Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Batıl Ve Sahih Olan Şefaat - Vasita - 5. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Batıl Ve Sahih Olan Şefaat

 

Deki: Allah'tan başka (sizden kötülüğü giderip iyiliği celb edeceklerini) zannettiğiniz (melekleri, peygamberleri, veli ve sâlihleri) çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeğe ve ya onu değiştirmeğe onların güçleri yetmez. Onların (müşriklerin  kendilerine yardım etmek için) yalvardıkları da (melekler, peygamberler ve salihlerde) hangisi Rablerine daha yakın olacak diye (bizzat) vesile arayıp duruyorlar. O'nun rahmetini umar, azâbından korkarlar. Zirâ Rablerinin azâbı (hakikaten) kormağa değer. İsra 56/57

Bu son âyet'te Subhanehu ve Teâlâ; Allah'tdan gayrı dua ve istimdat edilen varlıkların (meleklerin, peygamberlerin ve salihlerin) hiç bir zararı kaldıramayacaklarını ve tebdil edemiyeceklerini onların da Allah'dan yardım beklediklerini, azâbından korktuklarını ve onlarında, kendilerini vesile edinerek dua ve istimdat edenler gibi Allah'a yaklaşmaya çalıştıklarını haber vermektedir. Böylece Cenab-ı Hak müşriklerin, melekler ve peygamberler hakkında ileri sürdükleri dua ve istimdat etme ve onları şefâatçı edinme telakkisini redd  etmekte ve yasaklamaktadır. Ancak izin verilen şefâat müstesnadır.

Şefâat ise bir çeşit duadır. Şübhe yoktur ki insanların birbirleri için olan duaları faydalıdır. İnsanların birbirlerine dua etmeleri Allah'ın emridir. Fakat, şefâat ve dua eden kimse, ancak Allah'ın kendisine bu hususta izin verdiği kimseler için dua ve şefaatta bulunabilir. Müşriklere şefaat etmek, onların Allah'dan affını istemek gibi, yasaklanmış olan şefâat ve duayı yapmaz. Subhânehu ve Teâlâ bu mevzûda şöyle buyuruyor:

Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, (Ebû Tâlib gibi Peygamberin amcası da olsa) artık müşrikler için mağfiret dilemek Peygamber ve mu'minlere yaraşmaz. İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi ise, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. (Babasının) Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim çok içli ve yumuşak huylu idi. Tevbe 113/114

Cenab-ı Hak münâfıklar hakkında da şunları buyuruyor:

(Ey Resûlüm!) O'nlar (münâfıklar) için, bağışlanma dilesen de dilemesen de birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Münâfikûn 6

Sübhânehû ve Teâlâ'nın Peygamber S.A.V. i müşrik ve münâfıkların affını dilemekten menettiğini ve onları affetmiyeceğini haber verdiği Kur'ân ve sahih hadis'lerde varid olmuştur. Şu âyet-i kerîme'lerde olduğu gibi;

Muhakkak ki Allah'u Azze ve Celle kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; (ama) şirkten gayrısını istediği kimse için bağışlar. Nisa 48

Onlar (münâfık) lardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, (defn veya ziyâret için) mezarı başında durma. Çünkü onlar Allah ve Resûlünü inkâr ettiler, onlar fâsık kimseler olarak öldüler. Tevbe 84

Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu Allah (duada) haddi aşanları sevmez. el-A'raf 55

Yukarıdaki son âyet duada haddi tecavüz etmeyin demektir. Cenâb-ı Hak'ın yapmayacağı şeyi istemek, duada haddi teavüz etmek demektir.

Meselâ: Peygamberlerin derece ve makamlarını istemek ve müşriklerin affını talabetmek ve benzeri dualar. Ve ya, içerisinde küfre, isyan ve fıska yardım etmesini istemek gibi veyahut içinde Allah'a karşı bir günah bulunan dua gibi.

Cenâb-ı Hakk'ın şefâat etmeye izin verdiği şefâatçının duadaki şefâatı, içerisinde günah bulunmayan bir duadır. Eğer onlardan biri kendisine layık olmayan bir dua ederse, onda ısrar etmezler. Çünkü onlar câiz olmayan fiil üzerinde ısrar etmekten masumdurlar. Nuh A.S. ın duası ve Allah'u Azze ve Celle'nin cevâbı gibi.

Nuh A.S. Rabbine (yalvararak) seslendi. Ey Rabbim! Şübhesiz oğlumda benim ailemdendir. Doğrusu senin va'din haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin. Hud 45

(Allah da şöyle) buyurdu: Ey Nûh! O kat'iyyen senin ailenden değildir. Çünkü o (nun işlediği) amel salih olmayan (kötü) bir iştir. O halde bilmediğin bir şeyi benden isteme. Seni cahillerden olmaktan ikaz ederim. Hud 46

(Nûh) Ey Rabbim! dedi. Ben bilmediğim şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni yargılamaz ve esirgemezsen hüsrana düşenlerden olurum. Hud 47