Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 4. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Birinci Bölüm

 

Giriş

 

Şeyh efendi (1) kendisini imana ve hakka çağıran insanları cezalandırmak için ilgili makamlara şikayet etmiş. Bunu başına kalkmıyoruz. Çünkü biliyoruz ki tasavvufun yüzündeki büyüleyici maskeyi indirmek, putlar adına toplanan haram mallardan tasavvuf kahinlerini yoksun bırakmak ve değirmenlerinin suyunu kesmektir. Nasıl olmasın ki?!

Maskesi indirildiği anda insanlar, bunun zalim yahudilik, edepsiz mecusilik ve materyalizme batmış putperestlik karışımı olduğunu göreceklerdir. Fettan aşk ve gazel tasavvufunun istediğini yapması ve öldürmesi için, dudaklarında çıplak şarkıcının gülücükleri bulunan öldürücü, kokuşmuş şirk bataklığından başka birşey olmadığını göreceklerdir.

Cezalandırılması için şikayet ettiğin insanlar, öfkeni gözönünde bulundurarak ve sana acıyarak yine de seni mazur saymak istiyorlar. Doğrusu anlıyamıyoruz, Yüce Allah'ın haklarında "Ey Âdem oğulları! Şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır, demedim mi?" buyurduğu cemaatin işlediği cinayetleri sana göstermeğe çalışan insanlara niçin kızıyor veya düşmanlık besliyorsun? Allah'ın hak dini ve manevi değerleri hakkında bu topluluğun işlediği cinayetleri sana gösterdiği için mi bunlara düşman kesiliyorsun? Allah'tan hidayet, aydınlık ve rahmete dayanan ahlaka, tevhid düşüncesine ve İslâm toplumunun üstün değerlerine karşı bu topluluğun işlediği cinayetleri öğrenmek hoşuna mı gitmiyor?

Yine de ümidimizi kesmiyoruz. Ezher alimlerinden olan şeyh efendinin, sapıklığa düşmüş ve yolunu şaşırmış bu topluluğu Allah'ın hidayetine iletmeğe çalışacağını, İslâm toplumunu ayakta tutan değerleri ve İslâm'ın esaslarını tahrip etmelerine engel olacağını umuyoruz. Senin geçmişteki birtakım iyi amellerini hatırlayarak bunu yapacağından ümitvar olmak istiyoruz. İnanıyoruz ki bunu yaptığın an, nesillerin hayranlıkla bayraklaştıracağı ve asırların kulağında küpe kalacak bir meydan savaşının kahramanı olarak anılacaksın. Unutma ki bu, güzel gençliğini tasavvuf büyüsünün zehirlediği, meleklerin doldurduğu cennet şarabı diye sunulan zehirli içkisini içirdiği, güzel hurilerin sunduğu âb-ı kevser diyerek cehennem ehlinin kan ve irinlerini verdiği, ama sonra Allah'ın kitabından hidayet nurlarıyla ruhu aydınlanan müslüman bir gencin umududur.

Bütün bunlardan sonra Allah'ın kitabından hidayet nurlarıyla baktığında bu genç ne görsün!

Tasavvufî geçmişini, imanını öldüren azgın bir küfür ve sönmeye yüztutan tevhidinin nurunu söndürmeye çalışan koyu bir şirk şeytanı olarak görmesin mi! O onda kalbi alevler içinde kaldı. Zavallı yetim genç, su üzerinde yürümeyi, gök kubbesinde kuşlar gibi kanatlanmayı, en yüce ilahi ruhla bütünleşmeyi ve "başkalık, ğayrilik" (1) perdelerini şimşek gibi delip geçmeyi umuyordu. Böylece en büyük birliği, vücut birliğini (vahdet-i vücudu) müşahade ederek mutluluğa kavuşacak ve zatında gerçekleştiğini görecekti. Bütün bunlar onun emeliydi. Tasavvuf ona bütün bu mecusi hurafelerini vadetmişti. Ama ne fayda! Ondan sonra dökülen göz yaşlarını ve inim inim inleten derin yaralarını görecektiniz!

