Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 67. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

İbn Arabi'nin Dini

 

Yaşıyanın delil ile yaşaması ve helak olanın da delil ile helak olması için daha önce yaptığımız gibi burada da tasavvufçuların dinlerin birliği konusunda uydurdukları hurafeleri yine kendi sözlerinden sergilemeye çalışacağız. İbn Arabi şöyle diyor:

"İnsanlar Allah hakkında türlü inançlara inanmışlardır. Ben ise inandıklarının hepsine inanırım." (1)

"Bugüne kadar, dini dinime yakın olmadığı için arkadaşıma karşı çıkıyorum.

Ama bugün kalbim artık her şekli kabul eder oldu. Ceylanların çayırı, rahiplerin manastırı, putların barınağı, tavaf edenin Kâbe'si, Tevrat'ın sayfaları ve Kur'ân'ın mushafı oldu.

Süvarileri ne tarafa yönelirse yönelsin, ben sevgi dinine inanıyorum. Din benim dinim ve imanımdır." (2)

İb Arabi, taraftarlarını muayyen, bir dine bağlı kalmaktan ve onun dışında kalan dinleri kabul etmemekten sakındırmakta ve şöyle demektedir:

"Sakın sakın, muayyen bir kayıtla kayıtlı kalıp onun dışındakileri red etme. Böyle yaparsan çokçok hayırdan mahrum kalırsın. Hatta işi olduğu gibi anlamaktan yoksun olursun. Onun yerine bütün inançlar için nefsinde heyûlî (1) ol. Zira Allah nesiller arasından sadece bir nesille (yahut zamanlardan sadece bir zamanla) sınırlanmıyacak kadar büyüktür. Hepsi de isabet etmiş ve her isabet eden mükafatını almıştır. Mükafat alan herkes de mutludur, her mutludan da Allah razıdır." (2)

Bu mitolojik din ister istemez ahirette azabın inkar edilmesini gerektirir. Çünkü tasavvufçuların dininde onların tanrısı her müşrik ve her muvahhiddir. Tanrının kendi kendine azap etmesi de müstahildir. Onun için İbn Arabi şöyle der:

"Va'dinde (sözünde) doğru tek (Allah'dan) başka kimse kalmadı, Hakk'ın vaidi (tehdidi)ni de gözetliyen bir göz yoktur. (3)

Bedbahtlık yurduna (cehenneme) girseler bile onda bir lezzet ve farklı bir nimet içindedirler.

Ebedi cennetlerin nimeti. Emir birdir, ama tecelli esnasında aralarında farklılık meydana gelir.

Tadının lezzetinden azap diye adlandırılır, halbuki bu onun kabuğu gibidir ve kabuk koruyucudur." (1)

Bu şekilde İbn Arabi korkunç çelişkiler içine dalmakta ve müslümanların kalbinde kalan iman kırıntılarını da yok etmek ve şirk bataklığına batırmak için bütün şeytanlıklarını ortaya koymaktadır. Rabbin kulun bizzat kendisi ve imanın da küfür ile şirkin tıpkısı olduğuna inanır. Böyle olunca va'd ile va'idin aynı şey olduğuna inanmaktan ve alıkoyacaktır? Cennet nimetleri ve kevserinin cehennem azabı ve irinleriyle aynı olduğuna inanmaktan alıkoyacak nedir? Böyle olunca, onu alıkoyacak elbette bir şey olmaz. Onun için gördüğünüz şekilde bunu sarahaten bütün insanlara ilan etmiştir.

Şimdi Allah için söyleyiniz, din ve ahlakı öldürme açısından bundan daha tehlikeli ne olabilir? Salih amel ve kötü amel bir olduktan ve faziletle rezalet, hayır ile şer aynı olduktan sonra, din ve ahlak için bundan daha tehlikeli bir zarar olabilir mi? İnsanlık bu tasavvufa inancak olursa, söyler misiniz, sonu ne olur?