Muhtelif - 1. Sayfa - Vasita
VASITA
"Resuller Tebliğde Vasıtadırlar"
Bu risale iki kişi arasında cereyan eden bir münazarayı beyan etmektedir.
Şahıslardan birisi: "Allah ile bizim aramızda mutlaka bir vasıta (vesile) olması lazımdır. Çünkü biz vasıtasız olarak Allah'a vasıl olmağa muktedir değiliz" diyor.
Diğer şahıs ise buna cevab vererek diyor ki:
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Eğer vasıta (aracı) ile, Allah'ın emir (ve nehiy)lerini bize tebliğ eden kimseler (resûller ve ilim ehli) kasd ediliyorsa, bu söz hak ve doğrudur. Muhakkak ki insan oğlu Allah'ın neleri sevip neleri sevmediğini, nelerden razı olup nelerden razı olmadığını, neleri emredip neleri yasakladığını, dostlarına ahirette ne gibi ni'metler, düşmanlarınada hangi cezayı hazırladığını bilemez. Ve gene, insan oğlu Allah'a lâyık olan güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını aklıyla bulup ve anlayamaz, zira akıl bunu idrakten (kavramaktan) âcizdir.
İşte bütün bunlar ve benzeri olan mes'eleler, ancak Allah'u Azze ve Celle'nin kullarına gönderdiği peygamberleri vasıtası ile bilinir. Binaenaleyh Allah'u Azze ve Celle'ye vasıl olma (1), gönderdiği resullerine iman edip tabi olmakla mümkündür. Hidayete erdirip Allah'ın, derecelerini yükselterek dünya ve ahirette ikram ettiği kulları bunlardır.
Peygamberlerin emir ve nehiylerine muhalefet edenler ise, mel'undurlar (Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır) resûllerin kendilerine gösterdikleri doğru yoldan ayrılıp Rablerinden uzaklaşanlarda onlardır.
Allah'u Teala buyuruyor ki:
Ey Âdem oğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan resuller geilince herkim ki (onları yalanlamaktan) sakınıp gidişatını düzeltirse, onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Âyet'lerimizi yalanlayıp (onlara uymayı) kibirlerine yediremiyenler ise cehennem ehlidirler, orada ebedi kalacaklardır. A'raf 35/35
Artık ne zaman benden size hidayet (kitab ve Peygamber) gelir de kim benim yolladığına tabi olursa o ne sapıtır ve ne de bedbaht olur. Kim de benim zikrimden (kitabına ve resûluma uymaktan) yüz çevirirse onun için de maişet sıkıntısı vardır. Ve biz onu kıyamet gününde a'mâ (kör) olarak haşrederiz. O, Rabbim neden beni a'mâ olarak haşrettin? Halbuki ben (dünyadayken) görüyordum, der. Allah'u Azze ve Celle de şöyle buyurur: (Evet) öyle idi sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun (gereğince amel etmekten yüz çevirdin) işte bu gün? sen de öylece unutuluyorsun. Tâha sûresi 123/126
İbnu Abbas: Kur'ân-ı Kerîm'i okuyan ve içindekilerle amel eden kimseyi Subhânehu ve Teâlâ sapıttırmamayı, âhirette bedbaht etmemeyi kefâleti altına aldı, buyurmuştur.
Cehennem ehli hakkında Cenab'a Hak buyuruyor ki:
Her bir topluluğun cehenneme atılmasında (cehennemin) muhafızları onlara: Size bir korkutucu gelmemişmiydi? diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz (onu) yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik derler. Mülk sûresi 8/9
Kâfirler bölük bölük Cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır; bekçileri onlara: Size içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedimi? derler.
Onlarda "Evet geldi, lâkin azâb sözü kâfirler üzerine gerçekleşmişti" derler. Zumer sûresi 71
Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdirde.
Âyetlerimizi yalanlayanlara ise isyanlarından dolayı azâb dokunacaktır. Enam sûresi 48/49
Şübhe yok ki biz Nûh'a, ondan sonraki peygamberlere; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yûnus'a, Hârun'a, Süleyman'a vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Dâvud'a da Zebur'u verdik. Peygamberlerden bir kısmını bundan evvel sana haber vermiştik, bir kısmından ise haber vermemiştik. allah Mûsa ile konuşmuştur. Resûllerden sonra insanların Allah'a karşı mazeretleri olmasın diye peygamberleri birer müjdeci ve korkutucu olarak yolladık. Nisa sûresi 163/165
Bu âyetlerin benzeri Kur'ân-ı Kerîm'de pek çoktur.
Bu husus, müslüman, yahudi ve hristiyanlar gibi bütün ehli edyanın ittifak ettikleri bir meseledir. Ya'ni bütün semavi din ehli Allah ile kulları arasında Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ edici olan peygamberlerden ibâret olan vasıtayı (azacıyı) (1) kabul ve isbât ederler.
Subhanehu ve Tea'la buyuruyor ki:
Allah'u Azze ve Celle melekler ve insanlardan resûller seçer. Hac sûresi 75
Bütün ehli edyan'ın ittifakı ile bu vasıtaları (resûlleri) (1) kim inkar ederse kâfir olur.
Cenâb-ı Hak'ın Mekke'de inzal buyurduğu: En'am, A'raf ve başında Elif lâm râ, hâ mim, Tâ sin gibi harfler bulunan ve benzeri sûreler dinin Allah'a, resule ve ahiret gününe iman gibi temel esaslarını beyân ve ihtiva ederler. Subhânehu ve Teâlâ bu sûrelerde resûlleri yalanlayan kâfirlerin hallerini ve onları nasıl helak ettiğini, peygamberlere ve onlara iman edenlere, nasıl yardım ettiğini beyân buyurmuştur.
Bu mevzûda Cenâb-ı Hak şöyle haber veriyor:
Andolsun ki; peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında geçmiş (de verilmiş) bir sözümüz vardır. Muhakkak onlar, behemehal muzafferdirler. Muhakkak bizim ordumuz, her hâlukârda gâlib olacakdır. Saffat sûresi 171/173
Şübhesiz ki biz, peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şâhidlerinde bulunacağı bir günde (kıyamet gününde) yardım edeceğiz. Mu'min sûresi 51
Subhânehu ve Teâlâ'nın da buyurduğu gibi bu vasıtalara (peygamberlere) itâat edilir, kendilerine uyulur ve ittiba edilir. (1)
Biz peygamberleri iznimiz ile sadece itaat edilsin diye yolladık. Nisa sûresi 64
Kim Peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiştir. Nisa sûresi 80
(Ey Resûlüm!) deki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz Allah'da sizi sevsin. (1) Al İmran sûresi 31
(Peygambere) iman edenler, onu ta'zim edenler, ona yardım edenler ve O'nunla beraber, indirilen Nûra Kur'ân'a tâbi olanlar, işte felaha erenlerin ta kendileridir. A'raf sûresi 157
And olsun ki; sizden, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın Resûlünde güzel örnekler vardır. Ahzab sûresi 21
İslami Okul Okulların En Önemlisi