Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Sulemi Ve Tasavvufi Tefsiri - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri - Süleyman Ateş, Sönmez Neşriyat, İst-1969

 

  1. Zünnun’un cenazesine uçan yeşil kuşların geldiği yalanı (S.95)

 

Zü'n-Nûn, Cîze'de öl-düğü zaman köprü izdihamdan yıkılır korkusuyla cenazesi sandal içinde

 taşınmıştı. Cenaze kabre konuluncaya kadar uçan yeşil kuşlar görüldüğü rivayet edilir.

 

  1. “Arifler cennet nimetlerinden lezzet almazlar.”hurafesi ( S.99)

 

     

 (Iraklılardan biri dedi): "Ariflerin en büyük perdesi cen­nettir.  Allah'ı bırakıp cennetle uğraşmak büyük musibettir.  Çünkü cennet  züllünün altından çıkmıştır.

 (ariflerden biri dedi): "Arifler cennet ni'metlerin­den lezzet almazlar. Çünkü Hak ruhu istilâ ettikten sonra ona başkası malik olamaz"

 

  1. “İlimde güçlü olanlar ruhlarıyla gaybın gaybına ,sırrın sırrına vakıf olurlar.”yalanı (S.143)

            «İlimde rasih olanlar...»   .

    İlimde rasih olanlar o kimselerdir ki, ruhlariyle gaybin gaybine, sırrın sırrına vakıf olmuşlardır. Allah onlara ilim denizinden bildirdiğini bildirmiş­tir. Her harfin altında yatan manâ hazinesi kendilerine açılmış, hükmü söy­lemişlerdir

  1. “Dünya ve halkla ilişkisini kesenler Allah’a bakar ve gayba vakıf olur.”(S.144)

 

      İkinci tabaka, Allah'ın, bütün meşgalelerden, iradelerden kesip yalnız kendisiyle meşgul ederek ma'rifetine has kıldığı kimselerdir. Bunların dünya ile ve halk ile işleri yoktur. Bunlar Allah'ın çeşitli kerametlerle süslediği havassu'l-havass'tır. Bunların sırları Hak'ka nazır, gayıplara va­kıf, uzuvları da ibadetlerle süslüdür. Dışları içlerine muhalif değildir, içleri de gaybı mülâhazadan gaib olmaz. Bunlar Cenab-ı Peygamber'in : "Kim üzüntüleri bir üzüntü yaparsa, Allah onun diğer üzüntülerini karşılar.

 

  1. Mecusi’nin şahsında    İbrahim (a.s) ‘a iftira (S.190)

     Kuşeyrî, "fütüvvetin aslı, kulun daima başkasının emrinde olması­dır" dedikten sonra bazı âlimlere atfen şu hikâyeyi nakleder: "Bir gün ibrahim Aleyhisselâma bir mecusî konuk geldi. İbrahim, "müslüman olur­san seni konuklarım" dedi. Konuk bu söze gücenerek gitti. Allah'tan İbrahim'e: «Elli yıldır kâfir olduğu halde biz onu doyuruyorduk. Ne olurdu sen de ona dinini değiştirme isteğinde bulunmadan bir lokma yedirseydin!» diye vahiy geldi. İbrahim koşa koşa gidip ona yetişti ,özur diledi. Mecusî özür dilemesinin sebebini anlayınca müslüman oldu.

 

  1. “Ebu Yezid’e  göre velileri; Allah’ın gelinleridir.” İftirası (S.198-199)

     Ebu Yezîd'e göre Allah'ın velîleri, Allah'ın gelinleridir. Gelinleri an çak mahremleri görebilir.    Bunlar Allah indinde üns çadırlarında saklı-

dırlar, onları kimse görmez.

Ebu Hafs'a göre velî kerametlerle teyid edilen ve bunlardan kaybolunandır

 

  1. “Her ümmette Ahyar, budala, evtad v.s. bulunur ve bunlardan istenir.” Yalanı (S.199)

     Ebubekr el-Verrak diyor ki: «Her ümmette Ahyar, Budala, Evtâd vs. bulunur. Nitekim Allah "Onlardan oniki reis seçip göndermiştik" bu yurmuştur. İhtiyaç zaruret ve felâket anlarında bunlara başvurulur.