Su üstünde yüremeyi umdum. Fakat yakıcı cehennem alevlerine saplandım. Ufuklarda kuşlar gibi kanatlanmayı umdum. Bir de ne göreyim. Yüce Allah'ın "Kim Allah'a ortak koşarsa, o sanki gökten düşüp parçalanmış ve kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere atmış nesne gibidir" (2) dediği müşrikin felaketidir.

Hayalperest rüyaların zirvesinden, dipsiz uçurumlara düşüp yalçın kayalar üzerinde paramparça oldum. Yalçın kayalar üzerinde, vücudumdan etrafa dağılan cansız parçalar kaldı. Bunlar mahzun ve emelleri sönmüş gözyaşlarımı sana anlatıyor. Kanayan gönlümde acıları dinmiyen ve inim inim inleten yaralar! Bütün bunlar kanlı felaketin ve acı hezimetin tahribatını sana naklediyor!

İlahi ruhla bütünleşmeyi ümid ettim. Ama kanıma fitne ve sapıklıklarını üfüren, karanlıklarda hortlaklara aşk ilan eden, çılgınlığı damarlarıma zerkeden şeytandan başkasını bulamadım.

En büyük vahdeti müşahade etmeyi ümid ettim. Ama günahlarla boyanmış fettan ve mahmur hurafeden başkasını bulamadım.

...............?..................?

Şehvet alevleriyle çılgına dönen şair şöyle diyordu:

"Âh, o buluşma günü keşke ilah olsaydım. İnsanların dudak ve yanaklarını insanlara mübah kılardım."

Tasavvuf, ilahlığın insan suretinde bende tecelli edeceğini, böylece karşı konulmaz kaderim ve engellenmez kazam ile alemi idare edeceğimi, gençliğimin heveslerine ve heveslerimin arzularına yeri ve gökleri, fırtınaları ve cinleri, meleklerle hurileri musahhar edeceğimi vadetmişti.

Tasavvufun kâhini et-Tilimsâni, kendi dininde anne ve kız kardeşle evlenmeyi mübah kılıp dişinin oğlu ve kardeşiyle evlenmesinin haram olduğunu söyliyenleri mahcûp (gerçeği görmiyen, Allah'ın lutfundan mahrum) olmakla suçlamadı mı?! (1)

Tasavvufun en büyük tağutu İbn Arabi, Yüce Rabb'in, kiraz dudaklarına kondurulan öpücükler altında dudakları tutuşan fettan bir şarkıcı olduğunu ve bu Rabb'in en büyük tecellisine ancak gece karanlığında bir serserinin, iffetine tecavüz ettiği bir kadın suretinde somutlaştığı (tecessüt ettiği) zaman ulaştığını söylemedi mi? "Bu Rabb, bir melek veya bir erkek suretinde tecelli edebilir, ancak şehvetle köpüren, rağbetle çağıran, işvelerle tutuşan ve günahlarla dolaşan iffetsiz bir kadın suretinde tecelli etmesi daha güzel, daha mükemmel ve ekmeldir" demedi mi? Çünkü erkekte fail suretinde, kadında ise hem fail, hem meful suretinde tecelli ettiği gibi fail ve münfail suretinde de bir tecelli ile tecelli eder. (1)

Değişik bir teslis! Ne varki bu tesliste azgın ve zaptedilmez sürükleyici bir şehvet vardır. Tasavvufun, rezaleti bile utandıran ve zalimin yüzünü kızartan saçmalıklarını sayarken hakkı savunma gayretinde aşırı gittimse okuyucuların bağışlamalarını dilerim. Özür dilerim, diyorum. Çünkü en büyük tağutu yıkmak isterken, şeyh efendi, putperest dinlerden şeytanların uydurduğu, adını tasavvuf koyduğu ve aklından zoru olan insanların uyduğu şeyleri kendilerine açıkladığımız için tutup bizi ilgili makamlara şikayet etmektedir.

