Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Gerçekci Bilginler - Vahdet I Vucud - 10. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Gerçekci Bilginler

 

Bilinmesi gereken bir başka noktada şudur. Doğrusu muhakkik yani gerçekçi anlamda arifler yani bilginlerden olan dinde ictihad düzeyindeki imamlar, Hüccetu’l-İslâm İmam Gazzalî’nin de belirttiği gibi, mümkün olan varlıkların yüce Allah tarafından yaratılışına ilişkin kimi sözleri bulunmaktadır. Ancak kısır görüşlüler ya da geri zekalılar, aklî ilimlerde pek bir varlık gösteremeyenler, değerli imamların sözlerini adeta “vahdet-i vücutcu” bir görüş gibi değerlendirmekteler. Oysa durum hiç de onların anladığı gibi değildir. Gerçeği gören imamlara göre bu, şu varlık aleminin varlığı, yüce Allah’ın cûd’undan yani cömertliğinden ve O’nun ihtiyarıyla yani isteğine bağlı olarak meydana gelen bir şeydir. Yoksa bu, var olmayı kabul eden ve böylece yayılan mahiyetler üzerinde icab yoluyla değil, yani zorunlu bir var ediş olmayıp, ihtiyarî bir yaratılıştır. Yani bu, ibrikten elin üzerine suyun boşalması gibi değildir. Çünkü bu suyun ibrikten ayrılmasıyla, ele ulaşması durumundan ibarettir. Yine bu, adeta güneş ışınlarının, güneşten ayrılmaksızın ve ayrı düşünülmeksizin yeryüzünün her yerine sayılması gibidir. Yoksa bir takım kimselerin ileri sürdükleri ya da vahmettikleri gibi, bu, bir yerden ayrılıp, diğer bir noktaya ulaşma değildir. Aksine bu, yani güneş ışını sebebiyle yeryüzünde, o ışına uygun olarak bir şeyin meydana gelmesine neden olur. Eğer yeryüzüne yayılan güneş ışınları, güneşten daha kat kat gibi olsa da, burada ışının, olaya sebep olmasından öteye bir varlığından söz edilemez. Kısaca herhangi bir ayrılma (infisal) ve ulaşma (ittisal) olmaksızın mücerred yani soyut anlamda bir sebebiyet ilişkisi vardır.

İşte yüce Allah’ın cûd’u yani cömertliği de adeta böyledir. İlahî cûd (cömertlik), varlığın meydana gelmesine bir sebeptir. Bu da kabiliyetlere göre, yani varlıkların kabiliyetlerine göredir. Buna da “feyz” denmektedir. İşte önder imamlar dediğimiz arif kimseler, belli şeyleri kabul etme, alma yeteneğine sahip olan varlıklar, esasen ilahî cûd (cömertlik)’ten meydana gelmekte, feyezan edip taşmaktadır. Sebep O’ndan gelmektedir. Yoksa bu arifler, mutlak manadaki varlığı, vahdet-i vücutcuların kabul ettikleri gibi, onu vacip olan varlık olarak değerlendirmiyorlar. Yani vahdetcilere göre yayılmayı kabul eden bir vücut değildir. Burada yayılmayı izafi anlamda çoğalma olarak değerlendiriyorlar. Yoksa vücudiye’nin yani vahdet-i vücutcuların kabul ettikleri anlamda bu, zat itibariyle değildir.

Zahirî anlamda görünürde bu iki ifade, bazı kısır görüşlülerce birbirine benzer, müşabih bir durum sergileyince, vahdet-i vucutcuların zındıklıklarını gizleyen bu bunaklar, görünürde hanif dinine en iyi bağlılarıymış gibi bir vaziyet sergileyenler, ariflerin anladığı manaları, kendi sapık düşünceleri doğrultusunda değiştirip yorumlamaya giriştiler. Böylece kendi asıl kötü maksatlarını gizlemeye, kendi batıllarını ve yanlışlarını halka kabul ettirmek için bu anlamda bir yola girişerek, pak kalbleri bulandırmaya yöneldiler.

Görüş olarak şöyle konuşmaya başladılar, dedileri, mutlak vücudun yayılması, yani çoğalması ifadesinden maksat, görünürde bunların çokluğu, bu varlığın kabiliyetlere taşması, feyzidir. Sen de bilirsin bilirsin ki, zahir yani görünürde varlığın yayılması çokluk sergilemesi, bunun o görünen varlıklara izafetiyledir, demek istiyorlar. Çünkü puta tapanlar, aslında Allah’a ibadet ediyorlar. Doğrusu kim ilahlık iddiasına kalkışırsa, o kimse bu iddiasında doğrudur. Şu varlık aleminde varlıkların çokluk olarak görülmesi, onların vücutların yani zatlarının çokluğu anlamında değildir. Çünkü vücut yani varlık tek, görüntüler ve akisler farklı ve değişiktir, çoktur. Yani izafetler ve belirlilik sergileyenlerde bir çokluk vardır, aslında her şey bir tektir, o da Allah’tır.

Evet işte bu ve benzeri saçmalıkları ve hezeyanları alabildiğince artmaktadır bunların. Bunlar bu hezeyanlarla da şu saçmalıkları haykırıyorlar, asıl amaçlarını da ağızlarında eveleyip gevelemektedirler. Bunları bir türlü açık bir şekilde söylemeye yanaşmamaktadırlar. Saçmalıkları şöyledir: “Mutlak varlık (vücut), yüce Allah’ın zatının tâ kendisidir. O da bu mümkinatta görünen tüm varlıklardır. Aksi takdirde bunların: “Mümkin varlıklardan herhangi birine ibadet ve kulluk eden herkes, aslında bizzat Allah’ın kendisine kulluk etmiş olmaktadır” sözlerinin de gerçekde bir anlamı olmazdı. Çünkü şurası gayet açıktır ki, mabudun feyzi yani ilahî rahmetin taşması ve cömertliği mabud yani ibadet olunan bir ilah olamazdı. Aynı şekilde bu kimselerin: “Mümkin varlıklardaki çokluklar, aslında vücudun kendisindeki çokluklar manasına değildir, vücut tektir” sözlerinin de bir anlamı olamazdı. Aksine, bu şeyler izafetlerin çok ve farklı gözükmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü zatın kalıplara dökülmesi yani feyzi sebebiyle feyzin çokluğu konusunda bir tartışma ve olamazlık yoktur. Bu itibarla vücudun yani zatın, izafetlerin çokluğu sebebiyle, çokluk göstermesine gerek yoktur. Burada, asıl olamaz olan yani mümteni olan şey, vacip zatın çoğalmasıdır ki, işte bu, olamaz. İzafetlerin çoğalmasına bakarak, bunun da çoğalmaya ihtiyaç duyacağı söylenemez, bu, mümtenidir.