Bir De Oryantalistleri Dinleyiniz - Tasavvuf Ve Islam - 62. Sayfa
Bir De Oryantalistleri Dinleyiniz! (1)
İslâm'a düşmanlıklarına rağmen oryantalistler bu gerçeği kavradıkları halde kendilerini İslâm'da imam ve gavsı a'zam sayan, görünen alemi bildikleri gibi gaybı da okuduklarını iddia eden tasavvufçuların bu açık gerçeği görmemeleri veya anlamamaları kalbi hüzün ve alemle doldurmaktadır. İslâm'a inanmadıkları halde oryantalistlerin bu gerçeği görmesine rağmen tasavvufçuların onu inkar etmekte ısrar etmeleri çok acı değil mi? İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor ister istemez: Acaba bu tasavvufçuların İslâm'a düşmanlıkları oryantalistlerin düşmanlıklarından daha mı çok ve basiretleri kafirlerin basiretlerinden daha mı kapalıdır? Oryantalist Nicholson'u dinliyelim:
"Hakkında Kur'ân'da varid olan âyetlerde ve birinci asırda kendisinden nakledilen hadislerde Muhammed'in şahsiyetini incelediğimiz zaman, o dönemde tasvir edilen şahsiyeti ile tasavvufçuların velilerini yahut Şia'nın imamlarını tasvir ettikleri şahsiyet arasında farkın çok büyük olduğunu görürüz. Yapılan karşılaştırma sonunda Muhammed'in anlatılan şahsiyeti, tasavvufçuların velisi yahut Şia'nın imamının şahsiyetinden, daha aşağı kalmıyorsa, ondan üstün olmadığı anlaşılmıştır. Tasavvufçuların velisi ile Şia'nın masum imamı Allah'ın bütün sıfatları ile tavsif edilirken, Kur'ân'da Muhammed insanın bütün özelliklerine sahip sadece bir insan ve zaman zaman kendisine vahiy inen bir kul olmakla tanıtılmıştır. Vahyi de doğrudan Allah'tan değil, melek aracılığıyla almış, Allah'ı hiç görmemiş veya sırlarına muttali olmamış, gaybten haber vermemiş, Allah'ın izni dışında mucizeler veya harikuladelikler göstermemiş, sadece Allah'ın kullarından bir kul ve peygamberlerinden bir peygamber olarak bildirilmiştir." (2)
Nicholson, tasavvufçulara göre Muhammed'den sözederek şöyle devam etmektedir: "O halde Muhammed bütün peygamberlerin ve evliyanın Allah'a dair bilgilerini kendisinden aldıkları bir kaynak olmaktan ibaret değil, aynı zamanda bütün kainatta sirayet etmiş olan ilahi hakikat ve her mahlukun yaratılmasında ilk sebep olduğu gibi, mutlak varlık olan Allah ile tabiat alemini birbirine bağlıyan küllî akıldır da. Alem de Hakikati Muhammediyye'nin suretinden ibaret olduğu gibi Hakikati Muhammediyye de Allah'ın suretinden başka bir şey değildir." (1)
Goldziher de şöyle diyor: "Sünnette çizilen peygamberin resmi, evliyayı kutsallaştırma ile uyum sağlaması için tadil ve tahvile uğramıştır. Bunun neticesi olarak halk kitlelerinin inançlarında İslâm'ın ilk kurucusuna dair Kur'ân ve Sünnet'in çizdiği beşeri karaktere tamamen aykırı düşen bir resim ortaya çıkmıştır." (2)
Henrich Bicr de şöyle demektedir: "Agnostizmin İslâm ortaçağının geç dönemlerinde Muhammed için çizilen resimde etkili olduğu kesindir. Muhammed'e bir nevi tapma olan durumun oluşmasında da etkili olmuştur. Bu tapma ve Muhammed için çizilen resim İslâm'ın ilk şekline tamamen aykırı bulunmaktadır. İslâm'da Allah'ın velileri ise, Helenizm'deki kutsal ruhların bir nevi karşılığıdır. (Ağnostizmde bu kutsal ruhlar tanrının zatı ile madde arasında vasıta olan ruhi varlıklardır.) Öyleki Muhammed -ki ideal örnekleridir- kendisi ezelden mevcut olan akıl olmakta, rahim ve kadir kurtarıcı varlık durumuna geçmektedir. Bu yolla orijinal İslâm'da bulunan vahiy düşüncesi taban tabana zıddına dönüşmüş olmaktadır." (3)
Philip Hitti ise şöyle demektedir: "İman kısmında ikinci inanç esası, Muhammed'in Allah'ın rasûlü ve son peygamber olduğuna inanmaktır. Kur'ân'ın ilahi bilgisinde Muhammed bir insandan başka bir şey değildir ve Allah Kur'ân'ın icazı dışında onun eliyle harikuladelikler meydana getirmemiştir. Ancak gelenekler ve avam halkın sonradan uydurduğu hurafeler Rasûlullah'ın şahsiyeti etrafında ilahi nurdan bir hale oluşturmuştur." (1)
Bu şekilde yahudi ve hıristiyanlardan gayri müslimler İslâm'ın gerçeklerini kavrıyor da, tasavvuf kahinlerinin bu gerçekler karşısında gözleri köreliyor. Bu oryantalistler bir dereceye kadar tarafsız olmuşlar ama çok şeyi isabetli bir şekilde anlamış ve hakkı bazı sıfatlarıyla tavsif etmişlerdir. Batıl ve hurafe inançlarını bilmeseydik, bu sözlerine bakarak onları mihraplarda Kur'ân'ın nuru altında ibadet eden müslümanlar sanacaktık.
Şimdi soruyoruz, Allah'ın dinine henüz kalpleri teslim olmamış birtakım insanlar bu gerçeği açıkça ilan ve itiraf ederken, tasavvufçuların hurafelere tapması, batıla secde etmesi, hurafelereni kutsallaştırması, İslâm'ın imam ve önderleri olduğunu iddia etmeleri hoşunuza gider mi?
Ne yazık ki şeyh efendiler, batılın sersemleştirdiği bu topluluğun başına geçmiş bulunmaktasınız. Onlara Allah'ın hidayetini gösterip doğru yola iletmeye, buna inanmaya ve teslim olmaya davet etme gereğini duymuyor musunuz?!
İslami Okul Okulların En Önemlisi