Muhtelif - 59. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam
Mekke'den Medine'ye Hicret Eden Allah Mı, Muhammed Mi?
İbn Arabi şöyle der: "Allahım, salavatanın bağı (sılası)nı ve selamlarının selametini rabbani körlük (1) (boşluk)'tan doğan taayyunatın ilki ve insan türüne katılan tenezzulatın sonuncusu üzerine saç. Mekke'den Medine'ye hicret eden Allah'tı (2) ve onunla beraber ikinci bir şey yoktu. Daha önce ne ise şimdi de odur. Varlığında beş (3) alemin hadaratını toplamaktadır. Hüviyet sırrı her şeyde sirayet etmiştir. Ubuduyetle rububiyeti şahsında toplamış, imkan ve vücudiyeti kapsamıştır." (4)
Tasavvufçuların en büyük tağutunun bu edepsizce şirkiyle Muhammedin Allah olduğunu nasıl iftira ettiğini görüyor musunuz?! Küfrünü dile getirdiği şu sözlerindeki düşmanlığın ve şeytanlığın derecesine bakınız: "Mekke'den Medine'ye hicret eden Allah'tı ve onunla beraber ikinci birşey yoktu."
İnsan bu cümleyi okuduğu zaman bir eksikliği veya yanlışlığı olduğunu sanır ve "Hicret eden Allah'tı ve onunla beraber ikinci bir şey yoktu" ibaresinin öncesi ve sonrasıyla bir bağlantısı olmadığı zannedilir. İtiraf edeyim ki ben de bu şekilde sandım ve bu cümlenin ibareye sonradan karıştırıldığını sandım ve İbn Arabi'nin apaçık bir gerçek ile ayan beyan bir batıl arasında böyle bir cümleyi koymasından maksadının ne olduğunu bir türlü kavrayamadım. Ama ibareye dönüp tekrar tekrar okuduğum ve İbn Arabi'nin dinini gözönüne getirdiğimde bundan maksadının ne olduğu gözümün önünde canlandı ve bütün çıplaklığıyla açığa çıktı.
O zaman kesin olarak anladım ki bu cümle sonradan karıştırılmamış, belki onun dininin eti ve dokusunu ifade etmiştir. Cümlenin Arap dil kurallarına göre kelimelerini tekrar düzenleyip okuduğumuzda, yerlerini yeniden ayarladığımızda değişen hiçbir şey olmamıştır. Ve anlıyoruz ki İbn Arabi bir iftirada bulunarak Mekke'den Medine'ye hicret edenin Muhammed değil, Allah'ın kendisi olduğunu söylemektedir. Allah Muhammed adındaki surette tecelli etmiş ve hicret etmiştir.
Halbuki bütün dünya biliyor ki hicret esnasında Hz. Peygamber'in arkadaşı Hz. Ebu Bekir'di. Ama buna rağmen İbn Arabi onunla beraber başka kişinin bulunmadığını iftira etmekte ve Ebu Bekr'in de aslında adı Ebu Bekir olan bir surette tecelli eden Allah'tan başka bir şey olmadığını söylemektedir.
Ondan sonra Hz. Muhammed öldü ve Hz. Ebu Bekir de daha sonra öldü. Soruyoruz, acaba ölüm acısını iki defa tadan hangi ilahtır bu? Her an binlerce defa ölüp dirilen ilah mı olur?
Bu şekilde tasavvufçular en büyük ilahın yaratıkların aynısı olduğuna inanmışlardır. Geçen her anda bir hayat ölür ve bir hayat doğduğuna göre, vay tasavvufçuların başına gelenlere! Her anda binlerce defa ölen ve binlerce defa doğan bir tanrıya nasıl inanıyor, nasıl tapıyorlar?!
Tasavvufa göre Muhammed'in iki görünümü veya iki itibarı vardır. Zahiri itibariyle kul ve yaratıktır. Batını itibariyle de rab veya hak (Allah)'dır. Onun için İbn Arabi zahiri itibariyle onu "ubudiyet sahibi" olarak nitelerken, batını itibariyle de "uluhiyet sahibi" olarak tavsif etmektedir. Nasuti (insan) olması itibariyle mümkün varlık olduğunu söylerken, lahuti (ilahi) olması itibariyle de vacip varlık olduğunu belirtmektedir.
İbn Beşiş'in selatını şerhederken en-Nablusi de şöyle diyor: "Muhammed'e ancak Muhammed selat okumuştur. Çünkü kulların ona selatı isminin suretinden bir emriyle kullardan sadır olmuştur. (Yani Kur'ân'da Allah müminlere Muhammed'e selat okumalarını emrederken, gerçekte emreden Muhammed'in kendisiydi ve Allah bu selatı okuyan kulların suretine bürünmüştü.)" (1)
İslami Okul Okulların En Önemlisi