Muhtelif - 1. Sayfa - Suleymancilar
SÜLEYMANCILAR
SÜLEYMANCILARIN İÇYÜZÜ
http://www.bozkurt.net/cgi-bin/forum/rboard1/robboard.cgi?action=display&num=7208
Dinleri Süleymancılık
İmanları Para
Has Huyları Gasp
Meslekleri de Dilencilik Olan
SÜLEYMANCILARIN İÇYÜZÜ
Süleymancıları Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığını, İslâm dini ile hiçbir
ilgileri olmadığını Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle ispat ediyorum:
Allah-u Teâlâ En’am Sûre-i şerif’inin 159. Âyet-i kerime’sinde onları kulluğuna
kabul etmediğini, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e haber
veriyor:
“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur.
Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber
verecektir.”
Yani “Ben onlardan ilgimi kestim, sen de kes!” Bunu kat’i olarak bildiriyor.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif’lerinde:
“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyuruyorlar. (Münâvi)
Allah-u Teâlâ kulluğundan, Resulullah Aleyhisselâm da ümmetliğinden çıkarmış
oldu.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde
benden korkun.
Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler,
çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan
memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.
Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu
mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)
Allah-u Teâlâ’nın çizdiği hudutları çiğneyerek dinden çıkan bu bölücülerin
durumlarını şimdi izah ediyoruz:
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde
benden korkun.” (Müminun: 52)
Allah-u Teâlâ burada bir hudut çevirdi.
Âyet-i kerime’sinde buyuruyor:
“Allah’a tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve
secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve
Allah’ın sınırlarını koruyanlar. İşte bu müminleri müjdele.” (Tevbe: 112)
Bunlar bu emr-i ilâhiye itaat etmediler ve bu hududu muhafaza etmediler.
Yetmişüç fırkadan yetmişikisi huduttan çıktılar. Nasıl çıktılar? “Ben de varım!
Ben de varım! Ben de varım!” demekle bu ilâhi huduttan çıkmış oldular.
Her biri birer isim yaptı. Kendi zan kitabına ve kendi dinine göre tâbi oldu.
Allah-u Teâlâ’nın emrine uymadığından ve ters düştüğünden dinden çıktılar.
“Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler,
çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan
memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.” (Müminun: 53)
Bu Âyet-i kerime’lere dikkat edin. Bunlar İslâm’dan çıktıktan sonra kendi
dinlerine ve kendi kitaplarına göre hüküm veriyorlar. Böylece dinden çıkıyorlar
ve bundan pek memnundurlar, aralarında bununla seviniyorlar.
“Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!” (Müminun:
54)
Allah-u Teâlâ burada bunların sapıklığa düştüklerini açık açık beyan buyururken,
siz bunları nasıl olur da İslâm olarak kabul ediyorsunuz?
“Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu
mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Müminun: 55-56)
Allah-u Teâlâ’nın haklarında verdiği hüküm bu. Ne onlar bu işin farkında, ne de
sizler!..
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde
buyururlar ki:
“Ümmetim benden sonra yetmişüç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesnâ diğerleri
hep ateştedir.
– Onlar kimlerdir ya Resulellah?
Benim ve ashabımın yolunda olanlardır.” (Ebû Davud)
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Müminler kardeştirler.” buyuruyor. (Hucurat: 10)
Fakat bunlar bu Âyet-i kerime’ye ters düşmüşlerdir. Hem dinimizi hem de
vatanımızı parçalıyorlar.
Âyet-i kerime’de:
“İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine
yardımlaşmayınız.” buyuruluyor. (Mâide: 2)
Bu Âyet-i kerime’yi suret-i katiyede kabul etmemişlerdir. Kendi arzularına göre
bir yol tutmuşlardır. Emr-i ilâhi bu. Onlar ise bu emr-i ilâhî’yi hiç
dinlemediler. Dini ve vatanı böylece parçalıyorlar.
Âyet-i kerime’de:
“Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin.” buyuruluyor. (Şûrâ: 13)
Bakınız bu emr-i ilâhî’ye de nasıl ters düşmüşlerdir. Dinden kopmuşlar,
kendilerine göre birer din seçmişlerdir. İslâm gibi görünüyorlar, fakat
fâsıklığa devam ediyorlar.
İşte Âyet-i kerime’lere dikkat ediniz:
“Hepiniz topluca, sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i
İmran: 103)
Bu Âyet-i kerime’de böyle emredildiği halde, bu Âyet-i kerime’yi de inkâr
ettiler. Böylece ayrıldılar. Bu Âyet-i kerime’ler, bunların hep din-i İslâm’dan
ayrıldıklarına delil olan Âyet-i kerime’lerdir.
“Aralarında çıkan gruplar birbirleriyle ayrılığa düştüler. Acıklı bir günün
azabı karşısında vay o zulmedenlerin hâline!” (Zuhruf: 65)
Âyet-i kerime’si ile, işte Allah-u Teâlâ bunları nasıl acıklı bir azaba müstehak
edeceğini ve acıklı bir azapla karşılaştıracağını açıkça beyan buyuruyor. Fakat
bunların ilâhî hüküm karşısında kılları kıpırdamıyor. Çünkü ruhları ölmüş.
“Onlar kendilerine ilim geldikten sonra birbirlerini çekememezlik yüzünden
ayrılığa düştüler.
Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında
hemen hükmedilerek iş bitirilmiş olurdu.” (Şûrâ: 14)
“İnsanlar ilk önce bir tek ümmet idiler. Sonradan ayrılığa düştüler. Eğer
Rabbinden ezelde bir takdir geçmemiş olsaydı, ihtilafa düştükleri şeyler
hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.” (Yunus: 19)
Bu Âyet-i kerime’lerde de Allah-u Teâlâ onlar hakkında ne kadar gadaba
geldiğini, ezelden onlara tanınmış bir sürenin dolmasını murad ettiğinden, hemen
helâk etmediğini ve fakat bunları er-geç helâk edeceğini beyan buyuruyor.
Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Allah ve Resulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa
düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” buyuruluyor. (Enfâl: 46)
Bunlar hem dinimizi hem vatanımızı parçalıyorlar, dış düşmandan daha büyük
tahribatı yaptılar. Din-i mübini bölmekle, vatanımızı parçalamakla da en büyük
düşmanlığı yapmış oldular. Bu yüzden dinimizi olduğu gibi vatanımızı dahi büyük
tehlikeye düşürüyorlar.
