Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tasavvufçuların Yenileri De Eskileri Gibidir - Tasavvuf Ve Islam - 123. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Tasavvufçuların Yenileri De Eskileri Gibidir!

 

Biri diyebilir ki, bize ne İbn Arabi'den, onlar gelip geçmiş ve ömürlerini doldurmuş insanlardır? Biz yenilerine ve yaşıyanlara bakalım, geçmişi niye kurcalıyalım? diyebilir.

Tasavvufun büyüsüne aldanan ve bal diye zehirlerini yudumlayan böylelerine şunu belirtmek isteriz; Biz kişilerle değil, eski tasavvufçuların İslâm'ın ruhu ve özü olarak inandığı ve bununla müslümanların inançlarını altüst ettikleri putperest bir kültürle savaşıyoruz. İslâm'ın ruhu ve zübdesi olarak kabul edilen ve efsanevi bir dünya oluşturan mitolojik düşünceler ve inançlarla mücadele ediyoruz. Yeni tasavvufçular da İbn Arabi, İbn el-Farıd gibi eskilerin inandığı şeylere inanmakta, tasavvuf kahinlerini takdis ve tebcil etmekte ve mest olmuş bir vaziyette onların putperest şarkılarını söylemektedirler. Aralarındaki post kavgaları ve nüfuz alanları çatışması dışında, seleflerinin bu putperest kültürünü ve mitolojik inançlarını red ettikleri müşahade edilmemektedir. Aksine bu sapıklıklara karşı çıkan ve tehlikelerinden müslümanları sakındıran insanlara bütün fırka ve kollarıyla savaş açmakta, binbir türlü hücumlar yöneltmekte ve insanların nazarında dinsiz imansız göstermeğe çalışmaktadırlar. Bidat ve hurafelerini, şirk ve küfürlerini insanlara çıklayan ve bütün bu kötülükleri bırakmalarını tavsiye eden müslümanlara emperyalistlerden daha amansız bir savaş açmakta, ortaçağ kilisesinin insanları afaroz ettiği gibi onları toplum içinde afaroz etmeğe çalışmaktadır. Dinin sarih ve kesin naslarına apaçık aykırı bulunan ve ne aklın, ne naklin kabul etmediği saçmalıklarını eleştiren insanları, onlara hak ve hidayeti açıklamaya çalışan kişileri dinin özünden ve ruhundan uzaklık, kabuk ve zevahir ehlinden olmakla suçlamakta ve saldırılara hedef yapmaktadırlar.

İslâm'ın kesin naslarına aykırılığı apaçık olan sözlerini ve uygulamalarını eleştiren insanları düşman ilan etmek, bu aykırılıkları kendilerinin de eleştirip İslâm'dan olmadıklarını söyleyecekleri yerde, bunları söyliyen ve müslümanları bu tuzaklardan uzak tutmaya çalışan kişileri her türlü kötü sıfatla karalamağa çalışmaktadırlar. Bütün bunları yaparken seleflerinin en ufak bir yanlışını bile kabul etmiyen ve saçmalıklarına karşı çıkmıyan bu insanların evvelkilerin yolunda olmadıklarını kim söyliyebilir?

Bütün bunlar yeni tasavvufçuların eski tasavvufçuların yolunda olduklarını göstermiyor mu? Bütün bunlar yeni tasavvufçuların İbn Arabi ve eş-Şarani dininin enine boyuna bir devamı olduklarını ifade etmiyor mu? Çünkü yenileri onların bıraktığı putperest her şeyi benimsemekte, din olarak inanmakta ve savunmakta, ilahi ruhun tecellileri olarak insanlara tebliğ etmekte, aklı körelten, düşünmeyi öldüren, basireti karartan ve insanı materyalizmin en derin çukurlarına düşüren bir imanla kabullenmektedir. Bu sapık dine o kadar sıkı bağlı bulunmaktadırlar ki belki de Kur'ân'a herhangi bir şekilde dil uzatmaya göz yumarken, zındıklıkla dolu bir tasavvufçu kitabına dil uzatmaya kesinlikle müsaade etmemektedir. Kahinlerinden birinin sözlerine veya mukaddes kitaplarına şu veya bu şekilde bir eleştiri yöneltecek olursanız küplere binmekte, kudurup azgınlaşmakta, öfkeden uddaklarından köpükler saçmaktadır. Putlarına hakaret edecek olsanız, size olan düşmanlıklarından dolayı savunduğunuz inançlara hakaret etmekte, belki de inandığınız Allah'a dil uzatacak olmaktadırlar. Mesela Allah'ın her şey veya her şeyin Allah olduğunu kendine felsefe ve inanç olarak kabul eden İbn Arabi'nin saçmalıklarını, cadde ortasında şeyhi hayvanlarla zina ettiren eş-Şarani'nin ahlaksızlıklarını eleştirecek olsanız, başınıza kıyametler koparır ve şeytan çarpmış gibi çılgına dönerler. Bunları cevaplandırmak için en kutsal İslâmî esaslara bile saldırır ve suçlamalarda bulunurlar.

Bütün bunlar her tasavvufçunun zındıklığında İbn Arabi, putperestliğinde İbn el-Farıd, ahmaklık ve bunaklığında eş-Şarani yolunda olduğunu göstermektedir. Kitaplarına, virdlerine ve zikir (dans) salonlarında okudukları gazellere bakan herkes bunu anlar. Hemen her an çürümüş kemikler ve kokuşmuş leşlerle oturup kalkmalarını, onlara verdikleri sıfatları düşünen herkes farkeder. Medet ey tasarruf sahipleri! Medet ey gavs! Medet ey kutup! Medet ey hazret! Medet ey divan başkanı! sözlerini duymuyor musunuz? (1) Zikir halkalarından sonra gazelleriyle sakilik yapan (2) meczupların "Yahudi, hıristiyan, mecsûsî" deyişlerinde nasıl yarıştıklarını, dervişlerin de seviçten "Daha, daha çok küfür" diye bağrışmalarını işitmiyor musunuz?

