Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 64. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Hz. Muhammed Vahyedilmeden Önce Kur'ân'ı Bilir Miydi?

 

Tasavvufçuların iftiralarından biri de şudur: Cebrail Kur'ân'ı öğretmeden önce Hz. Muhammed'in Kur'ân'ı okuduğunu görünce hayret etmiş ve bunun nasıl olduğunu sorunca şöyle demiş: Sana vahiy geldiğinde perdeyi bir defa kaldır. Cebrail kaldırmış. Bir de ne görsün vahyi kendisine Muhammed gönderiyor. O anda "Ey Muhammed! Senden ve sana!" diye feryat etmiş!

Evet, yukarıda okuduğunuz saçmalığı ne yazık ki Ezher'in çatısı altında Kur'ân ve Sünnet'e karşı miras aldığı düşmanlık savaşını sürdüren bir zavallı geveleyip durmakta ve zihinleri bu hurafelerle sulandırmaktadır. Bu hurafeyi putperest hamiyetleri tuttuğu ve şeytanlar gibi bir araya geldiklerinde tasavvufçular birbirinden kutsal bir nas gibi nakletmekte ve yaymaya çalışmaktadır. Niçin olmasın ki?! Zira bu iftirayı tasavvufun en büyük tağutu İbn Arabi ortaya atmıştır. Allah'ın kelamından şu "Sana onun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'ân'ı (okumakta) acele etme." (1) âyetini gûya tefsir ederken şöyle diyor:

"Bil ki âyet ve sûreleri tafsil edilmeksizin Kur'ân Cebrail'den önce Muhammed'e mücmel (toptan) olarak verilmiştir. Ona, Cebrail'den önce Kur'ân'la acele edip ümmete mücmel (toplu) olarak sunma. Tafsil edilmediği (âyet ve sûre şeklinde kısımlara bölünmediği) için senden kimse onu anlamaz, denilmiştir." (2)

Bunun düpedüz bir iftira ve düzmece olduğunu kalbinde zerre kadar imanı olan herkes kabul eder. Ama buna rağmen tasavvufçular gözündeki perdeler bu gerçeği görmelerini engellemiş ve bütün varlıkların rabbinin eşsiz, ortaksız ve benzersiz olarak sadece Allah olduğu gerçeğini görmelerine engel teşkil etmiştir. Bu kadar perde arasından bu iftiranın batıl olduğunu nasıl göreceklerdir ki?! Onun için yüce Allah'ın bu konuda buyurduklarını hatırlatmakta yarar vardır. Yüce Allah buyuruyor:

"Ona kuvvetlinin kuvvetlisi (Cebrail) öğretti ki o aklında ve davranışında kamil bir melektir. Hemen kendi asli suretine girip doğruldu. İşte o zaman en yüksek ufuktaydı." (1) Apaçık âyetler! Hz. Muhammed'e Kur'ân-ı Kerîm'i öğretenin Cebrail meleği olduğunu açık seçik anlatıyor. Cebrail Kur'ân-ı Kerîm'i getirmeden önce Hz. Muhammed'in bir bilgisi olmadığını ayan beyan söylüyor.

"Kafirler, "Kur'ân ona topluca indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça) indirdik ve onu tane tane okuduk. Onların sana karşı getirdikleri hiçbir mesel yoktur ki sana doğrusunu ve daha açığını getirmiyelim." (2)

İbn Arabi Hz. Muhammed'e Kur'ân'ın topluca ve bir defada indiğini söylüyor ki yukarıda gördüğümüz gibi kafirlerin de olmasını istedikleri budur.

"Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik" âyetinden inanıyoruz ki Hz. Muhammed Allah'ın kitabından daha önce hiçbir harf bilmiyordu ve onu ancak Kadir Gecesi'nde öğrenmiştir. O halde Hz. Muhammed Kur'ân'ı ne zaman toplu halde bir defada öğrenmiş ve almıştır? Kadir gecesinden önce mi, sonra mı? Onu kendisine toplu öğreten Cebrail mi, başkası mı? Ey tasavvufçular! Söylediklerinizde doğru ve elinizde bir belgeniz varsa getirin! Ama getiremezsiniz. O halde hakkın sesine kulak veriniz:

"İşte böylece sana da emrimizle bir ruh (Kur'ân'ı) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin." (3) Acaba tasavvuçular bu sözleri anlıyor mu, yoksa batıl inadlarında ısrar mı ediyorlar?

