Muhtelif - 13. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam
Dişiliğe Tapma
Anlayamıyorum, neden tasavvufçular her zaman kendisini elde etmek istiyen ve şehvetten çılgına dönen delikanlıyı baştan çıkaran ceylan gözlü ve hûri yüzlü nazlı bir kadının suretinde Allah'ı niteleyip görmek istiyorlar? (1) Neden Allah'ı hep aşık oldukları fettan bir kadın suretinde görmek istiyorlar?
Dişiliğe tapma konusundaki bu bedenî ısrar, seks ateşini tanrılaştıran bu tasavvufi mecusiliğin sebebini kavramak için İbn el-Farid'in nasıl çılgın şehvetler ve ateşli güdülerle tutuşan bir şuur haletine sahip olduğunu ortaya çıkarmaya itmektedir bizi.
Acaba tasavvufçular hayallerinde canlandırdıkları ve azgınlaşan şehvet ateşini söndürmek için, ahlaksız da olsa, bir kadının gölgesine bile abayı yaktıkları için mi kadını hep yüceler yücesi ve arşı her şeyin üstünde olan bir tanrı şeklinde tasavvur ediyorlar? Yoksa iç dünyalarını saran ve yüreklerini yakan fiziki aşk ateşini meşru yollarla söndüremedikleri için mi aşkları onlara Allah'ı her zaman cilveli ve işveli bir kadın suretinde canlandırmaktadır? Yahut al yanakları ve kiraz dudaklarıyla kollarına teslim olan kadını günah küpüne batırıp ona ilahi hakikatin sadece arzu edilen ve elde edilmesi için can atılan cazip bir dişiden ibaret olduğunu mu terennüm ediyorlar? Kısaca, karasevdalısı oldukları kadını aşk tanrıçası mı ilan ediyorlar? Bütün alemdeki gerçeklerin, vücudunun yıllanmış şarabını şehvetlerin içtiği dişiden ibaret olduğunu mu iddia ediyorlar?
Birinci grubu İbn Arabi temsil etmektedir. Haberlerini ileride vereceğiz. İbn el-Farid ise şöyle diyor:
"Oğul hükmünden önce ilk yaratılışta Âdem'e Havva suretinde göründü.
Bir defasında Lübna, birinde Büseyna, bazan da yüce olsun, Azze diye anılır." (1)
İbn el-Farid, rabbinin Âdem'e Havva suretinde, Kays'a Lübna suretinde, Cemil'e Büseyna suretinde, Kuseyyir'a da Azze suretinde göründüğünü iddia ediyor. Âdem oğullarının annesi gerçekte ilahi hakikatten başka bir şey değilmiş! Dudaklarında haram öpücükler kondurulan ve aşıkların vücudunu saran taşkın şehvetlerin kucağına atılan bütün bu sevgililer tasavvufçuların tanrısından başka bir şey değilmiş! Akıllarını başlarından alan çılgın bir şehvet ateşinin veya sarhoş keyfinin yahut aşıkın gözünü bürüyen arzunun baştan çıkardığı şarkıcılar suretinde görünen tanrı!
İbn el-Farîd, rabbinin dişiliğini ve gecenin karanlığında başbaşa kalıp şehvetini tatmin ettiği kadın vücudu suretinde tecelli edişini vurgulayarak şöyle devam etmektedir
"O kadından başkası değiliz, zaten ondan başkası da olmadık. Güzelliğinde eşsizdir o"
İbn el-Farid ikide bir şarkıcı veya dansöz kadın suretinde görünen rabbinin kendi hakikatinden ayrı bir şey olduğunu yahut sıfatlarının kendi sıfatlarından farklı olduğunu birilerinin tevehhüm etmesinden veya dillere destan olmuş şarkıcı Lübna, Büseyna ve Azze'nin herhangi bir şekilde rabbinin hakikatinden başka olduğunu sanmasından korkmuş olacak ki zihinlere rabbinin kesinlikle dişi olduğunu hemen telkin etmiş ve şöyle demiştir: "O kadından başkası değiliz. Zaten ondan başkası da olmadık..." Yüce Allah'ın şu buyruğu bunları ne kadar güzel dile getirmektedir: "Onlar O'nu bırakıp yalnızca birtakım dişilerden istiyorlar, sadece inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar." (1)
Allah için söyleyin, bu tasavvufa müslüman gençlik inanacak olursa, başına neler gelir ve insanların başına neler getirir! Buna göre, gecenin karanlıklarında günah bataklığına saplanan bütün aşıklar sevgilisiyle günah işlediği, pençe ve tırnaklarıyla vücudunun sağını solunu ellediği ve dişiliği önünde diz çöktüğü kadınların tasavvufçuların tanrısından başka bir şey olmadığını bilsinler!
Edebiyat tarihçileri de tarihlerini tashih etsinler. Çünkü İbn el-Farid âşıkların sembolü haline gelen Kays, Cemil ve Küseyyir'in ve bütün aşk şairlerinin gazel şaraplarını ancak aşklarıyla kendilerini mahveden sevgililerinin suretinde görünen ilahi zatın kendisi için döktüklerini vurgulamaktadır!
Tasavvufçuların birçoğunun, faziletten yoksun ve şereften uzak müstehçen kadınların isimlerini rablerine vermelerinin sebebini kavradınız mı? Şeytanın ateşine yandığı ve günahlarıyla batırdığı vücutlara tapmalarının sebebini anladınız mı?
Çünkü tasavvuf kahinleri onlara rablerinin her zaman aşk günahları için soyunan ve gece karanlıklarında günahlara davetiye çıkaran kadınlar suretinde tecelli ettiğini vahyetmişlerdir.
Tasavvufun küfründen naklettiğim bu pislikler ve kusmuklar sebebiyle içlerini bulandırdığım ve ruhlarını sıktığım için okuyuculardan özür dilerim. Vicdanları sızlatan ve duyguları öldüren bu ifadeleri okuyunca canlarının ne kadar sıkılacağını ve yüzlerinin hayadan ne kadar kızaracağını biliyorum. Onun için kusura bakmasınlar. (1)
İslami Okul Okulların En Önemlisi