Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tasavvufta İlahi Varlığın Aşamaları - Tasavvuf Ve Islam - 56. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Tasavvufta İlahi Varlığın Aşamaları

 

Tasavvufçular ilahi varlığın aşamaları ve mertebeleri yahut tenezzula (indirgenme) yahut taayyunat (muayyen kişiliğe bürünme) yahut nisbetler yahut izafat (katılım)ları olduğuna inanırlar. Bütün bunlar aynı hurafenin ifadesinden başka bir şey değildir.

Bu mertebelerin ilki körlük (boşluk)tur. Bu aşamada ilahi varlık hiçbir sıfatla tavsif edilmez, bir isimle isimlendirilmez, bir tarif veya bir resim ile tarif edilmez. Gümüşhanevi bunu şöyle dile getirir:

"Bizzat kendisinin olması açısından ilahi hakikatin kalış müddeti belirli değildir. Çünkü bizzat kendisinin olması açısından ne bir vasfı, ne bir resmi vardır. O körlük (belirsizlik)tir. Zira herhangi bir sıfatla taayyun etmeden (belirlilik kazanmadan) hiçbir şekilde bilinmesi mümkün değildir.

Bu taayyunların (belirli oluşların) ilki kendi zatını bilmesidir. Bu sıfat onun hiçbir sıfatı bulunmayan ilahi seviyeden sıfat ve isimleri bulunan vahidiyyet seviyesine inmesidir. Buna "hazreti ilahiye" (ilahi huzur) adı verilir." (1)

Gümüşhanevi'nin sözlerini olduğu gibi naklettim. Tasavvufçulara insaf gözü ile baktığımızı ve kendilerini ancak kendisiyle bilinmekten hoşnut oldukları şeylerle adlandırdığımızdan herkesin emin olmasını istiyoruz. Bu aşamada tasavvufun ilahı mutlak vücut (varlık) olarak isimlendirilir. Ama en-Nablusi tecridde kendisini mutlak yokluğa göteren aşırı tecridliğiyle bu aşamada varlığı mutlaklıktan da soyutlamaktadır. Çünkü ona göre ilaha mutlak demek de bir kayıttır yahut bir sıfattır. Böyle olursa o zaman mutlakın mukayyed ve mukayyedin mutlak olması gerektiğini söylüyor. (2) O taktirde iki vasfı çelişki arasında gider gelir ve ilahın bir sıfatı olması gerekir. Halbuki bu aşamada her türlü isim ve sıfattan tamamen soyuttur.

 

Bu körlük yahut mutlak varlık bir surette taayyun etmeyi dilemiş, böylece hem kendini bilmek hem de bilinmek istemiştir. (1) Onun için Hakikatı Muhammediyye suretinde taayyun etmiştir. Bu şekilde hakikat-ı Muhammediyye ilahi zatın ilk taayyunu yahut birleşiklikten sonra ilk ayrılık yahut mutlaklıktan varlığın mukayyetliğe geçişi yahut körlükten ehadiyyete sonra vahidiyyete geçmesi olmuştur. O halde tasavvufçuların Allah'ın ilk taayyunu olduğunu söyledikleri Hakikatı Muhammediyye inancı nedir?