Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 40. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

İbn Acibe'nin İlahı (1)

 

Sinsi bir Şii-Fatimi ruhla beslenen İbn Acibe, İbn Ataullah'ın hikeminden şu beyitleri almakta ve aşağıda belirteceğimiz gibi açıklamaktadır:

"Bir rab, bir kul ve zıddı nefyetmek mi? Ona dedim ki, bende böyle bir şey yok!

Öyleyse sizde ne var? dedi. Bizde vücudun varlığı ve vecdin yokluğu, hakkı terkederek bir hakkı tevhid vardır. Benden başka hak yoktur."

Beyitleri şöyle açıklamaktadır: "Anlamı şudur:  Ubudiyyet için rububiyyet manalarının sırlarından ayrı ve kendi kendine kaim müstakil bir yer kabul ederek (Allah-âlem) ayırımı yapanları red etmektir. Çünkü bu ayırımın olması halinde ubudiyyet rububiyyetin vasıflarına aykırı düşer. Halbuki hakkı (Allah'ı) tevhid ederken "Onun hiçbir zıddı yoktur" diyorsun. Eğer farkı (Allah-alem ikiliğini) kabul edersen, kendi sözünü nakzetmiş (onunla çelişmiş) olursun. Onun için İbn Ataullah "ve zıddı nefyetmek" demiştir. Burada vav harfi beraberlik bildirmekte olup bu beraberlik inkar edilmektedir. Yani ubudiyyet rububiyyetin vasıflarına aykırı olduğu halde ve rububiyetin zıddı kabul edilmemişken, müstakil bir rab ve müstakil bir kul olabilir mi?

Gerçek şu ki Allah fark kalıplarında bütün varlıkların görünümünde tecelli etmiştir. (Yani bütün varlıklar Allah'ın görünümü olup varlıkları Allah'ın varlığından ayrı bir şey değildir). Ubudiyyet kalıplarını izharda rububiyyet azametiyle zahir olmuş (görünmüş) tu. Hepsi bu kadar!" (2)

Sinsi bir Şii-Fatımî olan İbn Acibe'nin bu sözlerini biraz açalım. Şunu söylemek istiyor: İnanıyoruz ki rububiyyetin zıddı yoktur. Zat ve sıfatlarda rububiyyetten farklı olan bir ubudiyyetin varlığını kabul edersek kendi kendimizle çelişkiye düşmüş ve söylediklerimizi yalanlamış oluruz. İnanılması gereken şey, mutlaka vahdet (teklik)'tir. O da kulun rabbin bizzat kendisi olduğudur. Ancak bu şekilde "Rabbin zıddı yoktur" sözümüzle çelişkiye düşmemiş oluruz. (1)