Muhtelif - 134. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam
Tasavvufçu Karı-Kocanın Cimaını Seyrediyor
Bir gece iki hanımım aynı odada bulunuyordu. Bu bir mazeretten dolayı olmuştu. Onlardan her biri ayrı bir yatağa uzanıp yattı. Ben de başka bir yatağa uzandım. Odamızda bir dördüncü yatak daha bulunuyordu. O boş kaldı. Sonra hanımlardan biriyle yatmak istedim. Diğerinin uyuduğunu zannediyordum. Bir müddet sonra diğer hanımımla yatmayı uygun buldum ve yanında yattığım diğer hanımın artık uyuduğunu sanıyordum. Geceyi böylece geçirdikten sonra şeyhimin ziyaretine gittim. Aramızdaki mesafe uzak ta olsa sık sık bu ziyaretlerimi yerine getiriyordum. Beni görünce hafif tebessüm ederek şöyle buyurdu:
- İki karıyı bir odada bir araya getirip ikisiyle cinsi yakınlıkta bulunan kimse hakkında ne dersin? Beni kasdettiğini anladım.
- Efendim, bunu nasıl bildiniz? dedim.
- Ya dördüncü boş yatakta kim yattı? (kendini kastediyor) diyo sordu. Bunun üzerine dedim ki:
- Ben onların uyuduğunu zannederek öyle yaptım.
- Hayır, hiçbiri uyumadı. Böyle yapman doğru değlidir. Kaldıki uyanık oldukları zaman..." el-İbriz, 1/78-79, tercüm Celal Yıldırım, Demir Kitabevi, Temmuz 1979, İstanbul. (Çeviren)
1) İbn Arabi, Fususu'l-Hikem, 2/120, Mevakiu'n-Nucum, 141,
2) Abdulaziz ed-Debbağ, el-İbriz, 2/73,
3) Sevban İbn İbrahim en-Nevbî olup hicri 245 yılında ölmüştür.
4) Kutb'un ruhunun 266 cesedi idare ettiğine dair ed-Dabbağın iddiası ileride gelecektir.
5) Tayfur İbn İsa Ebu Yezid el-Bistami olup hicri 361 yılında ölmüştü.
6) Tasavvufçuların dini budur. İbn Arabi şöyle diyor: "Nübüvvet makamı bir berzahta, rasûlün az üstünde ve velinin altındadır."
7) Bütün bunları el-Münavi'nin el-Kevakibu'd-Dürriyye kitabından adı geçen kişilerin biyografisi veya menkıbeleri bölümlerinde okuyabilirsiniz.
1) es-Sülemi, et-Tabakat, 30, 34, el-Kuşeyri, er-Risale, 8,
2) ed-Debbağ, el-İbriz, 2/12,
3) ed-Debbağ, el-İbriz, 2/14, Allah'ın dininde hiçbir yeri olmıyan, akıl, mantık, hayat kanunları ve gerçeklerle bir ilgisi bulunmıyan, tasavvufçuların keramet dedikleri cahillikler, deccallıklar, küfür ve saçmalıkları menkıbe kitaplarının hemen hepsinde bulmak mümkündür. Dinin kesin ve açık naslarına aykırı, aklı başında hiçbir alimin ve müslümanın tasvip edemiyeceği küfür ve şirk davranışlar, konuşmalar ve anlayışları tasavvufçular bir keramet olarak dervişlere yutturmakta ve afyon gibi insanları uyuşturmaktadır. Dine, edebe, ahlaka, mantığa, akla ve insanlığa aykırı bu saçmalıkları merak edenler yukarıda sayılan menkıbe, keramet, tabakat ve âdâb kitaplarına bakabilirler. (Çeviren)
1) Gümüşhanevi, Camiu'l-Usul, el-Curcani, Tarifat kitaplarında "Kutup" maddesine bakınız.
2) el-Kaşani, Keşfu'l-Vucuhi'l-Ğur, 2/103, İbn el-Farid kadim kutup ve kutupların kutbu olduğunu iddia etmiştir. Şöyle diyor:
"Melekler benimle dönmüştür. Her şeyi ihata eden kutbuna hayran kal. Kutup bir noktanın merkezidir. Benden önce halifesi olduğum kutup yoktur. Evtadın kutupluğu Ebdal'dan sonradır."
1) Cevahiru'l-Maani, 81 vd.
2) Cevahiru'l-Maani, 2/79,
3) Cevahiru'l-Maani, 63,
4) Kutupluk masalı hakkında el-Hedyu'n-Nebevi dergisinde uzun bir makale yazdım.
