Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yine Bu Dinsizler - Vahdet I Vucud - 16. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Yine Bu Dinsizler

 

Yine bu dinsizlerin şeytanın kardeşleri ve yandaşları oldukları unutulmamalıdır. Bunlar kurdukları tuzaklarla, cahil ve bilgisiz kimseleri aldatırlar. Bunları da kendileri gibi sıpıtırlar. Çünkü bu zındık ve dinsizler kendi düşüncelerini yaymak için şu âyeti kendilerince delil gösterirler:

“Doğu ve batı Allah’ındır. İmdi nereye yönelseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (Bakara: 2/115)

Yine bir diğer âyeti de kendilerine delil olarak gösterirler:

“Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı, emretti.” (İsra: 17/23)

Şimdi bu dinsizlerin dinsizliklerini birinci âyete göre, yani Bakara (115)’e göre, nasıl ortaya koymaya çalıştıklarını görelim. Bu zındık ve dinsizler, kendi görüşlerine uydurmak için: “Vechallah” (Allah’ın yüzü” ifadesini, “Allah’ın zatı” diye yorumluyorlar. Yoksa, İslâm’ın, ibadet için öngördüğü ve müslümanların yüzlerini döndürmeleri gereken yer olarak değerlendirmiyorlar. Oysa hak ve gerçek olan, açıkça bilinen, yüzün döndürülmesi gereken yer demektir. Zira din kurallarına uygun olan, İslâm ve müslüman âlimlerin icmaına da uygun düşeni budur. İcma bu noktadadır. Kaldı ki zaten bizzat âyetin baş tarafı yani: “Ve lillahilmeşriku velmağrib”in baş tarafı bu gerçeği gösteriyor. Bu, doğu ve batı yönlerine delalet ediyor. Yani doğu yönleri de batı yönleri de tümü Allah’ındır, demek istiyor. Yoksa âyette: “Allah doğudur ve batıdır” gibi bir anlam yoktur. Eğer böyle bir anlam var olsaydı, o zaman âyetin şöyle olması gerekirdi: “Vallahulmeşriku velmağribu” Allah doğudur ve batıdır, olurdu ve: “Ve lillahil meşriku velmağribu” yani doğu ve batı Allah’ındır, olmazdı.

Oysa bilinen bir gerçek vardır ki, âyette yer alan “Semme” edatı yer ve mekan gösteren bir edattır. Halbuki yüce Allah cihet (yön) ve mekandan münezzehtir. Herhangi bir şeyin değişik yerlerde, aynı anda bulunması mümkün değildir. Bunun batıl ve geçersiz olduğu zaten aklen bilinen bir gerçektir.

Bu dinsizlerin âyeti yorumlamalarına bakıldığında, yüce Allah’ın bir tek yerde (mekanda) olması gerekirken, aksine aynı anda bir çok yerler ve cihetlerde olması gerekir yani kişiler farklı olarak hangi yönlere dönüyorlarsa, Allah’ın tüm o yön ve yerlerde olması gerekir. Böyle bir görüş doğrusu muhal üzerine muhal, olamazlık üzerine bir başka olamazlıktır. Bununla birlikte bu, açıkça bir hem küfürdür ve hem sapıklıktır.

İkinci âyette de şöyle bir inkara gidiyorlar. İsra (23) âyetindeki inkarları da şöyledir:

