Muhtelif - 8. Sayfa - Vahdet I Vucud
Bir Başka Husus
Bir başka husus da, genel olarak bu mülhid tasavvufçular, bu felsefeci geçinen vahdet-i vücutcu kafirleri taklid edenler, şunu haykırıyorlar. Kainatta var olan her şeyi ilah ilan ediyor, hatta habis ve murdar şeyleri, kazuratı bile ilah sayıyorlar. Aynı zamanda bunlar, tüm haram olan şeyleri de kendileri için mübah kabul ederlerken, oruç ve namaz gibi ibadetleriyse hiç de önemsemiyorlar. Ancak bunların önde görülenleri daha çok İslâm'ı şiarları, prensipleri yapar görünerek, namaz ve oruç gibi ibadetleri ikame ederek, abid kılığında gözüküp, fazlaca ibadet ediyor havasını oluşturarak ilhadını ve dinsizliğini ibadetlerle süsleyerek ortaya çıkıyorlar, zındıklarını böylece zevklendiriyorlar. Bunun adına da tasavvuf ilmi adını veriyorlar. Oysa tüm beşerin efendisi ve tüm halkın en hayırlısı olan Hz. Peygamber (s.a.v.) onları şöylecae tanıtıyor: "Dinde külfetle ve şekilciliğe önem vererek ibadet eden bu türdeki bu toplum hakkında Rasûlullah buyuruyor ki: "Sizden herhangi birisi (ileride ortaya çıkacak olan) o toplumun namazlarının yanında kendi namazını, onların oruçlarının yanında kendi orucunu küçümseyecektir. Onlar tıpkı avdan (avı delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklardır."
Onlar böyle yüce bir ismin perdesi arkasına saklanarak, güzel fiiller yapar gözükmek suretiyle küfrün şekil ve yönünü değiştirerek, İslâm ehli olan bir çok kimseleri de doğru olan yoldan saptırmış olurlar. Özellikle de yüce Allah bunlardan bir takımlarına, bilemedikleri bir yönden istidrac kabilinden yani bir bakıma keramete benzer ve fakat keramet olmayan bir şeyi verince, bunlara daha da sapıklıkta ileri giderler. Kitabın ifadesine göre böyleleri, öleceklerinde ancak küfür üzere ölürler, yani kafir olarak hayatlarına son verirler. Tıpkı bazı papaz, rahip ve deccalların gösterdikleri gibi, bu manadaki sözde tasavvufcu geçinen dinsiz ve sapıklar da harikulade durumlar gösterebilirler. Bir takım cahillerde onlarda gördükleri bu gibi hallere bakarak, bu zındıkları doğru dürüst kimseler kabul ederler. Onların harikulade gibi gösterdikleri şeylere istidrac denir. Cahiller bu istidraclara bakarak, bu deccalleri birer ilah olarak kabul ederler. Hemen her bakımdan gerçek bir şekilde bu ilah gibi kabul ettikleri deccallere boyun eğerler. Tıpkı kendilerinden önceki müşriklerin yaptıkları gibi davranırlar. Nitekim yüce Allah onlardan haber verirken şöyle buyurmaktadır:
"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih İsa'yı rabler edindiler. Halbuki onların ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır." (Tevbe: 9/31).
Nitekim bu ekipten olan Mevlana Celaleddin Rumî, Şeyhi Şems-i Tembirizî'yi kendisinin ilahı olarak görmüştür. Bu bakımdan Farsça bir beytinde onu şöyle tanımlıyor:
"Ey benim güneşim ve benim ilahım! Ey benim varlığım ve bekam kendisinden olan zat, şimdi Hakka eriştim. Ey benim hakkımı bana veren Hakk!"