Yukarıda belirttiğimiz gibi tasavvufçular eleştirilmekten şiddetle kaçınırlar. Kendilerini eleştirenlerin Allah'ın rahmetinden kovulacaklarını ve şeyhin feyizlerinden mahrum kalacaklarını iddia ederler. Boyunların tasavvuf boyunduruklarını atmamaları için dervişlerin elini kolunu bağlar ve kalbiyle de olsa şeyhleri şu veya bu şekilde eleştirmesini yasaklar. "Bu keşfin insanların çoğundan gizlenmesi gerekir. Çünkü o kadar derindir ki halka çıklanması iyi olmaz" (3) derler. Münafıkça bir batınilik ve hakkın çarpması karşısında sığındıkları bir riyakârlık! Tasavvufçular eleştirilmekten arslandan kaçar gibi kaçarlar. "Tasavvufu eleştiren birini görürsen ondan arslandan kaçar gibi kaçarsın" (1) derler. Adaletle yapılan eleştirilerden tasavvufçular acaba neden korkarlar? Neden bir eleştiriye katlanmaz ve hemen tüyleri ürpermeye başlar? Neden eleştiri karşısında bu kadar âciz ve paçaları tutuşmaktadır?

Yine şöyle derler: "Keşf ve müşahade yolunun tartışmaya ve red edilmeye tahammülü yoktur. Keşfi kabul etmiyenler ondan mahrum olurlar." (2) Şüphesiz bütün bunlar tasavvuf tutsaklarının gözü kör, kalbi mühürlü ve kulakları sağır olarak kölelik sistemine bağlı kalmaları ve sömürücü şeyhlere karşı gözlerinin açılmaması içindir. Bütün bunlar tasavvufun herhangi bir batılını tartışan hak bir sözü kimseden işitmemeleri içindir. Bütün bunlar insanların şuursuzca şeyhlerin yörüngelerinde dönmeye devam etmeleri içindir. Ve nihayet bütün bunlar şeyhlerin oturdukları yerden insanların sırtından asalak olarak yaşamaya devam etmeleri içindir. (3)

Tasavvufçular bir eleştiri karşısında cevap vermekten aciz kaldıkları ve hakkın karşısında serseme döndükleri zaman o çıkmazdan kurtulmak için de "Zevk" masalını uydurmuşlardır. "Bu bir zevktir, tatmıyan bilmez" tekerlemesini kendilerine paravan yaparakişin içinden ucuzca çıkmaya çalışırlar. Eleştirenleri de zevksiz ve maneviyatsız birer kabuk ehli olarak tanıtır ve hor gösterirler. Tıpkı hıristiyanların teslis inancını tartışmaktan kaçındıkları için imanın akıl işi değil, kalp işi olduğunu iddia etmeleri ve birin üç ile üçün bir ile bir olup olamıyacağını tartışmaktan kaçınmaları gibi. Bu inanç işidir, akılla değil kalple iman edeceksin, deyip insanların teslise üstünkörü inanmalarını istemeleri ve eleştirenlere iltifat etmemeleri gibi.

Tasavvufçulara şunu ifade etmek istiyoruz; Allah'ın izni ve yardımıyla putperest kültüründe, bozuk inançlarında ve bidat uygulamalarında tasavvufa kültürünün insanları nasıl uyuşturduğunu, onları hayatın gerçeklerinden uzaklaştırıp ruhlar alemine ve hurafeler dünyasına nasıl bağladığını, onlara hakkı batıl ve batılı hak olarak nasıl gösterdiğini insanlara açıklamaya devam edeceğiz. Bundan da maksadımız, hakkı savunmak ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktan başka birşey olmıyacaktır. Bugüne kadar söylediklerimizde de maksat bundan başkası olmamıştır. Allah yolunda haktan sapmış insanların tehditlerinden de korkmadığımızı belirtmek isteriz. Haktan sapmış tasavvuf kültürü ve bidatlarına karşı Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünneti silahıyla savaşmaya devam edeceğiz. Çünkü bütün sapıklık ve çarpıklıklarına rağmen tasavvuf İslâm olarak anlaşılmakta ve insanlar onu İslâm'ın zarar hanesine kaydetmektedir. Onun hurafe ve çarpıklıklarına bakarak İslâm hakkında yargıda bulunmakta ve saldırılar yöneltmektedir. Birçok insan tasavvuf meşhurlarının rabbani ulular, nurani pınarlar ve ruhani örnekler olduğunu zanneder. Onlarda insanüstü birçok sıfatlar ve güçler tevehhüm eder.

Tasavvuf dini örnek gösterilerek veya benimsenerek Allah'ın dinine karşı çıkılmaması için mitoloji örümceklerinin ördüğü ve evham hayallerinin dokuduğu bu maskeleri her müslümanın yırtmaya çalışması vaciptir. Hayalden dünyalar içinde yaşıyan ve bidatlara boğulmuş tasavvuf kahinlerinin yüzündeki maskeleri indirmeye her müslümanın gayret etmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Müslümanların hayır, hidayet ve saadetin sadece Allah'ın kitabına bağlanmak ve Rasûlü'nün sünnetine uymakta olduğuna inanması için bu maskelerin yırtılması gerekir. İnsanlar arasında Allah birlemede, ona inanmada, itaat etmede, ondan korkmada, kendisine indirilenleri anlamada ve müslümanlara yol göstermede en mükemmel olan Rasûlullah'a tabi.