Bu adamlar âyetin başında yer alan “Kadâ” fiilini (hakeme ve kaddere) yani hükmetti, takdir etti” olarak yorumluyorlar. Bu yorumları da yine hem din kurallarına ve hem müfessirlerin icmaına aykırıdır. Oysa İslâm kurallarına, peygamberlerin icmaına uygun olan “Evcebe ve Emere” yani vacip oldu, gerekli oldu, emretti olarak tefsir etmemektedirler. Ayrıca dinde bayraklaşmış olan İslâm âlimleri ve müctehid imamlar bir tarafa, kuşkusuz sıradan müslümanlar bile bilirler ki, “Putperestler ve müşrikler, eğer putlara tapmakla Allah’a ibadet ediyor olsalar ve ancak ibadet tarzlarında yanılmışlardır” gibi saçmalıklarının asılsız ve böyle söylemekle yalancıdırlar. Yani “Fütuhat-ı Mekkiye” adlı kitabında Muhiddin Arabî’nin savunduğu gibi değil. Çünkü bu adam, yüce Allah’ın Kur’ân’ında açıkca bildirdiğinin aksine, dini öldürmüştür. Müşrik olmuşlardır. Bir de bunlar yüce Allah’ın: “Rabbimiz! Allah’a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik.” (En’am: 6/23) âyetini de yalanlamış oluyorlar.

Doğrusu ibadet yolunda yanılan ve hata eden bir kimse müşrik olamaz. Zira tüm akıl erbabınca bu, böyledir. Şimdi bunların aslında ilah olmayan ve ilahlıkları sadece isimden ibaret sayılan bir takım şeyleri ilahlar olarak kabul ettiklerini öğrendik. Bu adamlar Cibt’e, şeytana, tağuta, rics (pis ve murdar şeyler)’e, putlara, azılı iblise, yardım edebilmekten aciz yaratıklara ibadet ediyorlar. Böylece Allah’a eş ve denkler edinerek, bu eş ve denklere ibadet ediyorlar. Yüce Allah bütün bunları haber verdiği gibi, bunlara ibadet ve kulluktan sakınmayı, uzak durmayı emretmiş, doğru yolu göstermek için de şöyle buyurmuştur:

“Sonra onların (kıyamet gününde): Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz müşriklerden (ortak koşanlardan) değildik, demelerinden başka çareleri kalmayacaktır.” (En’am: 6/23) Âyet devamla şöyle buyuruyor: “Bak ki, nasıl kendilerine karşı yalan söylediler ve uydurdukları şeyler kendilerinden sapıp gitti.” (En’am: 6/24)

Daha sonra yüce Allah bir başka âyetinde şöyle buyuruyor:

“Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir.” (Yusuf: 12/40)

Âyette şu gerçeğe işaret edilmektedir. Sizin ilah diye adlandırdığınız şeyler, aslında sizin isim vermedinizden ibaret kalmaktadır. Çünkü bunlar, ilahlığa asla layık değildirler. Önce bir takım şeylere ilah diye ad veriyor, sonra da bunlara tapınmaya başlıyorlar. Bu halleriyle onlar adeta aslı ve esası olmayan bir takım uydurma isimlere tapınıyorlar. Bunlar aslında sadece isimden ibaret şeylerdir. Adı var, kendisi olmayan şeylerdir.

Şayet putperestler, bu halleriyle Allah’a ibadet ediyor ve ancak ibadet yollarında ve tarzlarında bir yanlışlık olduğu iddialarında isabetli olmuş olsalardı, bu takdirde bu adamların: “Biz müşrikler değildik” sözlerinde yalancı olmamaları gerekirdi. İlahlıkla ilgisi olmayan ve sadece isimden ibaret olan bu varlıklara ilah adını vermekte de yalancı olmamaları gerekirdi. Aynı zamanda bu şeyleri ilahlar olarak adlandırmakta da iftiracı durumuna düşmemeleri, bu konuda da yalancı olmamaları gerekirdi. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki biz, ‘Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan sakının’ diye emretmeleri için her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl: 16/36)

Yine Rabbimiz bir başka âyette de şöyle buyuruyor: “(Put, şeytan, şeriat dışı sistem ve benzeri olan) Tağut’tan kaçın ve ona kulluk etmekten uzak dur, tamamen Allah’a yönelenlere gelince; onlar için müjde vardır.” (Zümer: 39/17)

Bir diğer âyette de şöyle buyuruluyor: “De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği ve gazebettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.” (Maide: 5/60)