Dikkat edilirse, Mevlana, beytinde Şems için ilah ve Hakk terimlerini kullanmaktadır,, bunu mutlak anlamda zikretmiş bulunmaktadır. Kısaca adam diyor ki:
"Ey Tebrîzî! Sen, beni Hakk'a ulaştıran ilahımsın ve sen, bana hakkımı veren Hakk'sın. Çünkü sen bana vahdet-i vücut mezhebini, görüşünü öğrettin ve yine sen bana öğrettin ki hem gerçekten sen ve hem de tüm mümkün olan varlıklar ilahsınız. Eğer sen olmamış olsaydın, seni tanımamış olsaydım, ben de tıpkı müctehid imamlar, âlimler, cumhur ve uzağı gören zatlar gibi peygamberlerin tabilerinin inancına benzer bir itikada sahip olacaktım. Çünkü peygamberlere tabi olanlar, gerçekte yüce Allah'ın zatını, kainattan ayrı olarak ve tüm yaratılanların yaratanı, tüm sonradan var olanların mucidi olarak görüyorlar. Aklın da kesin olarak tesbit edip kabul ettiği, görüşlerin de ortaya koyduğu ve semavî kitapların da ifade ettiği gibi bir inanca sahip olacaktım. Çünkü tüm rasuller ve nebiler bu konuda icma ve ittifat içindeler. Evet ben de böyle inanacak, ben gerçeği göremeyen kısır görüşlülerden olacaktım. Yoksa ben, gerçeğe ulaşan tahkik erbabından biri olmayacaktım."
Kuşkusuz böyle biri, bırakın sıradan müslümanları bir tarafa, bunlar kendilerini dinin önderlerinden, liderlerinden, Hakk'ın başı durumundaki kimselerden ve yakîn erbabından da üstün görmekteler. Doğrusu bu anlamdaki bir sapıklığı kendilerine din olarak seçenler, bu manada batıl olan bir mezhebi benimseyenler, hem de lanetli bir düşünceye bağlı bulunanlar, kendi adlarına şunu tescil etmiş bulunuyorlar. Bunlar aslında gökler ve yer ehlinin ibadetleri anlamında ibadette de bulunsalar ve yine bunlar harikulade yani olağanüstü haller de sergileseler, yine de kafirlerden de öte kafir ve hüsrana uğrayanlardan da öteye bir hüsran içindeler.
Özellikle sana uyarıda bulunuyorum ve diyorum ki, böylelerinin peşinden gidenlerin söylediklerine kulak vermeyesin, bunları dinlemeyesin. Çünkü bunlara uyanlar, bunları savunurlarken, şöyle bir gerekçe ileri sürüyorlar. “Bu adamlardan meydana gelen bu ve benzeri sözler, ancak kendilerine vecd halinin galebe çalması sonucu oluşmaktadır. Bunlar manen sarhoşturlar. Çünkü vecd ve sekr yani sarhoşluk ve kendinden geçme hali, Rabbanî bir durum olduğundan, bu da ancak, fena fittevhid makamında fani olanlarda meydana gelen bir haldir. Bu da zaten bir arifin halinden ibare olan bir durumdur. Dolayısıyla böyle bir durumda, bu kimsenin nazarında Allah’dan başka mevcut ne varsa, hepsi yok olur, ortadan kaybolur. Bu durumda tüm varlıklardan, hatta insan kendinden bile geçer, kendini bile tanımaz, kendisinin görünür ve görünmez tüm durumlarından bile geçer. Böyle bir durumda, yani vecd ve sekr durumunda insanın aklına başka hiçbir şey gelebilir mi ki? Bırakın kendisini ona bağlı kılmakla, kendisini tek bir ilah kabul etmeyi de bir yana bırakın, hiçbir şeyi bile göremez olur. Evet, böylelerinden bu zındıkların içlerinde gizledikleri bu türden sözler ortaya çıkar. Çünkü bunlar, kendi durumlarını gizli tutan ve Rabbanî bir dine inanca bağlı olduğunu perde olarak ileri süren bu şarlatan vecd ve sekr sahiplerinden, ancak şeytanca bir aptallık ve bunaklık zuhur eder, başka bir şey değildir.”
İslami Okul Okulların En Önemlisi