  1. “Üçler, yediler, kutup ve hulefa vardır.”yalanı (S.200)

       «Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa
meşrebi üzerinde, üç kişi İsa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed (S.A.
V.) meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar mertebelerine göre insanların efendisî-
dirler.»
Hz. Peygamberin belirttiğine göre bunlar ile yağmur yağdırılır, Al-
ah bunlar vasıtasiyle belâyı defeder, ve bunlar yüzü hürmetine insanları rı-
zıklandırır .                                                                                                       ,

Ebu Osman diyor ki: "Budala kırk kişidir. Umenâ yedi kişidir, imam­lardan Hulefâ üç kişidir. Kutup bir kişidir. Kutup bunların hepsini bilir ve idare eder. Ama kendisini kimse bilmez ve idare etmez. O, velîlerin imamıdır. İmamlardan Hulefâ olan üç kişi de yedileri bilir ve idare eder. Yediler (yani Umenâ) de kırkları (yani Budalayı) bilirler. Fakat kırk­ar Umenâ ve Hulefâ'yı (ve kutbu) bilmezler. Ümmet arasında bulunan diğer velîleri bilirler. Diğer velîler de kırkları bilmezler.

"Şayet kırklardan biri ölürse ümmet arasında bulunan velîlerden biri onun yerine getirilir. Yedilerden biri ölürse kırklardan biri yerine getirilir. (Üçlerden biri ölürse yedilerden biri yerine getirilir). Sayıda tek, fakat bütün mahlûkatın sayısına denk olan kutup ölürse, yerine üçlerden biri getirilir. Bu, Allah'ın izniyle kıyamete kadar böyle sürüp gider."

  1. İbni Arabi misafir kaldığı evde kafayı yiyor (S.229-230)

      İbni Arabi, Muhadaratü'l-Ebrar'ında, Fütuhat-i Mekkiyye'sinde Ebu Abdirrahman'dan nakiller yapar. Yaptığı batını tefsirlerde Sülemî'nin tesirleri görülür. Tabiî Gazali, İbni Arabi Sülemî'den aldıkları nüveyi da­ha felsefî bir şekle sokup anlatmışlardır, îbni Arabi'nin, ruhen ve fikren ne derece Sülemî'nin tesirinde olduğunu anlıyabilmek için Fütuhat'ın 161 inci babına bakalım: İbni Arabi orada Makam-ı Kurbeti anlatırken diyor ki:

"Bu makama beşyüz doksan yedi senesi Muharrem ayında girdim. Ben o sırada da Mağrip beldelerinden (Anhabîl) de misafir idim. O men­zilde hayran hayran gezdim. Yalnızlıktan ürktüm. Bu makama girip tek kalınca anladım ki biri beni görse beni inkâr eder. Binaenaleyh bunun savunma taraflarını araştırdım. O makamın hakikatine ermekle beraber ismini ve oraya gelene Allah'ın neyi tahsis ettiğini bilmiyordum. Baktım ki Allah'ın emirleri ve sefirleri bana geliyor. Benimle arkadaşlık etmek, benimle oturmak istiyorlar. Ben o yalnızlık korkusu içinde olduğum hal­de yine de onlardan göçtüm. Zira üns, ancak cins ile olur. Anhal denen yerde ricalden birine rastladım. Camiinde ikindiyi kıldım. Arkadaşım .olan Emir Ebu Yahya (Vacîn)'den geldi. Ve benimle sevindi. Evine in-memi istedi, kabul etmedim. Kâtibine misafir oldum. Zira benimle onun arasında ünsiyyet vardı. Bulunduğum ve kendisiyle mesrur olduğum ma-kamda tekliğimden dolayı Allah'a şükrettim. O benimle muanese (ülfet) ederken bir şahsın gölgesi belirdi. Yatağımdan kalktım, belki onda bir kurtuluş bulurum diye. Bana sarıldı. Bunun kim olduğunu düşündüm, bir de anladım ki, Ebu Abdirrahman es-Sülemî'dir. Onun ruhu tecessüdetmiş, Allah onu bana rahmet olarak göndermişti. Ona dedim ki, sen bu ma­kamda mısın? Dedi ki: "Ben bu makamda öldüm ve bu makamdan ay­rılmadım." Ona yalnızlığımı ve arkadaşım olmadığını söyledim. "Garip, yalnızdır, dedi, Allah'ın inayeti seni bu makama ulaştırdığı için Allah'a hamdet. Kardeşim, bu makam kime hâsıl olur? Bu makamda Hızır'ın, şenin arkadaşın olmasını istemez misin ? Musa bile onun sohpetine taham­mül edememişti. Allah onun adaletine şahitlik ettiği hâlde Musa ondan sadır olanı inkâr etti. Ona suretinden başkasını göstermedi. Musa'ya ora­da Allah'ın peygamberliğine tahsis ettiği gayret hâkim oldu da onunla yolunu kapattı. Eğer sabretseydi, görecekti. Çünkü (Hızır), Musa'dan sa-dir olmuş ve hepsinde de Hızır'ı inkâr ettiği bin mesele hazırlamıştı. Şey-himiz Ebu Medyen diye Ma'ruf Ebü'n-Necaşî demişti ki: "Hızır Musa'-nın rütbesini ve peygamberler arasındaki yüce kadrini bildiği için Al­lah'a ve Resulüne itaat maksadiyle onun nehyettiğine uydu.