Tasavvuf kahinleri, bu şirk bataklığını, hakkın sadece ondan parladığı bir tevhid, gökten inen bir iman ve nezih bir sevgi olarak etrafa yaymaktadır. Bunun doğurduğu tehlike ve yolaçtığı felaket en büyük musibet olmuştur. Denilebilir ki müslümanlar için mecusilikten daha büyük tehlike oluşturmuştur. Zira mecusiliğin küfrü ve şirki açık, sapıklığı ateşinden bellidir. Tasavvuf ise, tatlı ve okşayıcı gülücükler, tutsak yapan tatlı nağmeler, sevgilisine kavuşmak için tutuşan sevgilinin aşkıyla açığa çıkan gizli fısıldaşmalar, haramdan şişmiş mideler gibi büyük büyük sarıklar, kara kalbler üzerine sarkan ve vesveseler fısıldaşan taraklarla taranan gür beyaz sakallar, fısıltılardan usanmıyan, gümüş kaplamalı ve yumuşak parmakların coşkulu saçmalıklarla tanelerini peşpeşe çektiği gökkuşağı renklerinde uzun uzun tesbihlerle insanların karşısına çıkmaktadır.

Şikâyet yerine, şeyh efendiden şunu beklerdik: Allah'ın dinini ve hidayeti kendisine hatırlattıktan sonra şeyhin görevi, taraftarlarını ve çevresini Kur'ân ve Sünnet'e inanmaya, tasavvufu ve putperest kültürünü red etmeğe çağırmaktı. Taraftarları ve çevresi sadece Allah'ı Rabb, yalnızca Kur'ân'ı rehber, sadece Allah'ın Rasûlünü gerçek önder ve örnek kabul etmiyorsa, şeyhin iman ve Allah'a tevbeye yönelmesi, gönül hoşnutluğuyla bu makamı ve bu putu terkederek Allah'ın lanetine bırakması gerekirdi.

Şeyh efendi hakkında yine de bir dereceye kadar hüsnüzan besliyerek, tasavvuf dininden ve tasavvuf kitaplarının dolup taştığı putperestlikten haberi olmadığını sanıyorum. Şefkatli ruhumun derinliklerinden coşan iyilik ve şefkat duaları beni, şeyhin düşüncesi ve gözü önüne tasavvuf kitaplarını sermeğe çağırmaktadır. Belki onda tasavvuf ilahlarını, peygamberlerini ve evliyasını görür! Yüce Allah'ı Rasûlullah'ı ve Allah'ın dostlarını onlardan tenzih ederim. Umulur ki şeyh efendi bu kitaplarda insanın içini kan ağlatan, vicdanı, aklı, ahlâkı ve gerçekleri gören düşünceyi sızlatan bu resimleri görür, böylece amansız bir zulmün öfkelendirdiği, tutuşan bir azim ve batılın tokatını yiyen güçlü bir hakkın isyanı ile tasavvuf cahiliyyetine karşı isyan bayrağını çeker. Bunu yaptığı taktirde tarih kendisini çetin bir meydan savaşının kahramanı olarak gelecek bütün nesillere takdim edecek, mümin bütün kalbler hayranlık duygularıyla derin sevginin bir bayrağı ve Allah için kardeşliğin bir sancağı olarak, onu sevecektir. Ne der .....................?

Aksi halde, Allah'ın yardımıyla, haktan sapanların sırtlarını hakkın kamçısıyla dövmeye ve kul kölelerinin başına yıkılıncaya kadar korkmadan, ara vermeden put tapınaklarını hakkın balyozlarıyla başlarına yıkmaya devam edeceğiz. Tasavvufçuların bize karşı beslediği alevli kinleri de Allah'ın izniyle yoldan çıkmışları Allah'ın hidayetine ve Rasûlü'nün yoluna davet etmekten bizi alıkoyamıyacaktır. Bütün engellemelere rağmen uyarmağa ve gerçekleri gözler önüne sermeye devam edeceğiz. Allah yolunda mümin bir kalbin Allah'tan başkasından korkması ve ondan başkasının rızası peşinde koşması elbette beklenemez. "Yüz çevirirlerse, de ki: Allah bana yeter. Ondan başka tanrı yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayandım. Çünkü O, arşın sahibidir." (1)