Bölücülerin durumları bu!..
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde:
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi
olmayın, onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” buyuruyor. (Âl-i İmran:
105)
Bu bir fırkaya emrediyor: “Sakın siz onlar gibi olmayın! Çünkü ben onlar için
acıklı bir azap hazırladım.”
Şûrâ Sure-i şerif’inin 15. Âyet-i kerime’sinde ise şöyle buyuruyor:
“İşte bundan ötürü sen onları tevhide, birliğe dâvet et ve emrolunduğun gibi
dosdoğru ol! Onların heveslerine uyma.
Ve de ki: Allah’ın indirdiği kitaba inandım. Aranızda adalet yapmakla
emrolundum.
Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Bizimle sizin
aranızda tartışılacak bir şey yoktur.
Allah hepimizi bir araya toplar. Dönüş de ancak O’nadır.”
İslâm’mış gibi görünüyorsunuz ve fakat din-i İslâm’a hainlik yapıyorsunuz. Ya bu
Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’lerine bir bir cevap vereceksiniz, veya Allah-u
Teâlâ’nın hakkınızdaki verdiği hükmü kabul edeceksiniz.
Bunun çıkış yolu: Ya tevbe edip İslâm’ı kabul edeceksiniz, veya küfre rızâ
göstereceksiniz ve küfrünüzü ilân edeceksiniz.
•
Hazret-i Allah ve Resulü’nün emirlerini unutan, dinlerini ilân eden, imansız,
cep cihadcı imamlara tutunan din kardeşlerime Hazret-i Allah’ın emir ve
yasaklarını hatırlatmaya gayret ediyorum.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Ümmetimden yalancılar, deccaller vücuda gelir.” buyuruyorlar. (Münâvi)
Bu iki sınıftan maksat, zahirde insanları irşad ve ıslah etmek sıfatıyla
görünüp, hakikatte Hazret-i Allah’ın emirlerine uymaktan alıkoyanlardır.
Bize Hakk’tan bir nur gelmiştir. Bu nur bize kardeşliği, tesanüdü emreder.
Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’lerinde:
“Mü’minler kardeştirler.” (Hucurat: 10)
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi
olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.”(Âl-i İmran: 105)
“Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i
İmran: 103)
“Allah ve Resulü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa
düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” buyuruyor. (Enfâl: 46)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde
şöyle buyuruyorlar:
“Allah’ın öyle kulları vardır ki, ne peygamber ne de şehid olmadıkları halde,
peygamberler ve şehidler o kimselerin Allah katındaki derecelerinin yüceliğine
gıpta edecekler.
Bunlar, aralarında ne akrabalık ne de mal menfaatı olmadığı halde, birbirlerini
sırf Allah rızâsı için seven kimselerdir.
Allah’a yemin ederim ki, bunların yüzleri nur saçacak, bütün vücudları da nur
içinde olacak. Herkes korktuğu zaman onlar korku yüzü görmeyecek, herkes
üzülürken onların gönlüne hüzün girmeyecek.” (Ebu Dâvud: 3527)
İslâm’dan evvel de bu bölücülük, buğz ve kin almış yürümüş idi. Vaktaki İslâm
geldi. Aralarındaki bu vahşet kalktı. Emsalsiz bir kardeşlik hâkim oldu. Büyük
bir ittifak husule geldi.
Çünkü; devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan...
Müslümanların birbirine yaklaşmaları, birleşmeleri, aralarında bir dayanışma
husule gelmesi en büyük arzumuzdur.
Âyet-i kerime’de:
“Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız.” buyuruluyor. (Âl-i İmran: 110)
Eğer dikkatle bakarsanız, solcular hakkında hiç bahsetmiyoruz. Neden? Onların
cephesi var, söylüyor... “Ben solcuyum!..”
Allah-u Teâlâ insanları üç kısma ayırmıştır. Sağcı, solcu, öncü:
“Siz de (kıyamette) üç sınıf olmuşsunuzdur. Sağcılara gelince, o sağcılar ne
(mutlu)durlar. Solculara gelince, o solcular ne (bedbaht)dırlar.
Hayır yarışlarında tâ öne geçip kazananlara gelince, onlar orada öncüdürler.”
(Vâkıa: 7-8-9-10)
Aleviler de böyledir. Onlar da Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i
tanımazlar, iman etmezler. “La ilahe İllallah. Aliyyül Veliyullah” derler.
Bunlar iman etmiş değildir. Zîra imanın şartı Kelime-i şehâdet’tir: “La ilahe
İllallah. Muhammedürresulullah.” Ve hiçbir iş ve icraatları zaten İslâm’a uymaz.
Bunların cepheleri var. İslâm’a karşı olduklarını açık açık görüyorsunuz.
•
Bunlar ise görünüşte İslâm’ın ön safında gibi görünür. Ve fakat İslâm dinini ve
vatanını paramparça ettiklerinden ötürü Allah-u Teâlâ bunları dininden çıkarıp
atmıştır. Nasıl ki isyan eden bir evladı babası nüfustan sildiği gibi.
“İlâhi Görüş Birliğine Davet” isimli kitabımızda onbir Âyet-i kerime var. Onlar
dinlerini açık ilân etmişlerdir.
Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığına dair;
Âyet-i kerime’lerinde buyuruyor ki:
“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur.
Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber
verecektir.” (En’am: 159)
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde
benden korkun.
Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler,
çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan
memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.
Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak.
Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu
mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyurmuştur. (Münâvi)
•
Dinlerini ilân ettiklerine dair:
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmran: 19)
“Hakk’a yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılıştan verdiği dine ver. Zira
Allah’ın yaratışında değişme yoktur. Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat
insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30)
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o
âhirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran: 85)
“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler
istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf: 8)
Allah-u Teâlâ’nın bu dört Âyet-i kerime’si ile Kelâmullah onlara cevap veriyor.
Bunlar dış düşmandan, solcusundan ve alevisinden niçin daha büyük tehlike
arzeder? Dış düşmanın cephesi var. Fakat bunların cephesi yok. Müslüman gibi
görünüyorlar. Tahribatları da daha büyük. Ve aslında bütün bölücüleri Allah-u
Teâlâ Din-i İslâm’dan çıkarmıştır.
