Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tasavvufun Tanrısı Kullara Muhtaç - Tasavvuf Ve Islam - 25. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Tasavvufun Tanrısı Kullara Muhtaç

 

Yüce Allah "Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız. Zengin ve övülmeğe layık olan Allah'tır" (Fatır 15) buyuruyor. Ama tasavvufçular kullara muhtaç bir tanrıya inanıyorlar. Varlığında, bilgisinde, kalıcılığında, yeme içmesinde, gizlilikten sonra açığa çıkma, yokluktan sonra meydana gelme ve yok olmasını önlemede kullara muhtaç bir ilaha inanıyorlar.

İbn Arabi şöyle diyor: "Varlığımız onun varlığıdır. Varlığımız açısından biz ona muhtaç, nefsinde zuhuru için o bize muhtaçtır." Yine şöyle devam ediyor:

"Sen ahkamla (1) onun gıdası, o da varlıkla senin gıdandır. Senin özelliğin ne ise, onun özelliği de odur. Emir, ondan sana olduğu gibi senden de onadır. Ne var ki sen mükellef diye adlandırılıyorsun. Gerçi halinle sen ona "beni mükellef kıl" dediğin için seni mükellef kılmıştır. Ama o mükellef diye isimlendirilmez.

O bana hamd eder, ben ona hamd ederim, o bana ibadet eder, ben ona ibadet ederim." (2)

İbn Arabi'nin bize uydurduğu, tasavvuf kutuplarının inanıp secde ettiği tasavvufun tanrısı işte budur!

İbn Arabi ilmini ve kitaplarını direkt Rasûlullah'tan aldığını, levh-i mahfuzdan vasıtasız yazdığını iddia etmiştir. (3) Vahdet-i vücud inancını sistemleştirip tevhid inancına meydan okurcasına halka sunması, Kur'ân âyetlerini tahrif ederek kafir Hûd kavminin sıratı müstakim üzere oldukları, Firavun'ın imanı kamil bir mümin olduğu gibi Nuh kavminin de mümin bir kavim olduğu ve bu imanlarından dolayı Allah onları mükafatlandırıp vahdet deryasına batırdığı, nimetini tadmaları için ilahi sevgi ateşine soktuğu, Hz. Harun'un İsrail oğullarını buzağıya tapmaktan alıkoyarak yanıldığı, çünkü buzağının gerçek mabud veya onun suretlerinden bir suret olduğu, Nuh kavminin Ved, Yeğus, Yeûk, Suva' ve Nesr putlarına tapmayı bırakmamakla isabet ettikleri, çünkü bu putların ilahın birer görünümü oldukları, ateşin azap değil, tatlılık olduğu, rahmete uğramıyan ve rızaya kavuşmayan hiçbir insanın bulunmadığı, bir şey var olmadan önce Allah'ın onu bilemiyeceği, çünkü bir şeyin varlığı ilmin varlığı demek olduğu, hatta her şeyin varlığının Allah'ın varlığının tercümesi olduğunu ve benzeri birçok saçmalıkları söylemesine rağmen, İbn Arabi bunların hepsini eksiltmeden ve çoğaltmadan doğrudan Rasûlullah'tan aldığını söylemiş ve Rasûlullah'ın bunları insanlara tebliğ etmesini emrettiğini iddia etmiştir.

Kur'ân'a ve sahih sünnete açıkça aykırı ve küfür oldukları apaçık olan bütün bu saçmalıklara rağmen İbn Arabi bunları söylediğinden günümüze kadar adı müslüman olan yığınlardan pekçok taraftar ve sempatizan bulmuş, fikirleri islâm dünyasında alabildiğine yayılmıştır. Günde defalarca "Lailahe İllallah, Muhammedün Rasûlullah" diyen İslâm ümmeti içinde hâlâ evliyanın büyüğü ve asfiyanın kutbu olarak görülmüş ve adı binbir takdis ve tazimle anılmıştır. İşte tuhaf olan budur!