Şimdi de bir başka âyet meali: “Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve batıla (İlahlara) iman ediyorlar, sonra da kafirler için: ‘Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar.” (Nisa: 4/51)

Anlatıldığına göre, iki yahudi olan Hayy b. Ahtab ile Ka’b b. Eşref, yanlarına daha başka yahudileri de alarak bir grup halinde Mekke müşriklerine, Kureyş’e gittiler. Kureyşliler’le birlikte hareketle, Hz. Muhammed (s.a.v.)’le savaşmak konusunda anlaştılar. Mekkeli müşrik Kureyşliler, kendilerine gelen bu yahidelere: “Siz kitap ehlisiniz, bize göre, siz Muhammed’e daha çok yakınsınız. Bu bakımdan, bizi tuzağa düşürmenizden endişe ediyoruz, size güvenimiz yok. Size güven duymamız için, siz, bizim ilahlarımıza, putlarımıza secde edin ki, gönülce huzur içinde olabilelim” diye teklifte bulundular. Bunlar da gereken şekilde istenileni yaptılar. İşte bu, yahudilerin Cibte ve tağuta iman etmeleri anlamınadır. Nitekim yüce Rabbimiz bir âyette şöyle buyuruyor:

“O halde, ricsten (pislikten, putlardan) sakının.” (Hac: 22/30) Bu âyette yer alan “Rics” kelimesi putlar anlamınadır. Çünkü ayrıca âyette yer alan ve “den-dan” anlamına gelen “min” cer edatı, burada açıklama anlamınadır, yani beyaniyedir.

Bir başka âyette ise Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlar (müşrikler) O’nu bırakıp yalnızca bir takım dişilerden (dişi isimli ilahlardan) istiyorlar, ancak inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar. Allah onu (is tek vea dilekte bulundukları varlıkları) lanetlemiştir.” (Nisa: 4/117 ve 118)

Âyette dişiler diye yer alan “inas” sözcüğü, Lat, Uzza ve Melekler anlamında geçmektedir. Çünkü müşrikler, melekleri dişi olarak kabul ediyorlar ve hatta, melekleri Allah’ın kızmaları diye adlandırmaktadırlar. Oysa yüce Allah bundan yüce ve münezzehtir. Kaldı ki meleklerde de erkeklik ve dişilik diye bir durum sözkonusu değildir.

Şimdi de bir başka âyet meali, Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (Allah’a) ortak mı koşuyorlar? Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur.” (A’raf: 7/191-192)

Şimdi de diğer bir âyet meali, Rabbimiz buyuruyor ki:

“İnsanları Allah yolundan saptırmak için O’na ortak koştular. De ki: İstediğiniz gibi yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.” (İbrahim: 14/30)

Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “(Ey kafirler!) Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizler gibi kullardır.” (A’raf: 7/194)

Eğer puta tapanlar, iddialarına göre Allah’a ibadet ediyor ve fakat ibadet etme yol ve tarzında yanılıyor idiyseler, bu durumda, mabutlarının yani tapındıkları şeylerin, Cibt, tağut, Rics, dişiler ve huzurdan kovulan şeytan, yardım ve destek vermekten aciz olan mahluk yani yaratık olmazlardı. Bu tapınılan şeyler Allah’a eşler, denk tutulan şeyler olmazdı. Bu gibi şeylere kullukta bulunanlar da bunlara kulluk ediyor denmezdi, aynı zamanda bunlar da kendileri gibi kullar olamazlardı. Aksine hepsi de alemlerin Rabbi olan yüce Allah’a ibadet ediyor oluyorlardı.

Bu anlatılanlar çerçevesinde anlaşılıyor ki, puta tapanların, aslında Allah’a kullukta bulunuyorlar iddiasını ileri süren bu zındık ve dinsizler, yüce Allah’ın muhkam olan kitabında açıkça bildirdiği şeyleri ve gerçekleri yalanlamış oluyorlar.