Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 7. Sayfa - Tasavvuf Ve Islam

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Ashab-ı Kiramda İnanç-İbadet Yolu Olarak Kur'ân Ve Sünnet

 

Ashab-ı kiram bu esası kavramış ve her davranışlarında ona bağlı kalmışlardır. Çünkü "Lailahe İlallah Muhammedün Rasûlullah" sözünün gereği budur. Bu esasa uymuş ve üzerinde titizlik göstermişlerdir. Bundan en ufak bir sapma gördükleri anda büyük tepki göstermiş ve derhal önlemeye çalışmışlardır. Abdullah İbn Mes'ud'un Kufe mescidinde müşahade ettiği olaya tepki göstermesi ve yasaklaması bunun güzel bir örneğidir.

Abdullah İbn Mesûd bir gün Kûfe mescidine gelmiş ve birtakım halkalar görmüştür. Her halkanın ortasında bir yığın çakıl taşları ve başlarında duran bir adam halka yapan insanlara "Yüz defa süphanallah, yüz defa elhamdülillah, yüz  defa Allahu ekber" söylüyor, onlar da yapıyorlar. Abdullah İbn Mes'ud onlara şöyle demiştir: Ey insanlar! Allah'a yemin ederim ki sizler ya Rasûlullah'ın dininden daha doğru bir din üzerindesiniz, yahut sapıklık (dalalet) kapısı açmış bulunmaktasınız." (1)

Bu apaçık bir mantık kuralıdır. Bunlar ya Rasûlullah'tan daha çok hidayet üzerindedirler. -Çünkü Rasûlullah'ın muvaffak olamadığı bir amel için muvaffak olmuşlardır- ya da sapıklık içindedirler. Birinci durum kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Rasûlullah'tan daha üstün bir kimse yoktur. Geriye ikinci durum kalıyor. Yani bunların bir sapıklık kapısını açmış olmaları durumu.

İbn Mes'ud'un sözünü duyunca onlar şöyle dediler: "Ey Ebu Abdirrahman! Allah'a yemin ederiz ki hayırdan başkasını istemedik." Bu da onların bu işi nasıl iyi bir niyetle yaptıklarını ve bu bid'at amel ile Allah'ın rızasını nasıl aradıklarını gösteriyor. Ancak İbn Mes'ud onlara "Hayrı istiyen nice kişiler vardır ki hayra ulaşmaz" demiştir. Bu demektir ki amelin sahih ve geçerli olabilmesi için tekbaşına iyi niyet yeterli değildir. İyi niyet yanında şeriatın sınırlarına bağlı kalmak da şarttır.

Bu şekilde ashab, dine yabancı unsurların girmesini önlemek ve yabancı herşeyden onu uzak tutmak için son derece titizlik göstermişlerdir. Ta ki insanlar, Allah'ın kitabı ve Rasûlü'nün  sünnetiyle oturup kalksınlar, onların gösterdiği şekilde edep ve ahlâk sahibi olsunlar, onların sınırları içinde yaşasınlar. Bu hassasiyetleri sonucudur ki Hz. Ali, hayali kıssalar ve uydurma hikayelerle insanların kalplerini yumuşatmaya, dine bağlamaya çalıştıklarını sanarak insanlara va'zeden ve kıssalar anlatan kişileri camiden kovmuş ve bu şekilde anlatmalarını yasaklamıştır. İbn Ömer de aksırınca "elhamdülillah ve's-salatu ve's-Selam ala Rasûlillah" diyen adama tepki göstermiş ve şöyle demiştir: Rasûlullah bize böyle öğretmedi. "Biriniz aksırınca Allah'a hamdetsin" buyurdu. Rasûlüne salat getirsin, demedi. (1)

Bütün bu gerçekler ve ölçülerden şunları anlıyoruz:

a- Hidayet, Allah'ın buyurduğu ve Rasûlullah'ın gösterdiğidir. Bunun dışında hidayet olmaz. "De ki doğru yol, ancak Allah'ın yoludur." "Haktan başka sapıklık dışında ne vardır?" (Âyetler)

Bu hidayet Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetiyle sınırlıdır. Bunun dışında Allah'a yaklaştıran ve cehennemden uzaklaştıran üçüncü bir yol yoktur.

b- Allah'ın kitabına ve Rasûlullah'ın sünnetine aykırı olan her inanç, mücadele edilmesi ve ortadan kaldırılması farz olan bir inançtır.

c- Allah'a yakınlaşmak ve nefsi tezkiye etmek amacıyla, şeriatın belirlediği ibadetlerde ve taatlerde yapılacak her türlü değişiklik, İslâm'a mensup olan ve ona davet eden kişilerden de olsa, merdut bir bid'attır. Bunu yapanlar cehennemlik olurlar.

d- Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünneti konusunda gaybî bir bilgi iddia eden ve buna cinler, fetih, feyiz veya semaya ulaşma yolu ile ulaştığını söyliyen herkes yalancıdır ve dinin dışına çıkmış olmaktadır.

e- Din işlerinde âlimlerin sözleri yüz de yüz doğrudur veya alınması vaciptir, diye birşey yoktur. Sözlerinin Kur'ân ve Sünnete arzedilmesi ve onlarla ölçülmesi gerekir. Onlara uyanlar alınır, uymıyanlar atılır. Delili bilmediğimiz zaman bu sözlerle amel etmek, ancak delili öğrenip bilgi sahibi oluncaya kadar caiz olur. Delili öğrenip bilgi sahibi olduğumuz anda bu sözleri yargılar ve hakkında hükmederiz.

f- Şüphe yok ki ashab insanların en takvalısı ve en çok ibadet edenidir. Kur'ân ve Sünnet'e sıkı sıkıya bağlı kalmış ve onlarla oturup kalkmışlardır. Onların yolundan gidenler hidayet üzere olur, başka yollara sapanlar da dalalete düşmüş olur. (1)