Yüce Allah buyuruyor: "Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman bize kavuşmayı beklemiyenler, "Ya bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir" dediler. De ki, onu kendiliğimden değiştirmek benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem, elbette büyük günün azabından korkarım. De ki, eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım. Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum, hala akıl erdiremiyor musunuz?" (1) Tasavvufçuların iftirası ise yüce Allah'ın kulu Muhammed hakkındaki bu sarih delillere tamamen aykırı bulunmaktadır.

Tasavvufçular hiç hatırlamıyorlar mı? Hz. Muhammed'e Cebrail ilk defa vahiy getirip "oku" diye sıkıştırdığında Hz. Muhammed "Ben okuma bilmiyorum" dediğini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Hemen ardında müminlerin annesi Hz. Hatice'ye korku ve telaş içinde döndüğünü, Hz. Hatice'nin ona "Allah'a yemin ederim ki Allah seni utandırmaz" meşhur sözünü söylediğini tasavvufçular hiç bilmiyorlar mı?

Şayet Hz. Muhammed kendisine vahiy nazil olmadan önce Kur'ân'ı bilseydi veya ondan haberdar olsaydı, bütün bunlar meydana gelir mi? Niçin üç defa "BSen okuma bilmiyorum" dedi? Niçin korku ve telaş içinde döndü ve örtmelerini istedi, onlar da üzerine örtü attılar? Niçin içinde olup bitenleri ve başından geçenleri Hz. Hatice'ye anlattı? Niçin onunla beraber Varaka İbn Nevfel'e gitti? Bütün bunlar kendisine vahiy indikten sonra başından geçmiş olaylardır. Acaba bütün bunlar Kur'ân'ı daha önce bilmesi ve Kadir Gecesi'nde Cebrail'in ona getirmesinden önce meydana gelmenin delaletleri midir, yoksa daha önce bilmediği ve Rabbinden kendisine aniden gelen şeyler karşısında iman ve takva sahibi bir kişinin duyguları mıdır?

Yazıklar olsun tasavvufçulara! Güneş ışıklarının dörtbir yanı aydınlattığını görüyor, buna rağmen "Ne de karanlık!" diyorlar. Tıpkı ışıktan gözleri rahatsız olan yarasalar gibi!

Bilindiği gibi, müşrikler ve onların işbirlikçileri ehli kitap Hz. Peygamber'i güç durumda bırakmak, insanlara müfteri ve yalancı göstermek gayretiyle ona birtakım sorular soruyor, kendisi de cevabını bilmediği için Cebrail'in gelip kendisine cevap vermesini bekliyor ve ondan sonra sorulara cevap veriyordu. Mesela ruhu, Ashab-ı Kehf'i, Zulkarneyn'i kendisinden sordular. Yarın size cevap veririm, dedi onlara. Onlara delilleri göstermek ve biran önce hidayete gelmelerine yardımcı olma hırsı "İnşaallah" dememesine sebep oldu ve çok zor bir duruma düşecek şekilde kendisine bir süre vahiy gelmedi. Nasıl güç durumda kalmasın ki? Düşmanı ona pusu kurmuş, yalancı göstermek ve halka teşhir etmek için can atıyor, risaleti hakkında şüpheler yaymak için tetikte bekliyor. Bütün bu çetin şartlarda ondan vahiy kesiliyor. İnsanı kahreden o çetin manzarayı düşünebiliyor musunuz?

Ondan sonra yüce Allah ona lutfetti ve sorular soruların cevabını Cebrail vasıtasıyla kendisine bildirdi. Rasûlullah Cebrail'e "Bana öyle geç geldin ki müşrikler her türlü zanna kapıldılar" buyurdu. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önünüzde, arkanızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir" (1) âyeti indi.

Tekrar soruyoruz, Hz. Peygamber vahiy gelmeden önce Kur'ân'ı bilmiş olsaydı bütün bunlar meydana gelir miydi? Biliyor idiyse neden sorulara cevap vermedi? Cevap vermedi, çünkü cevabı bilmiyordu. Ama İbn Arabi bütün bu delilleri duymamazlıktan gelerek hurafesini iftira etmekte, o da kuru otlarda ateşin yayıldığı gibi suratle tasavvufçular arasında yayılmakta, veba gibi ortalığı doldurmakta, Şarani'nin kitaplarda yazdığı ve ahmak tasavvufçuların dillerine doladığı bir din haline gelmektedir.

Müslümanlar arasında sayılan ve imamları olduklarını iddia eden bir topluluğun dini olan bu iftirayı red etmek için sözü belki de biraz uzattık. Ama bütün bunlara rağmen Allah'ın dinine muhalefeti kendisine din seçen mahut kişi Ezher'in çatısı altında bu saçmalıkları yaymağa çalışmakta, müezzin minarelerden Allahu Ekber, derken, o hurafesini insanlara yaymaktadır.