Bunun birkaç nümunesini size şöyle arzedelim:
Körfez savaşında Saddam imamlarına bir iğne aşıladı. Hepsi bir ağızdan Saddamcı
oldular. Refah dinini unuttular, Baas dinini tuttular. Halbuki Hüseyin zâlimdi.
Müslümana tecâvüz etmişti.
İslâm dini’ne göre müslümanların mazluma yardım etmeleri gerekirken bir ilâhi
emri inkâr etti. Zâlime yardım etti ve zâlim oldu.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyuruyor ki:
“Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, hemen aralarını
düzelterek barıştırın.
Eğer onlardan biri diğeri üzerine saldırırsa, o zaman o saldıranla Allah’ın
emrine dönünceye kadar savaşınız.
(Sonunda teslim olur, Allah’ın emrine) dönerse, yine adaletle aralarını düzeltin
ve hep adaletle iş görün. Şüphesiz ki Allah adalet yapanları sever.” (Hucurat:
9)
Halbuki o zaman vatanımızın durumu çok nazikti. Her an harbe girme ihtimali
vardı. Bunlarsa vatanımıza ihanet ettiler, Hüseyin’in tarafını tuttular.
Görülüyor ki hem Dinimize, hem vatanımıza en büyük düşmanlığı yaptılar.
Bunlar hepimizin gözü önünde değil mi?
Daha bunları nasıl oluyor da Müslüman olarak kabul edersiniz?
•
Bir diğeri Allah ve Resulü’ne harb ilân eder. Çünkü fâiz alan Allah ve Resulü’ne
harb ilân etmiş olur.
Âyet-i kerime’de buyuruluyor ki:
“Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah’a ve Peygamber’ine açılmış bir savaş
olduğunu bilin. Eğer fâiz almaktan tevbe ederseniz, ana paranız yine sizindir.
Böylece ne kimseye haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara:
279)
Hazret-i Allah ve Resulü’ne alenen harb ilân edenlere nasıl müslüman gözüyle
bakabilirsiniz?
Bu Âyet-i kerime’lere siz inanmıyor musunuz?
Bir de Almanlar tarafından satın alınan hain bölücü Cemalettin Kaplan ve oğlu,
dinimize ve vatanımıza güya iyiymiş gibi görünerek en büyük darbeyi vurmak
ister. Her türlü hile ve entrikalar çevirmeye çalışır.
Almanya kendi televizyonuna çıkarıp, Türk bayrağı ve Türkiye aleyhinde en büyük
propagandayı yaptırıyor. Bu suretle küfrünü de ilân etmiş oluyor.
Türk bayrağı hakkında paçavra diyen bir adama, siz müslümandır diye nasıl
bakabilirsiniz?
Dikkat ederseniz, işgal altındaki müslümanların tek ümidi Türkiye’dir. En çok
buraya gönül bağlarlar. Ümitleri ve gönülleri bu vatandadır. Fakat müslüman gibi
görünen kâfirler, gerek dinimize, gerek vatanımıza içten saldırdıkları için, dış
düşmandan çok daha tehlikelidirler.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir.” buyuruyor.
(Bakara: 86)
Hatta bir kardeşimiz dedi ki:
“Bütün bölücüler birleşmiş, Almanya’da kitaplarımızın yayılmamasına
çalışıyorlar.”
Fakat Hazret-i Allah nûrunu dilediği şekilde yayıyor.
•
Hacı Süleyman Efendi’nin Silistre’den Türkiye’ye geldiği, dersiam olduğu ve
fakat dersiamlık yapmayıp ticaretle meşgul olduğu, Medrese-i ibtidaiyye’de
öğretmenlik yaptığı söylenmektedir.
Süleyman Hilmi Tunahan hakkında süleymancıların yayın organı olan Fazilet
Neşriyat’ın 1974 yılına ait takviminin 16-17 Eylül tarihli yapraklarında;
1888’de Silistre’de doğduğu, babasının adının Osman olduğu, ilk ve orta tahsili
Silistre’de yaptığı, bilâhare İstanbul Fatih Medresesi’ne girdiği, sonra Kadil
Kuzat Medresesi’ne girip pekiyi derece ile bitirdiği, Siracüddin Hazretleri
tarafından İmam-ı Rabbani’ye teslim edildiği, seyyidler sınıfının son 33.
halkasını teşkil ettiği yazılıdır.
Ekrem Güler’in araştırmalarına göre ise, 1918 yılında Matbaa-i Amire’de basılan
Dar-ül Hilafet-i Aliye yayınlarından olan İlmiyye Salnamesi’nde Kadil Kuzat
Medresesi’ne girenlerin isimleri yazmaktadır. 1856-1916 yılı arası 1000 mezun
veren bu medreseden mezun olanların içinde 160 kişinin isminin Süleyman olduğu,
hiç birisinin Süleyman Hilmi olmadığı tespit edilmiştir.
Hacı Süleyman Efendi’nin Ehl-i Beyt’ten olmadığına dair imzası mevcuttur. Çünkü
Ehl-i Beyt’ten olanlara maaş bağlanırdı.
Medrese-i Eimme ve’l Hutaba (Şimdiki İmam Hatip) açılınca buna karşı çıkmış ve
Samsunlu Mustafa Bağışlayıcı Hoca’nın anlattığına göre, Bayındır Hacı Mustafa
Efendi, Saffet Efendi, Tayfur Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen, Celal Öktem Hocaların
olduğu toplantı salonunu, “Bu hizmet benim kurslarımla yürür.” diyerek
terketmiştir.
•
Zamanın Reis’ül Meşayıhı olan Muhammed Es’ad Erbilî -kuddise sırruh-dan tekke
istemiş, Es’ad Efendi -kuddise sırruh- “Usulümüze aykırıdır” diyerek geri
çevirmiştir.
Şeyh Hüsameddin Efendi’nin de tekke vermediği, daha sonra ise, Medine’de mücavir
Şeyh Siracüddin Efendi’den icâzet aldığı söyleniyor.
Süleyman Efendi’nin talebelerinden Mustafa Emanet Hoca anlatıyor:
“Yanına gelene intisabı teklif ederdi. ‘Eğer intisab etmezseniz kıpkızıl kâfir
gidersiniz.’ derdi.
