Muhtelif - 61. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam
Hz. Peygamber'in En Şerefli Makamında En Şerefli Sıfatları
Yüce Allah Hz. Peygamber'i makamlarının en şereflisi, en kalıcısı, etki ve gaye bakımından en önemlisi olan ubudiyet sıfatıyla nitelemekte ve "Kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir" buyurmaktadır. En büyük yüceliğin zirvesine çıktığı ve en kalıcı hatıralarla dolduğu o mübarek gecede yüce Rabbi onu katıksız kullukla (kul olmak)la tavsif etmekte ve "kulunu" diye anmaktadır.
Bunun yerine "Muhammed'i götürdü" denilseydi, Allah bilir, tasavvufçular bunu basamak yaparak ne şirkler ortaya atar ve haltlar karıştırırlardı. Böyle bir şey olsaydı, tasavvufçular, kelimelerden dağıtacak güçlü nuru bulamıyan ne fitneler alevlendirir ve şirkler koşarlardı! O taktirde "Muhammed ne bir beşer, ne de bir kuldur, kudretine bütün ufukların musahhar olduğu, uçsuz bucaksız fezaların kuvvetine müyesser bulunduğu ilahi bir ruhtur" der çıkarlardı.
Onun için âyette "Kulunu" kelimesi, bütün şüpheleri dağıtan ve fitnesiyle akılları olmadık vehimlere kaptıran bütün zanları yok eden hakkın parlak delili ve hücceti olmuştur. Hz. Muhammed'in kendisine vahyolunan ve beşerden başka birşey olmadığını ispat eden rabbani bir delil olarak gelmiştir. Hatta yüce Rabbinin arşı yanında durup Allah'ın nur ve hidayetinden aldığı o mübarek gecede bile Muhammed'in kendisine vahyolunan bir kuldan başka bir şey olmadığını anlatan iptali imkansız ilahi bir delildir. O gecede bir kuldan başka bir şey olmadığına göre, ömrünün geri kalan gece ve gündüzlerinde bir kuldan öte başka bir şey nasıl olabilir?!
Yüce Allah onu davet makamında iken de kul olmakla tavsif etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın kulu, O'na davet edince, neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi (üzerine üşüşeceklerdi)" (1)
Âyette "Kul" kelimesinin "Allah" kelimesine izafetini düşünün. Muhammed'in kul oluşu ile yüce Allah'ın uluhiyet ve rububiyetiyle bir ilişkisi bulunmadığı açık gerçeği bütün zihinlerinizi doldursun ve aklınıza gelebilecek bütün şüpheleri dağıtsın. Muhammed'in Allah olduğunu iddia eden ve gerçeği altüst eden tasavvufçuların fitnesine böylece kapılmaktan kurtulmuş olun.
Yine yüce Allah Hz. Muhammed'i kul olarak nitelemektedir. Kur'ân mucizesiyle inanmıyanlara meydan okuduğu bir makamda onun ancak bir kul ve bir insan olduğu gerçeğini şu âyet açık bir delil olarak ortaya koymaktadır: "Kulumuza indirdiğimizden şüpheniz varsa, onun benzeri bir sûre getirin." (1)
Bunlardan başka Hz. Muhammed'in kendisi de bize yol işaretleri dikmekte ve ışıklar koyarak haktan sapmamızı ve yoldan çıkmamızı önlemektedir. Aşırı sevgi taşkınlığıyla ölçüyü kaybetmemek için bize rehberlik etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı çok övdükleri gibi beni abartarak övmeyiniz. Ben ancak bir kulum. Allah'ın kulu ve rasûlü, deyiniz." (2)
"Sen bizim seyyidimizsin" diyen sahabeyi irşad ederek o gür sesi ve parlak beyanıyla nesiller boyu gelecek insanlara yol göstermek ve haktan sapmalarını önlemek için şöyle buyurmuştur: "Seyyid ancak Allah'u Teâlâ'dır." (3) Sahabinin sözü daha ağzından çıkıp etrafa yayılmaya başlar başlamaz Rasûlullah onu susturmuş ve devamını bile söylemesine engel olarak ölçüyü kaçırmaması gerektiğini söylemiştir. Bugüne kadar da müminlerin kalbleri Muhammed'in sevgisi ve büyüklüğüyle dolu olmakla beraber bu ölçüyü hiçbir zaman gözardı etmemiş ve Allah'ın sıfatlarını ona vermeye yeltenmemişlerdir.
Kulun sevgisinin en açık ifadesi olan namazda Rasûlullah Allah'ın emrini bize öğreterek Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahadet etmemizi istemiştir. Ama tasavvufçular ne olursa olsun, bu gerçeği yalan ve yanlış olduğunu söylemekte ısrar ederek Allah'ı ve rasûlünü yalanlamaya çalışmakta ve Muhammed'in Allah'ın kulu değil, belki Allah'ın kendisi olduğunu iftira etmektedir.
Şefaat hadisinde kendisinden şefaat istiyen insanları Hz. İsa Hz. Muhammed'e gitmelerini söylemekte ve şöyle demektedir: "Muhammed'e gidiniz. Allah'ın bütün günahlarını bağışladığı bir kuldur." Ama tasavvufçular ne olursa olsun, Hz. İsa'nın Hz. Muhammed'e kin besleyip faziletini inkar ettiğini iddia etmekte ve "Muhammed, ibadet ettiğimiz rabbın kendisidir, sadece Allah'ın sahip olduğu şeyleri vermesi için kendisine yalvardığımız tanrıdır" diye iftira etmektedir. Bütün müminler şefaatın ancak Allah'ın izniyle olabileceğine inanırken, tasavvufçular ille de "Şefaat ya Muhammed!" diye seslenmekte ve onun Allah gibi fail-i muhtar olduğunu ileri sürmektedir. Kelime-i şehadette, tahiyyatta, ezanda ve diğer yerlerde müslümanların her defasında ilan ettikleri Muhammed'in kulluğunu, tasavvufçular ille de inkar ve tevil etmekte, onu Allah'ın bütün sıfatlarına sahip bir tanrı olarak ilan edip Allah'ın dinini değiştirmeye çalışmaktadır.
Hz. Muhammed'in ulaştığı yücelik, üstünlük ve büyüklüğe ancak dini Allah'a halis kılarak, kendisine vahyedilen bir kul olduğunu söyliyerek, tasavvufçuların iftira ettiği gibi ilah veya ilahın ortağı değil, sadece Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu bütün insanlığa ilan ederek kazandığını görmek ve kabullenmek için yukarıda belirttiğimiz âyetleri iyice düşünmek yeterlidir. Bunun dışında Kur'ân ve Sünnet sayısız yerde bu gerçeği vurgulamakta ve müminleri uyarmaktadır. Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu veya bir parçası sayan hıristiyanlarla Hz. Uzeyr'i Allah'ın oğlu kabul eden yahudilerin kafir olduklarını açıklamaktadır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi