Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Rasulullah Nasıl Zikretmiştir - Tasavvuf Ve Islam - 118. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Rasulullah Nasıl Zikretmiştir?

 

Rasûlullah'ın Cenâb-ı Hakk'ı nasıl zikrettiğini pak sünnetinden öğreniyoruz. Onun zikir şekli ile tasavvufçuların bidat ve saçma zikir şekillerini karşılaştırmak mümkündür. Rasûlullah buyuruyor: "Şu iki kelime, dile kolay, terazide ağır ve Allah'a sevimlidir: Sübhanallah ve bihamdih, sübhanallahi'l-azim." (1)

Selam verdikten sonra her namazın arkasında Rasûlullah şöyle derdi: "Lâ ilahe illallah vahdehu lâ şerîke leh, lehu'l-mülk ve lehu'l-hamd ve huve ala külli şeyin kadîr, ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billah, lâ ilahe illallah ve lâ na'budu illâ iyyah, lehu'n-Nimetu ve lehu'l-fadlu ve lehu's-Senâu'l-Hasen, la ilahe illallah, muhlisine lehuddîn velev kerihe'l-kâfirun." (2)

Yine şöyle buyurmuştur: "İstiğfarın en büyüğü şöyle söylemektir: Allah'ım, sen benim rabbimsin, senden başka ilah yoktur, beni yarattın, ben de senin kulunum, gücüm yettiği kadar sana verdiğim söze ve ahdime bağlıyım, yaptığım kötülüklerden sana sığınırım, bana verdiğin nimetini ve işlediğim günahları sana itiraf ediyorum, beni bağışla. Çünkü günahları senden başka bağışlayan yoktur." (3)

Buhari ve Müslim'de İbni Abbas Rasûlullah'ın gece namazı kalktığı zaman şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Allah'ım, ham senindir. Yerin, göklerin ve içindekilerin nuru sensin. Hamd senindir. Yeri, gökleri ve içindekileri tutan sensin. Hamd senindir. Yerin, göklerin ve içindekilerin rabbi sensin. Hamd senindir. Hak sensin, vadin haktır, sözün haktır, sana kavuşmak haktır, cennet hak ve cehennem haktır, peygamberler haktır, Muhammed haktır, kıyamet saati haktır. Allah'ım sana teslim oldum, sana iman ettim, sana tevekkül ettim, sana döndüm, senin için düşmanlık yaptım, seni hakem yaptım, işlediğim, işlemediğim ve gizlediğim günahlarımı bağışla. Sen ilahımsın, senden başka ilah yoktur. Güç ve kudret ancak senindir." (4)

Rasûlullah'ın efradının cami ağyarını mani zikri görülüyor değil mi? Peygamberin tertemiz ve halis yakarması ve kulluğundan başka ne vardır? Göğün kapılarının açıldığı dua ve yalvarmalardan başka ne görüyorsunuz? İçinde ne müfred isimle (ya Allah, hû, âh, hay... gibi isimlerle) ne bir zikir var, ne sakalı göğse vurmak var, ne de tepeden tırnağa kadar sallanıp dansetmek var! Ne başı sağa sola sallamak var, ne inlemek var, ne de göbekten bıçkı sesi gibi sesler çıkarmak var! Ne bir gazelhan, ne tef, ne ney, ne kaval var! Ne de ortada duran ve alkışlarıyla tempo tutarak etrafında dervişlerin dans ettiği bir put var! Sadece ve sadece Allah sevgisi, korkusu ve takvasıyla dolan ve rabbine yalvaran mümin bir kalb vardır. Yüce yaratanına yöneliyor, bütün mülkün sahibi ve hakimine yakarıyor, gerçek bir iman, halis bir tevhid içinde ona yalvarıyor. Allah'ın salat ve selamı alemlere hidayet olarak gönderilen kulu ve rasûlü Muhammed'in üzerine olsun!

Tasavvufçuların zikri ile ilgili şu tarihi olayı da naklederek konuyu bitirmek istiyoruz. Darimî'nin süneninde sahih bir senedle şu olay kaydedilmektedir:

"Ammara İbn Ebi Hasan el-Mazini, babamın dedemden naklederek şöyle dediğini işittim; diyor: Sabah namazından önce Abdullah İbn Mesud'un kapısında beklerdik. Çıkınca onunla beraber cemayi gederdik. Ebu Musa el-Eş'ari geldi ve "Ebu Abdirrahman henüz çıkmadı mı?" dedi. Hayır, dedik. Abdullah çıkıncaya kadar o da bizimle beraber bekledi. Çıkınca hepimiz kalktık. Ebu Musa ona şöyle dedi:

Ey Ebu Abdirrahman, az önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Onun dışında iyilikten başka bir şey görmedim. Nedir gördüğün? diye sorunca, yaşayınca görürsün, dedim ve anlattım.

Mescidde halkalar oluşturmuş oturup namazı bekliyen insanlar gördüm. Her halkada bir adam var, diğerlerinin elinde de taşlar var. Onlara yüz defa tekbir getirin, diyor, onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar. Yüz defa lailahe illallah, getirin, diyor. Onlar da yüz defa lailahe illallah getiriyorlar. Yüz defa süphanallah, deyin diyor, onlar da yüz defa sübhanallah, diyorlar.

Abdullah, "Sen onlara ne dedin?" diye sorunca, Ebu Musa şöyle dedi: Onlara birşey söylemedim. Senin görüşünü veya emrini bekledim.

Abdullah şöyle dedi: Günahlarını saymalarını emretmedin mi? Yahut iyiliklerinden hiçbir şey kaybolmayacağını onlara garantilemedin mi? Sonra yürüdü, biz de onunla beraber yürüdük. Ve o halkalardan birine geldik. Başlarında durdu ve "Nedir bu yaptığınız?" dedi. Ey Ebu Abdillah, şunlar taşlar, yaptığımız tekbir, tehlil ve tesbihleri onlarla sayıyoruz, dediler.

Abdullah şöyle dedi: Günahlarınızı sayınız. İyiliklerinizden hiçbir şeyin kaybolmıyacağını ben size garantiliyorum. Yazık size ey Muhammed ümmeti! Ne çabuk helak oluyorsunuz?! Şunlar Allah Rasûlü'nün ashabı, her tarafta oktur. Şunlar elbisesi henüz çürümemiş, şunlar da tabakları, henüz kırılmamıştır. Allah'a yemin ederim ki bu yolunuz ya Muhammed'in tebliğ ettiği dinden daha hidayet üzeredir yahut bir sapıklığın kapısıdır. Şöyle dediler: Ey Ebu Abdillah, Allah'a yemin ederiz ki hayırdan başkasını istemedik. Şöyle dedi: Hayrı istiyen nice kişiler var ki hayra erişemezler!

Rasûlullah bize şöyle buyurdu: Bir topluluk var ki Kur'ân okurlar, ama Kur'ân gırtlaklarından aşağı inmiyor. Allah'a yemin olsun, herhalde onların çoğu sizdendir. Ondan sonra çekip gitti.

Ömer İbn Mesleme şöyle dedi: Nehravan gününde onların hepsinin Hariciler'le beraber bize saldırdıklarını gördüm." (1)