5) Bidatlara karşı mücadele ettiği bilinen İbn el-Hâc'ın bu masala inanması ve "Göğün ufkunda feleğin dönmesi gibi Allah onu dünyanın dört bucağında dönderir" demesi hiç de ilmi ve mücadelesiyle bağdaşmamaktadır. Bkz. Muhammed İbn el-Hıdr eş-Şenkîtî, Muşteha el-Hârif, 328. Kendisinden yarar umulan ve aklı başında sanılan insanları tasavvuf bu şekilde öldürmekte ve saptırmaktadır.
1) Cevahiru'l-Maani, 93. Ayrıca Gümüşhanevi'nin Camiu'l-Usul kitabına bkz.
2) Tasavvufçular, her tasavvufçunun istediği zaman kutup olabileceğini ve evrende tasarruf sahibi olacağını iddia ediyor. Tarikat sulukunun neticesini müjdelerken onlardan biri tasavvufçulara şu müjdeyi veriyor: "Sen alemin kutbu oldun ve dilediğin gibi elinle idare ediyorsun." Bkz. el-Futuhatu'l-İlahiyye, 1/114, miladi 1913 baskı,
Tasavvufçuların Şii batınî devletinin erkanı ve kurmayları hakkında kendi kitaplarından fazla bilgi için bkz. Abdulvahhab eş-Şarani, el-Yevakît ve'l-Cevahir, 2/79-83, İbn Arabi, Futuhatı Mekkiyye, 2/7, 8-52, hakkında bilgi için bkz. Muhammed Fahr Şakfe, et-Tasavvuf Beyne'l-Hakki ve'l-Halk, 89-96, Abdurrahman Abdulhalik, el-Fikru's-Sûfi fi Dav'i'l-Kitab ve's-Sunne, 229-247. (Çeviren)
1) Nefahatu'l-Uns Min Hadarati'l-Kuds, 49-55, Bedir Yayınevi, İstanbul 1971.
1) ..............?..............
1) Bu bölüm için bkz. Abdurrahman Abdulhalik, Age. 229, 245-245. (Çeviren)
1) Sünen sahibinden başkadır. Bu adam Hakim ünvanıyla anılan Muhammed İbn Ali İbn el-Hasan İbn Beşir (veya Bişr) et-Tirmizi'dir. Hicri 320 yıllarına kadar yaşamıştır. Kitabının adı "Hatmu'l-Evliya" şeklinde de geçer.
1) Fususu'l-Hikem, 63, 163, (veya 1/63),
1) Maide, 3,
2) İbn Teymiyye, Risaletu Hakikati Mezhebi'l-İttihadiyyin, 63 vd.
3) Rimahu Hizbi'r-Rahim, 2/5, 15,
4) İbn Teymiyye, Age. 64,
1) İbn Teymiyye, Risaletu Hakikati Mezhebi'l-İttihadiyyin, 64,
2) el-Münavi, el-Kevakibu'd-Durriyye, 246. "Yine bkz. A. Eflaki, Menakibu'l-Arifin, 2/66, terc. Tahsin Yazıcı. (Çeviren)"
3) Cevahiru'l-Maani, 2/63,
4) el-Münavi, el-Kevakibu'd-Durriyye, 246,
1) Dede Korkut Kitabı, Nşr., Muharrem Ergin, Ankara 1964, s.1.
1) Tasavvufçuların bu masalını daha önce sözünü ettiğimiz ve Mısır'a gelip tasavvufçularla beraber olan İngiliz oryantalist Edward Lane kaydetmiştir. Şöyle anlatıyor: "Kabe damının birinci kutbun merkezi olduğuna inanılır. Halkın el-Mutevelli dedikleri ve Kahire'nin kapısında bulunan Zuveyla babını da başka bir merkez olarak tercih ediyordu. Çünkü halk Mutevelli kapısının bu meçhul kişinin merkezi olduğuna inanır. Hiç kilitlenmiyen büyük kapının iki kanadı arkasında küçük bir boşluk vardır. Oranın kutbun yeri olduğu söylenir. Başağrısı olanlar büyünün çözülmesi için kapıya bir çivi çakarlar. Aynı şekilde dişleri sızlayanlar söktükleri bir dişi getirip kapının yarıklarından biri içine yerleştirirler.
Mısır'da kutbun bu derecede meşhur olmıyan başka merkezleri de vardır. Bir tanesi es-Seyyid el-Bedevi'nin kabri, diğeri de el-Mahalle kentindedir.
