Kadın Suretine Girme - Tasavvuf Ve Islam - 22. Sayfa
Kadın Suretine Girme
İbn el-Farid kadın vücuduna taptığı gibi İbn Arabi de kadın vücuduna tapmıştır. Birincisi iffetini kendisine teslim eden kadına taparken, diğeri isteklerine râm olmaya bir türlü yanaşmayan kadına tapmıştır. İbn Arabi'nin dişiye tapma konusunda ne kadar sarih olduğunu gösteren, Fusu'l-Hikem kitabından bir nakil yapıyoruz:
"Erkek kadını sevdiği zaman onunla yatmak istemiştir. Yani sevginin sonunda meydana gelen şey! Nikah (kadın-erkek münasebeti)nden daha büyük bir kavuşma yoktur. Onun için şehvet kişinin bütün vücudunu kaplar. Onun için kişinin yıkanması emredilmiştir. Oluştuğu zaman şehvet bütün vücudu kapladığı için vücudun tamamı yıkanmıştır. Şüphesiz Allah kulunun kendisinden başka bir şeyle lezzet bulduğuna inanmasını çok kıskanır. Onun için kendisinde fena bulduğu (kadın) suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusl) ile onu temizlemiştir. (1) Çünkü bundan başkası olmaz. Erkek Allah'ı kadında müşahede ederse, buna münfailde müşahade denir. Kadının kendisinden zuhuru açısından kendisinde müşahade ederse, buna da failde müşahade denir. Kendisinden oluştuğu varlığın suretini gözönünde bulundurmadan kendi nefsinde müşahade ederse, buna da vasıtasız Allah'tan münfail olanda müşahade denir. Allah'ı kadında müşahade etmesi tam ve en mükemmeldir. Çünkü Allah'ı fail ve münfail olarak, özellikle kendisi de münfail olarak müşahade etmektedir. Onun için Rasûlullah kadınları sevmiştir. Çünkü Allah onlarda çok mükemmel müşahade edilmektedir. (2) Zira Allah maddelerden soyut olarak hiçbir zaman müşahade edilmez. Allah'ın kadınlarda müşahade edilmesi en büyük ve en mükemmeldir. Kavuşmanın en büyüğü de nikah (kadın-erkek münasebeti)dir." (3)
İbn Arabi'nin bütün dinini bu ibarelerden çıkarabilirsiniz. Tasavvuf tanrısının en mükemmel ve tam şekilde tecellisinin şehvet küpü haline gelen erkeğin musallat olduğu ve etini budunu okşadığı kadın suretinde tecellisi olduğuna inanmaktadır. Gecenin karanlıklarında birbirinin vücutlarından yararlanan âşıkların tasavvufun tanrıları olduğuna inanmaktadır. Günah sarhoşluğunu kendilerine yorgan edinen âşık ve zanilerin gece karanlığında her türlü cinayetlerini işlerken bütün günah, lezzet, şehvet ve karanlıklarıyla aslında birer tasavvuf tanrısı olduklarını söylemektedir. Şehvet ve lezzetlerini bir dişide değil, rezalet fırtınasına tutulmuş günah küpüne dönüşen tasavvufi tanrıda tatmin etmişlerdir.
Ondan sonra İbn Arabi, maddenin en derin çukurlarına çılgın bir hızla yuvarlanarak şunu bize vurgulamaya çalışmaktadır: Tasavvuf tanrısı maddi bir şeydir. Ancak ve ancak maddede görülür.
Ey tasavvufu savunanlar! Tasavvufun özü ve ruhu işte budur. Tasavvufun en büyük kahini bunu bütün dünyaya sarahaten ilan ederek "Allah maddelerden soyut olarak hiçbir zaman müşahade edilmez, varlık bakımından mevcudatın aynısıdır, muhdesat (sonradan olan) diye isimlendirilenler onun yüce zatıdır ve ondan başkası değildir" demektedir. (1)
İslami Okul Okulların En Önemlisi