Gazali Ve Tasavvufçuların Keşfi - Tasavvuf Ve Islam - 34. Sayfa
Gazali Ve Tasavvufçuların Keşfi (1)
Gazali evliya diye adlandırdığı tasavvufçulara birçok ilhamların geldiği ve keşf yolu ile gizli şeylerin onlara açık olduğunu iddia etmiş ve şöyle demiştir:
"Enbiya ve evliyaya keşf vaki olur, kalblerine nur dolar. Bu okuma, yazma ve talim ile değil, belki dünyaya meyletmeme, zühd, kalbi dünya işleriyle meşgul etmeme, himmet künhüyle Allah'a yönelme yolu ile olur. Kim Allah için olursa, Allah da onun için olur. Bunun yolunun bütün dünya ilişkilerinden kesilmek, kalbe dünyayı sokmamak, mal, çoluk çocuk, memleket, dünya, makam ve mevkiden himmeti kesmekle olduğunu söylediler. Hatta kalbi o dereceye kadar sabreder ki artık ona bir şeyin varlığı ile yokluğu eşit gelir. Sonra bir köşeye çekilir, farz ve revatip (sünnet)lerle yetinir, kalbini herşeyden boşaltmış ve himmetini toplamış olarak oturur, düşüncesini Kur'ân okuyarak veya bir tefsir mütalaa ederek dağıtmaz, ne hadis ne de başka bir şey yazmaz, sadece aklına Allah'tan başka bir şey gelmemesi için çabalar. Halvette oturduktan sonra dili ile sürekli "Allah, Allah" der ve kalbini ona bağlar. Dili hareket ettirmeyi terkedinceye ve kelimenin kendiliğinden dilinde söylendiğini hissedinceye kadar bunu söylemeye devam eder. Kelime dilinde kendiliğinden söyleniyor gibi bir duruma gelince, lafzın sureti, harfleri ve kelimenin şekli silininceye ve sadece kelimenin manası kalbinde kalıp onunla doluncaya, artık lazımı gayri müfarık bir hal alıncaya kadar bu durumda devam eder. Bu dereceye gelebileceği gibi vesveseleri defederek bu durumu daha da devam ettirebilir. Ama Allah'ın rahmetini çekme konusunda bir seçim yapma yetkisi yoktur. Çünkü bu yaptıklarıyla artık Allah'ın rahmetinin nefhalarına maruz kalmış olur. Artık yapacağı şey, bu yolla enbiya ve evliyaya verdiği gibi, Allah'ın vereceği rahmeti beklemekten ibarettir.
İşte o zaman, niyeti sadık, himmeti saf ve uygulaması güzel olmuşsa, artık şehvetleri onu rahatsız etmemiş ve nefsi kendisini dünyevi şeylerle meşgul etmemişse, kalbinde hak parıltıları parlar. Başlangıçta ani şimşek gibi olur ama tekrar gelir, gecikebilir de. Tekrar gelince devamlı olabilir veya kesik olabilir. Devamlı olursa, bu devamlılık uzayabilir, uzamıyabilir de. Böyle kişiler bunun artması için çalışabilir yahut bir türle yetinebilirler.
Bu konuda Allah'ın velilerinin menzilleri sayılamıyacak kadar çoktur. Tıpkı yaratılışları ve ahlakları sayılamadığı gibi. Bu yol kendi tarafından mahza temizliğe, tasfiye ve tecellilere, sonra, istidat ve beklemeye bakar!" (1)
Keşfe ulaşmak istiyen tasavvufçuya dair Gazali'nin şu sözlerine bakınız: "Kalbini her şeyden boşaltmış ve himmetini toplamış olarak oturur, düşüncesini Kur'ân okuyarak veya bir tefsir mütalaa ederek dağıtmaz, ne hadis, ne de başka bir şey yazmaz... Sadece sürekli olarak Allah, Allah, der...." Acaba Kur'ân ve Sünnette böyle bir şey var mıdır? Yoksa bununla tasavvufçu Allah'ı veya Allah'ın nurlarını yahut melekleri veya Rasûlü görmek gibi elde etmesi mümkün olmıyan bid'at bir iş mi işlemektedir?! Bu bid'at zikir sonunda acaba tasavvufçu şeytan ateşinin kıvılcımları, tuzaklarının ipleri ve müminlerin yolundan ayrı bir yol izliyenlerin uğrayacağı cehennem ateşinin alevlerinden başka ne görebilir?
Tasavvufçulara bu gibi saçmalıklarda akıl hocalığı yapan, onların küfür ve zındıklıklarının yayılmasına hizmet eden Gazali bütün bunlara rağmen tasavvufçulara meleklerin nazil olduğunu söylememektedir. Herhalde, peygamberden sonra kendisine vahyin indiğini iddia eden kimsenin kafir olacağını bildiği için peygamberlere indiği gibi meleklerin tasavvufçulara da ineceğini söylememiştir. Ama bunu söylememekle Gazali tasavvufçuların tağutlarını kızdırmış olacak ki meşhur tağutları İbn Arabi bundan dolayı kendisini eleştirmiş ve yanıldığını söyliyerek meleklerin peygamberlere indiği gibi tasavvufçulara da indiğini, sadece getirdikleri şeylerden birinin vahiy, diğerinin ilham olduğunu söylemiştir. (1) Şöyle diyor:
"Aralarındaki fark, meleğin inmesinde değil, indirdiği şeydedir.. Çünkü meleğin peygambere indirdiği tabi olan veliye indirdiğinden başkadır. Melek, tabi olan veliye ancak peygamberine ittiba etmek ve hadis gibi kesin bilemediği şeyleri kendisine öğretmek üzere iner. Mesela âlimlerin zayıf olduğunu söylediği bir hadisin sahih olduğunu ilham meleğinin ona bildirmesi gibi. Allah ehlinin bildiği şartlarla veli kendisi için artık o hadisle amel edebilir...
Gazali ve başkalarının veliye meleğin inmiyeceğini söyleyerek yanılmalarının sebebi, zevkin yokluğudur. Sülûklarıyla bütün makamlarını bildiklerini sandılar. Kendileri için bunu kabul edip meleğin kendilerine inmediğini görünce, karşı çıktılar ve bunun peygamberlere mahsus olduğunu söylediler. Zevkleri sahih, ama hükümleri batıldır... Gazali ve başkaları Allah ehlinden kamil biriyle bir araya gelip meleğin tasavvufçuya indiğini kendilerine söyleseydi, bunu kabul eder ve karşı çıkmazlardı. Nitekim ilham meleği sayılamıyacak kadar çok ilimlerle bize nazil olmuştur. Bizim gibi inanmıyan birçokları da böyle olduğunu söylemiş ve yolumuza dönmüştür." (2)
İslami Okul Okulların En Önemlisi