Zamanın Hereke İmamıyla 1954’lerde ziyaretine gitmiştik. Süleyman Efendi İmam
Efendi’ye intisabı teklif etti ve aynı sözü söyledi.
Süleymaniye Camii’nin yanında Taşteknelerde Kuduri ve Mantık okunurdu. Halil
Banar’la Hafız Hasan, Süleyman Efendi’ye “Merakıl felah” kitabından bir fıkhî
mesele hakkında eski Karagümrük Çarşı Camii İmamı Şevket Efendi ile eski Alay
Müftüsü Mehmet Şakir Efendi’ye sual sorduklarını söylediler. Süleyman Efendi de:
‘Siz o abdestsiz ve taharetsiz kimselerden ders almaya mı gidiyorsunuz? Her kim
ki bizim dergâhı terkederse yirmi senelik alacağı feyzden mahrum olur.’ dedi.
Ben de: ‘Elimde muhtelif ayarda beş çeşit altın var ve bunların hepsine altın
diyebilir miyiz?’ dedim ve bana kızdı. Beni dergâhtan kovdu.”
Aynı zat: “Kur’an kursları reklâmdır. Çünkü para kapılarıdır. Kur’an kursları
kapansa kaynakları kapanacak.” diyor...
Bu zâtlar böyle söylemiştir.
Fakat onu tanımadığım için, onunla konuşmadığım için, onun hakkında hüsn-ü zanda
bulunuyorum. Birşey söylemiyorum. Ve fakat talebelerinin bütün durumları
meydanda. Her bir hareketleri ahkâma uymuyor. Allah-u Teâlâ Âyet-i
kerime’lerinde dinlerinin ayrı olduğunu beyan ediyor.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ümmetliğinden çıkardığına,
Âyet-i kerime’lere inanıp iman ediyorsanız, bu bölücülerin durumlarını görün.
Halbuki Allah’ın katında din İslâm’dır:
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmran: 19)
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o
âhirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran: 85)
Hacı Süleyman Efendi kendisinden sonra bir vekil bırakmadı. Vekil bırakmadığına
göre bu yol burada biter.
Kendisinden sonra bu güruhun nasıl gasp ve dilencilik yapacakları, dinde büyük
bir bölücü, vatanda da büyük bir parçalayıcı olacakları bu zâta malûm olsa gerek
ki yolu kesti. Eğer vekil bırakmış olsaydı, bunların bütün yaptığı kötü iş ve
icraatlardan mesul olurdu, büyük bir vebal altına girerdi.
Ve fakat süleymancılar onu putlaştırdılar. Sevdiklerinden değil, onun ismini
âlet ederek kurdukları dini sağlamlaştırmak için putlaştırdılar, imanları da
para oldu.
Allah-u Teâlâ onları İslâm dininden çıkardı ve attı. Dinlerinin, kitaplarının,
partilerinin ayrı olduğunu ilân etti. Büyük bir gadab-ı İlâhi’ye uğratacağını
Kelâm-ı kadim’inde müslümanlara bildirdi.
Müminun sûresi 52-56. Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde
benden korkun.
Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler,
çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan
memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.
Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu
mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.”
Bu Âyet-i kerime’leri incelediğiniz zaman bunların küfrünü ilân etmiş
olduklarını göreceksiniz.
Biz size bunların durumlarını; üç ayrı noktadan küfürde olduklarını, kız dahi
alınıp verilmeyeceğini “Hakikat ile Dalâleti Bilmemiz Lâzım” adlı eserimizde çok
daha evvel beyan etmiştik. Belki kabul eder ve dönerler diye kendilerine de
kitabı vermiştik.
•
Ey halk!
Âyet-i kerime’leri dikkatli bir incele de inanarak sen de kararını ver, görünüşe
aldanma, kısır zannına kapılma!
Onlar ki, dinden imandan ayrılıp bir yağlı kemik için cehennemi göze almışlar.
Bütün gayeleri Din-i Mübin’i aslından çıkarıp, süleymancılık dinini İslâm dini
diye kabul ettirmeye çalışmaktır.
Bu gibi bölücülerin icraatı, dinimiz ve vatanımız için büyük bir ihanettir ve
nankörlüktür. Bunlar dinimizi ve vatanımızı paramparça etmeye çalıştıklarından,
dış düşmandan daha da tehlikeli ve zararlıdırlar. Çünkü dış düşmanın cephesi
vardır, onlara karşı gerekli tedbirler alınabilir, düşman olduğunu biliyorsun.
Bunların tahribatı ise içten içedir. Bunlar iç düşmandır. İslâmmış gibi
göründüklerinden gasp ve soygunculuğu rahat yapıyorlar.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde müminlere dost ve düşmanlarını ayırdetmesini
muhakkak emrediyor:
“Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin!” (Nisâ: 144)
Ey Müslüman!
Sana yakışan dinini ve vatanını bu sahtelerden korumaktır. Velev ki can pahasına
da olsa!
Onlar nefislerini maddeye, dünyaya sattılar, cehenneme düçar oldular.
•
Ey kardeş! Sen de bu gibi küfrünü ilân edenlerle mücâdele ederek nefsini Allah-u
Teâlâ’ya sat ve şu Âyet-i kerime’deki mükâfata nâil ol:
“Şüphesiz ki Allah yolunda savaşıp düşmanları öldüren ve öldürülen müminlerin
canlarını ve mallarını Allah, cennet kendilerinin olma karşılığında satın
almıştır.” (Tevbe: 111)
•
Nisâ Sure-i şerif’inin 160. ve 161. Âyet-i kerime’lerini dikkatli bir incele.
Allah-u Teâlâ yahudilerin yaptıklarını bir bir beyan ediyor, akabinde de nasıl
bir cezaya müstehak olduklarını haber veriyor:
“Yahudilerin;
Yaptıkları zulümlerinden,
Birçok kimseleri Allah yolundan çevirmelerinden,
Yasak edildiği halde fâizi almalarından,
Ve haksız sebeplerle insanların mallarını yemelerinden ötürü, kendilerine (daha
önce) helâl kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık.
İçlerinden küfür üzere kalanlara elem verici bir azap hazırladık.” (Nisâ:
160-161)
Bir Âyet-i kerime’lere bak, bir de süleymancıların icraatlarına bak!
Dinde tefrika çıkarıp, bölücülük yapmakla; İslâm dini’ni bırakıp, kurdukları
süleymancılık dinine sapmakla büyük bir zulüm yapmışlardır.