Kutbun Mekke4den Kahire'ye yahut başka bir yere anında intikal ettiğine inanılır. Halktan çok kişinin Hızır'la karıştırdığı İlyas'ı devrinin kutbu olduğuna inanır. Ondan sonra gelen kutupları da onun görevlendirdiğini kabul ederler. Çünkü ölmediğini ve hayat pınarından içtiğini, bazı velileri birtakım güç işlerle görevlendirdiğini söylerler. Bunlara jandarma çavuşları adı verilir." Edward Lane, el-Mısrıyyun el-Muhdesûn, 163. Bu adam ondokuzuncu asırda Mısır'a gelmiş, tasavvufçuların arasına girmiş, intisap ederek biat etmiş, müslüman bir isim almış, işi bittikten sonra bu saçmalıkları da sadece tasavvufçulara değil, bütün Mısırlılar'a mal ederek teşhir etmiştir. Tasavvufçuların Mısır halkı ve İslâm için ne cinayetler işlediğini görüyorsunuz değil mi?
1) Divanın ortasında uluorta öyle mi?! Divanın gûya bu yüceliğine rağmen bakınız ed-Debbağ onun için neler söylüyor:
- Falan oğlu filan kuluma, sırrı hilafeti ihsan eyledim. Var müjde eyle, emriyle Hz. Seyyidi'l-Enbiya'ya gelir:
- Ya Rasûlallah, ümmetinden filan oğlu filana, Allahu Teâlâ sırrı hilafeti ihsan buyurdu. Ne emriniz olur? der. Fahri âlem (s.a.v.) efendimiz hazretleri, Hızır aleyhisselama bir yeşil hil'at vererek:
- Var, imdi bu hil'ati o zata bindir ve kendisini alıp buraya getir, diye emir buyurur.
Hızır aleyhisselam hilatı alarak o zata götürü ve:
- Rasûlullah (s.a.v.) size selam etti. Bu hil'atı gönderdi. Tarafı ilahiden size sırrı hilafet ihsan olunduğunu müjdesiyle geldim. Buyurun sizi bekliyorlar, der.
O zatı vâlâ-kadir (NA'AM-evet) diyerek hiç beklemeden Rasûlullah'ın huzuruna varır ve görür ki bir yüce divan kurulmuştur. Kalem yazmaya, dil anlatmaya kadir olamaz. Hace-i kainat Hz. Fahri alem (...) efendimiz türlü mücevherler ve kıymetli taşlarla bezenmiş bir yüce kürsü üzerinde oturmaktadırlar. Sağlarında ve sollarında bütün enbiyayı izam ve resûli kiram, ciharı yari güzin (dört halife) ve bütün ashabı kiram (...), bütün pirler, kutuplar ve ehlullah her biri mertebelerine göre gayet süslü birer kürsü üzerinde oturmaktadırlar.
O anda Rasûlullah efendimiz huzuruna getirilen zatı şerifi bizzat karşılarına alıp teveccüh buyururlar. Bu teveccühlerinde bütün fiillerini, sözlerini ve amellerini, yani sîreti seniyyelerinin tamamını ihsan buyururlar ve kendi hallerini bütün bütün bildirirler. Daha sonra, o zata mücevherlerle süslü yeşil bir hil'atı şerif giydirerek mübarek başlarına yine mücevherli bir tacı şerif koyarlar ve üzerine bir de mücevherli sorguç takıp buyururlar ki:
"Ne biçim divan?! Divanı kuran ve oluşturan bütün veliler benim içimdedir. Divan ancak içimde kurulur. Bana göre yer ve gökler çölde güzel bir kadın gibidir." el-İbriz, 2/8,
2) Kur'ân'ın dili Arapça için zındıkların kurdukları tuzaklara bakınız. Guya evliya meclisinde Kur'ân'ın dili değil, gayri müslimlerin dili konuşulmaktadır.
3) Yani üçyüz altmış altı yıl çeken sene sayısınca. Bu durumda hergün bir vücudu olmaktadır. Yüce Allah'ın "O hergün bir durumdadır" (Rahman 29) tavsifine nazire olarak sanki Allah'la yarışmaktadır. (!)
4) Haksız yere cana kıyarlar. Buna rağmen alemin kaderinde tasarruf eden büyük kutuplar olurlar.! Halbuki yüce Allah "Kim bir can karşılığı yahut yer yüzünde fesat olmadan bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur" (Maide, 32) buyurmaktadır.
Sırası gelmişken, isterseniz sırr-ı hilafetin ne olduğunu ve nasıl verildiğini de Miftahu'l-Kulub kitabından dinliyelim:
İslami Okul Okulların En Önemlisi