü fezaya adam gönderdiler ve başarıyla indirdiler.

[3] Beyhakî'den naklen ed-Dürretü'l-Müntesire, s.76

[4] İbni Mace'den naklen ed-Dürretü'l-Müntesire, s. 173

[5] M. Emin Bozarslan, Şeyhler, Ağalar ve İslam.