Kendilerine tâbi olanları süleymancı yapmakla, pansiyonlarına aldıkları
talebelere süleymancılığı aşılamakla, birçok kimseleri Allah yolundan
çevirmektedirler.
İslâm dini’nde fâiz ve fâizciler hakkında açık ve kesin Âyet-i kerime ve Hadis-i
şerif’ler olduğu halde fâiz almaktadırlar ve fâizin helâl olduğunu
savunmaktadırlar.
Ve dördüncü olarak da, barındırdıkları birkaç talebeyi alet ederek halkı
soymakta, haksız yere insanların mallarını ellerinden almaktadırlar.
Âyet-i kerime’lerle bunları kıyasla, kararını ver!
•
Simalarına dikkat ederseniz, suretlerinin altındaki siretlerini görmüş
olursunuz. Ne derece sinsi ve hain olduklarını kolayca anlarsınız.
İslâm dini’nden ayrılarak süleymancılık dinini kurdular. İslâm dini’ni tahrif
etmeye ve bu sahte dini yerleştirmeye çalıştılar.
Bunlara karşı savaş açtığımız için, bu sahte dini çökertmeye gayret ediyoruz.
İcraatlarına dikkat edin, hiç çalışmadıkları halde nasıl israf içinde
yaşıyorlar.
Hangi parti iktidara gelirse ona sırtını dayıyorlar. Yaptıkları gasplardan
ötürü, herhangi bir durumda sıkıştıkları zaman, hemen dayılarına müracaat
ediyorlar, takibat olduğu yerde kalıyor.
•
Kendilerine göre imam seçtiler. İmamları da onlara imansızlığı seçerek,
süleymancılık dinini telkin etti.
Onlar imam değil birer deccaldir.
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i
şerif’lerinde:
“Ümmetimden yalancılar, deccaller vücuda gelir.” buyuruyorlar. (Münâvi)
Bu deccaller onlara her türlü çıkara başvurmalarını telkin etti.
Birkaç çocuk âlet ederek, güyâ İslâm dini’ni öğretiyorlarmış gibi göstererek
onlara süleymancılık dinini aşılıyorlar. Bu perdenin altında her türlü soygunu
ve dilenciliği yapıyorlar. Hem talebelere yardım adı altında, onları âlet ederek
zekât, öşür, fitre, kurban derisi... topluyorlar, hem de ayrıca talebelerden
para alıyorlar. Halk da hâlâ onları müslüman zannediyor.
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i
şerif’lerinde şöyle buyururlar:
“Müslümanların işine harcanmak üzere ayrılan maldan birçok haksız harcamalar
yapan kimseler için kıyamet gününde cehennem vardır.” (Buharî. Tecrid-i sarih:
1294)
Diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyururlar:
“Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa alet
edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu
görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir.
Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyurur:
‘Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı
meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim
ki, aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.’” (Tirmizî)
Buna da âmil olan, İslâm maskesi altında Din-i Mübin’e yaptıkları büyük
tahribattır.
•
Yaptıkları gasp ve soygunların cüz’i bir kısmını size arzedelim:
Bornova Kur’an kursu binalarının süleymancılar tarafından gasbedilme hadisesi:
1970’li yıllarda Bornova’lı müslümanlar bir dernek kurarak tam teşekküllü,
yatılı bir Kur’an kursu inşa ettiler.
Bilâhare hayırsever bir müslüman Bornova’nın merkezinde iki dönüme yakın
arsasını “Kur’an kursu talebelerinin barınması için üstüne bina yapmak” üzere
bağışta bulundu. Yine hayırsever vatandaşların yardımıyla bu arsanın üzerine
üçer katlı iki büyük bina yapıldı. Talebeler bu binalara yerleştirilerek rahatça
öğrenim görmeleri sağlandı.
Diğer taraftan süleymancılar bu binaları ele geçirmek için plânlar yaptılar.
Kendilerinden olan kişileri derneğe üye kaydettirdiler. Bir de kendilerinden
olan bir öğretmeni de resmi kanaldan Kur’an kursuna tayin ettirmeyi başardılar.
Sinsice heyete giriyorlar. Heyette çoğunluğu elde ettiklerinde hemen orasını
benimsiyorlar ve rahatça gasbediyorlar.
Bir yıl sonra yapılan dernek seçiminde çoğunluğu sağlayarak derneğin yönetimini
ele geçirdiler.
Bu arada kendilerine ait Kur’an kursunu Bornova’ya naklettiler. Bir taraftan da
binaların tapularını kendi adamlarının üzerine geçirmek için teşebbüse geçtiler.
Tapu dairesinde bazı kişileri elde ederek, sahte belgelerle binaların ve arsanın
tapularını resmen kendi adamlarının üzerine geçirdiler, binalara sahip oldular.
Bu oyunlardan haberi olmayan diğer dernek üyeleri ise Kur’an kursunun resmî bir
hüviyet kazanması için Bornova Müftülüğü’ne devretmek istediler. Çünkü 1980’den
itibaren yatılı Kur’an kurslarının yönetimi ve denetimi müftülüklerce yapılmaya
başlanmıştı.
Bu defa, süleymancı olan yeni idareciler binaların kendilerine ait olduğunu,
kimsenin buraya karışamaya-cağını ileri sürerek binaları derhal boşaltmalarını
müftülüğe bildirdiler. Bunun üzerine müftülük ve diğer dernek üyeleri mahkemeye
başvurarak davâ açtılar.
Süleymancılar kendilerini haklı çıkartmak için bazı nüfuzlu kişileri devreye
koydular, mahkemede ellerindeki tapuların kendilerine ait olduğunu ispat ederek
davayı kazandılar. Mahkeme de binaların onlara ait olduğunu ve tahliyesinin
gerektiğini müftülüğe tebliğ etti. Bunu fırsat bilen süleymancılar, yağmurlu ve
fırtınalı bir günde binalarda ne kadar resmi Kur’an kursu talebesi varsa
eşyaları ile birlikte dışarı attılar. Hatta zâtî eşyalarını ve talebelere ait
Kur’an-ı kerim’leri pencerelerden dışarı attıklarına bütün mahalle sakinleri
şahittir.
Müftülük derhal polis getirip tahliyeyi durdurmak istediyse de ellerinde mahkeme
kararı olduğu için, gelen polisler hiçbir icraat yapamadan geri döndüler.
Bu acıklı manzara karşısında o zamanki Bornova müftüsü ve diğer halk gayr-i
ihtiyarî ağladılar. Herkesin tüyleri ürperdi. Atılan eşyaları toplayıp zavallı
kurs talebelerini geçici olarak başka bir binanın bodrum katına yerleştirdiler.
Süleymancılar ise gasbettikleri o binaları yurt binası yaptılar. Hâlen o
binaları kendi arzuları doğrultusunda pansiyon olarak keyfi kullanıyorlar. Bu
ise halkın yaptığı Kur’an kursu idi ve burada kendilerinden olmayanları içeriye
sokmuyorlar.
Hatta o binaların ön kısmı mahalleye ait cami idi, mahalle sakinleri orada
talebelerle birlikte namaz kılarlardı. Minaresi şimdi bile durmaktadır. O cami
olan kısmı bile zaptettiler, kimseyi almıyorlar.
Halkın yaptırdığı binaları -kendilerinin hiçbir katkıları olmadığı halde- gasp
suretiyle üzerlerine geçirdiler.
Şu yaptıkları hareketin ahkâm-ı ilâhi’ye uyan hangi tarafı var? Bir tarafta
emanete hıyanet var, bir tarafta gasp var. Asıl mühim olan İslâm kültür
mevzuatını iptal ettirip, camiyi ve talebeleri boşaltmak, camiye cemaati
almamak, camiden talebeleri atmak.
Bunu bir kâfir yapmaz. Fakat bunlar kendi dinleri olan süleymancılığa göre
yaptılar.
•
Adapazarı Büyük Söğütlü Kur’an kursunu süleymancılar nasıl ele geçirdiler?
Söğütlü halkından olan ve dernek yönetiminde çalışan üç kişiyi maddi
menfaatlarla önce kendilerine meylettirip elde ettiler. Sonra bu kişiler
aracılığı ile kendilerinden olan adamları derneğe üye yaptılar. Çoğunluğu
sağlayınca da Söğütlü halkından olan üyeleri âidatlarını ödemediler diye
üyelikden sildiler.
Daha sonra kongre yaptılar. Köy halkından olup, Kur’an kursu için canla başla
çalışan kişileri “Sizin üyeliğiniz silindi” diye kongreye almadılar. Kendi
kaydettikleri üyelerle seçim yaparak hem yönetimi hem kursu ele geçirdiler, daha
sonra da kurs binasının tapusunu üzerlerine aldılar.
•
Size numune için birkaç yer veriyoruz. Fakat dikkat edin, araştırın. Her
memlekette süleymancılık dinini kurdukları yerde bu gasp mevcuttur. Araştırın
bulacaksınız.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Şerler ve fesadlar olacak. Kim birlik içinde olan bu ümmetin içinde tefrika
çıkarmak isterse, kim olursa olsun kılıçla boynunu uçurun.” (Müslim)
“Ümmetim için saptırıcı imamlardan korkarım.” (Müslim) buyuruyorlar.
•
Almanya’dan bir mektup:
“Biz burada 1977 yılına kadar senelerdir ne cuma namazı kılabiliyorduk, ne de
ezan sesi işitebiliyorduk. Çünkü yerimiz yoktu. Nihayet 8-10 arkadaş bir araya
gelerek Friedrichshafen ve civarında yaşayan müslümanlar için bir cami açmayı
plânladık. Bir tüzük hazırlayarak resmi makamlara başvurduk. İsteğimiz kısa
zamanda kabul edildi.
Hemen kiralık bir yer bulduk. Gece gündüz çalışarak camiyi faaliyete geçirdik.
Çalışmalarımız hızla ilerliyordu. İki ay gibi kısa bir zamanda altıyüz kadar
üyemiz oldu. Civardaki Türkler akın akın camiye gelmeye başladılar. Camimize iki
de minibüs aldık. Uzakta bulunan müslüman ailelerinin çocuklarını Kuran-ı kerim
öğrenmeleri için toplayıp camiye getiriyorduk. İşçiler arasında hafız olan
arkadaşlar cumartesi ve pazar günleri gönüllü olarak çocuk okutuyorlardı. Bu
mutluluk, bu birlik ve beraberlik altı ay sürdü. Yapılan bir hata yüzünden cami
elimizden çıktı.
Şöyle ki:
Sonradan süleymancı olduğunu öğrendiğimiz kişiler gelerek Köln’de bir İslâm
Kültür Merkezi kurulduğunu, camiyi bu merkeze bağlarsak Türkiye’deki Kuran
kursları gibi bu merkezin her şeyi idare edeceğini söylediler. Biz de buna
inandık, tekrar kendi hazırladığımız tüzüğü merkeze gönderdik. Böylece camimiz
bu merkeze bağlanmış oldu.
Yalnız iş bizim bildiğimiz gibi çıkmadı. Köln’den camimize hoca yolladılar.
Bizleri ve caminin yapılmasında emeği geçen arkadaşların hepsini yavaş yavaş
uzaklaştırdılar, süleymancı adı altında kendi adamlarını yerleştirdiler.
Arkadaşlarımız yapılan faaliyetler hakkında bu hocalara hesap sormaya
gittiklerinde “Bize hesap soramazsınız, burası İslâm Kültür Merkezi’dir, burada
Kuran okunmaktadır.” diye cevap veriyorlardı. Bir ara caminin kapısına “Üye
olmayan camiye giremez” diye yazı yazmışlardı. Cami için aldığımız iki minibüsü
de sattılar, kimse hesap soramadı.
Çeşitli zamanlarda vermiş oldukları vaazlarda “Kestiğiniz kurbanların derilerini
bize vermezseniz kurbanınız kabul olmaz.” diyorlar. “Süleymancılar yüzde ikiyüz
daha iyi müslümandırlar.” diyorlar. “Memlekete yatırım yapıyorsunuz, ellibin
mark kredi çekiyorsunuz, bir onbin mark kredi çekip de bize verseniz!” diyorlar.
Fâizin haram olmadığını savunup, Müslüman kardeşlerimizi fâize teşvik ediyorlar.
Onlara üye olmayan müslümanlardan birisi öldüğü zaman cenazeyi bile
hazırlamıyorlar. Para veren kişilere karşı daha hürmetli davranıp etrafında
pervaneler gibi dolaşıyorlar.
Nihayet cami elimizden çıkınca ikinci bir cami için teşebbüse geçtik. Çalışmayan
büyük bir fabrika vardı. Sahibini bulduk, durumu kendisine arzettik. Kendisi
zaten yetmişsekiz yaşında idi. Bütün dinleri incelemiş. İslâm’a da meyilli
olduğu için iki milyon mark yapan yeri bize bir milyon marka verdi, ayrıca
ikiyüzellibin markını da almadı, câmiye bağışladı.
Yediyüzellibin markın ikiyüzbinini peşin olarak anlaştık, kalanını da ayda
yedibin mark olarak takside bağladık. Bu anlaşmadan sonra dörtyüzellibinini
peşin vermek istedikse de, anlaşmamız böyledir diye üzerini geri çevirdi.
Daha sonra oraya her türlü müştemilâtı içinde olan çok güzel bir cami yaptık.”
Kardeşler! Bunları İslâm Kültür Merkezi sandılar. Cami, minibüs ellerinden
gidince, İslâmî faaliyet durunca, o zaman anlaşıldı ki, meğer burası İslâm değil
de isyan, kültür değil de küfür merkezi imiş. İsyan küfür merkezine, İslâm
Kültür Merkezi adını koymuşlar. İşte deliller.
Şimdi şu kâfir dediğimiz Alman’ın İslâm’a yaptığı hizmete bakın, bir de İslâm
perdesi altında şu süleymancı kıpkızıl küfrünü ilân edenlerin yaptıkları
icraatlara, gasp ve soygunlara bakın!
Ey müslüman! Burada da mı uyanmıyorsun?
Alman’ın yaptığı mı İslâm’a uygun, bunların yaptığı mı İslâm’a uygun? Hükmünü
siz verin!
İslâm adı altında federasyon kurmuşlar, İslâm’ın ismini âlet ediyorlar, gasp ve
soygunlarını bu isim altında yapıyorlar.
Yaptıkları icraatlar kâfirin icraatından da yahudinin icraatından da beter!
Almanlar yardım ediyor, süleymancılar gasbediyor.
•
Yaşayanlar anlatıyor:
“Dört yıl kadar dış ülkelerde çalıştım. Kazandığım paraları Türkiye’deki
bankalardan birine yatırıyordum. Kesin dönüş yaptıktan sonra, bir gün bankadan
mektup geldi. 1985 yılındaki değere göre 850 bin lira fâiz biriktiğini, bu fâizi
almamı istiyorlardı. Fâizin dinimizde haram olduğunu bildiğim için, bu paraya el
sürmek istemiyordum.
İnşâ edilmekte olan bir camiye vermeyi düşündüm. İnşaatı yürüten mühendis
arkadaşa durumu açıp, bu parayı camiye sarfetmesini rica ettim. O da şuurlu bir
müslüman olduğu için Allah-u Teâlâ’nın haram kıldığı fâizin O’nun mabedine
sarfedilmeyeceğini söyledi.
Bunun üzerine o parayı nereye verebileceğim hususunda istişareler yapmaya
başladım.
Durumdan haberdar olan, sonradan süleymancı olduklarını öğrendiğim bazı kişiler
beni talebe yurtlarına akşam yemeğine davet ettiler. Yurt binasını gezdirerek
çok izzet ikram ettiler.
Daha sonra Allah rızâsı için ve de İslâmiyet’in gelişmesi için talebe
yetiştirdiklerini, bunda muvaffak olabilmek için de çok paraya ihtiyaçları
olduğunu söyleyerek, bankadaki fâiz parasını kendilerine vermemi rica ettiler.
Dinimizde fâizin şiddetle haram olduğunu, bu masum çocukların haramla
beslenmemelerinin hayırlı olacağını dilimin döndüğü kadar anlattımsa da;
Türkiye’nin dâr-ül harp olduğunu, devletin de fâiz alıp verdiğini, hatta kendi
cemaat liderlerinin fâiz’in haram olmadığına dair fetvâ verdiğini söyleyerek 850
bin lirayı aldılar.”
•
Hendek’te süleymancıların lideri olup, daha sonra terfi ile Avrupa’ya giden
İbrahim Nalbant’ın icraatlarını “Vesikalarla Süleymancılığın İçyüzü” isimli
kitaptan okuyoruz:
• Çamlıca köyünde imamlık yapan Hasan Malatyalı’nın arkasında kılınan dört veya
yedi senelik namazın tekrar kılınması için fetva vermiştir. Sebebi Hasan
Malatyalı’nın süleymancı olmayışı... Y. Çalıcalı, H. İbrahim hoca, Çamlıca’da
İsmail Doğru ve Kâzım Parlak’tan bilgi alınabilir.
•Almanya’dan Sakarya İmam Hatip okuluna gelen işçiler, idareye şöyle demişler:
“Müdür Osman Naz ile öğretmen İbrahim Nalbant’ı arıyoruz.” Okul idaresi de,
bizde böyle kimse yoktur deyince, işçiler “Nasıl olur? Bizden bu isimle para
toplayıp, okula yardım aldılar.” diyerek hayretler içinde dönüp gitmişler. Okul
idarecilerinden Yüksel Yılmazer’e sorulabilir.
•Yine aynı şahıs Y. Çalıca köyünde; “Artık bugün kadınların hacca gitmesi doğru
değildir. Oraya hacc yapacağınız parayı bizim kursumuza verirseniz daha çok
sevap alırsınız.” diye ısrar ediyor ve münakaşaya kalkışıyor. Hacı Rıfat
Çetindal, Hacı İzzet Özpilavcı’ya sorulabilir.
•Yukarı Cami İmamı Hasan Malatyalı ile Aşağı Cami İmamı Ali Elmas camide namaz
kılarken süleymancıların lambaları söndürdüklerini, ayakkabılarını
sakladıklarını, teyplerle tecessüslük yaptıklarını, nifak soktuklarını ifade
etmişlerdir.
Biz mevzuyu kısa tuttuk. Siz daha birçok konuyu bu kitapta bulabilirsiniz.
•
Bunlar bizim usulen tesbit ettiklerimiz. Mevzuyu uzatmamak için size bir-iki
numune verdik. Herkes kendi memleketinde kendi köyünde araştırma yapsın, bu
sahtekârların gasp ve soygunlarını kendi gözü ile her yerde görsün.
Halkın yaptığı Kur’an kursu binalarına “Hocalığını biz fahri olarak yaparız.”
diyerek yerleştiler. Daha sonra da binaların tapularını üzerlerine geçirdiler.
Senelerdir bu işi yaptılar.
Bunlar değil bir müslümana, kâfire dâhi yakışmaz. Kâfirlerin kendilerine
yakıştıramadıklarını, süleymancılık dinine intisab edenler kendilerine
yakıştırıyorlar.
Din perdesi altında müslüman kardeşlerimizi soyan bu gasbcılara yardım etmek,
dinin yıkılmasına sebep olmak demektir.
Artık bunların kâfirden daha tehlikeli olduklarını görün ve bilin, soyulmayın
yolunmayın.
Eğer yardım edeceksen, elini vicdanına koy da, gerçek mânâda lüzumlu olan yeri
ara, bul ve yardım et. Bu ağır mesuliyetten kurtul!...
Çünkü bunlar hem size kaz ismini verirler, hem de yolarlar.
ÖMER ÖNGÜT (K.S.)
(Ayrıntılı bilgi için "Süleymancıların içyüzü" adlı kitaba aşağıdaki siteden
ulaşabilirsiniz.
http://www.hakikat.com)
============================================================================
TARİKAT SAVAŞI
Hakan AKPINAR / ANKARA
DYP ve FP, tarikatların oylarını alabilmek için kıyasıya bir mücadele içine girdi. Süleymancılar ve Nurcular'ın desteğini alan DYP, bir ölçüde rahatladı. Nakşi ve Kadiriler'in arasında bulunduğu 3 önemli tarikatın yöneticileri de FP'yi desteklemek için gizli bir anlaşma yaptılar.
DSP azınlık hükümeti nedeniyle yolları ayrılan DYP ile FP arasında şimdi de ‘tarikat savaşı’ başladı. Tarikat ve İslami cemaatlerin oylarını kapma mücadelesi, seçimler öncesinde iki eski ortağı karşı karşıya getirdi.
Süleymancılar Cemaati Lideri Kemal Kaçar ile yapılan temasların ardından, bu gruba mensup eski RP'li 2 milletvekilini transfer ederek önemli bir adım atan DYP, Nurcular içindeki Yazıcılar Grubu ile Köprü Dergisi çevresinde toplanan grubun da desteğini aldı. DYP, yine eski RP'li olan ve Sülemancılar'a mensup milletvekilleri Ahmet Arif Denizolgun ile Göksal Küçükali'yi de transfer etmeye hazırlanıyor.
FP ise DYP'nin de temas kurduğu bildirilen Nakşi Esat Coşan'ın liderliğindeki İskender Paşa Dergahı, Nakşi Mahmut Efendi liderliğindeki İsmail Ağa Dergahı ile Sami Efendi liderliğindeki Ereköy Dergahı'nın desteğini sağladı.
FP İÇİN ANLAŞMA
Nakşi ve Kadiri tarikatlarının da aralarında bulunduğu 3 önemli tarikatın yöneticileri, biraraya gelerek FP'nin desteklenmesi konusunda gizli bir anlaşma yaptılar.
1989 yerel seçimlerinde biraraya gelerek gizli bir toplantı yapan ve Turgut Özal faktörü nedeniyle ANAP'ı destekleme kararı alan tarikatlar, benzer bir anlaşmayı da bu hafta başında FP için yaptılar. Nakşibendi Esat Coşan'ın liderliğindeki İskender Paşa Dergahı ile Nakşibendi Mahmut Efendi liderliğindeki İsmail Ağa Dergahı ve Kadiriler'e mensup Sami Efendi liderliğindeki tarikatların toplantısında üç önemli madde üzerinde anlaşıldı. FP'yi destekleme kararı alınan toplantıda, bu partinin açıkça desteklendiğinin ilan edilmemesi görüşü benimsendi. Hürriyet'in aldığı bilgiye göre, anlaşmaya varılan üç önemli madde şunlar:
Bir partinin (FP) açıkça desteklendiği belli edilmesin.
Bu nedenle diğer sağ partilerden de, şartlara ve bölgesel özelliklere göre aday gösterilebilir.
28 Şubat sürecini başlatan dinamiklere karşı, mümkün olduğu kadar FP desteklenmelidir. Bu partinin önü açılmalı ve seçimlerden yeniden 1'inci parti olarak çıkarılmalıdır.
SÜLEYMANCILAR DYP'YE
Seçimler öncesinde, hangi partinin destekleneceği konusunda bazı tarikatlar kendi aralarında ayrıldı. Süleymancılar Cemaati'nin en güçlü grubu DYP'yi desteklemeyi kararlaştırdı. Cemaatin kurucusu Süleyman Efendi'nin damadı olan eski AP milletvekili Kemal Kaçar etrafında kenetlenen Süleymancılar Grubu DYP'den aday göstererek, TBMM'ye milletvekili gönderecek. Ancak Süleymancılar'dan ayrılan ve Mersin'de yaşayan Hilmi Türkmen liderliğindeki küçük grup ise FP'yi desteklemeye karar verdi.
Risale-i Nur çizgisinden giden ve genellikle Demokrat Parti geleneğine bağlı kalan tarikat mensuplarının büyük bölümü de, tercihini DYP'den yana kullanacak. Nurcular içinde Yazıcılar grubu ve eski Köprü Dergisi etrafındaki kitle de DYP'ye yöneldi. Bazı TV kanallarından dini ağırlıklı yayın yaptıran Haydar Baş'ın da DYP'ye yöneldiği belirtildi. Nur çizgisindeki Yeni Asya Grubu da DYP'yi destekleyecek.
İslamcı Yazar İsmail Nacar da, tarikatların siyasete hakim olmak istediğini savunarak, şunları söyledi:
‘‘Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Siyasi partilere sesleniyorum. Bu tarikatların çok önemli bir oy potansiyeli yok. Bunları ciddiye alıp prim yaptırmayın. Bunlarla mücadele, polisiye ve askeri tedbirlerle değil, akıl ve bilimle olur. Bu tarikatlara siyasi destek verilmesi çok yanlış olur. Partileri uyarıyorum.’’
================================================================================
İslami Okul Okulların En Önemlisi