Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 14. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

a- Duada Aracılık

 

Müşrik bütün gücün Allah’ın elinde olduğunu bilir. Allah’ı, yer yüzü krallarına benzeterek ona bir yakını aracılığı ile ulaşmak ister. Ama dara düşünce aracıyı unutur ve doğrudan Allah’a yal­varır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Gemiye bindiklerinde, şirkten uzak bir şe­kilde, yalnız ona boyun eğerek Allah’a yalvarırlar. Onları karaya çıkardı mı, bir de bakarsın ona eş koşmaya kalkışıyorlar.” (Ankebut 29/65)

“Darda kalmış kişi dua ettiği za­man onun yar­dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü­nün hakimleri ya­pıyor? Allah ile be­raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyor­sunuz!“ (Neml 27/62)

Çünkü tehlike anında fıtrat yani kişinin doğal yapısı devreye girer ve şartlanmışlığını unutur. Ama tehlike geçince tekrar eski şartlanmış haline döner ve kurtuluşuna, aracıların sebep olduğunu anlatır. “Yetiş ya falan! Dedim, yetişti ve beni kurtardı.” demeye başlar.

“De ki: “Sizi karanın ve denizin ka­ranlıkla­rın­dan kurtaran kim­dir? Bundan bizi kurtarırsan şük­reden­lerden olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarır­sınız.”

De ki: “Allah sizi ondan ve her sı­kıntıdan kur­tarır, sonra da ona ortak koşarsınız.”  (En’am 6/63-64)

İşte Rabbiniz olan Allah, hakimiyet onundur. Ondan başka çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. 

Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak saymanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen Allah gibi, haber ver­mez.  (Fatır 35/13-14)

Duada aracılıkla ilgili olarak Hıristiyanların tu­tumu örnek verilebilir. Çünkü aşağıdaki hadis, böyle bir örneklemenin uygun olacağını göster­mektedir.

Ebu Saîd el-Hudrî’nin bildirdiğine göre, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:

Sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış ka­rış, arşın arşın takip edeceksiniz. Onlar bir ker­tenkele deliğine girmiş olsalar, siz arkalarından gideceksiniz.

Dedik ki; “Yahudi ve Hıristiyanlar mı?”

-Ya kim olabilir? dedi[1].

Katoliklere göre; “Dua özellikle Baba’ya hitap eder; aynı şekilde İsa’ya da yönelir, özellikle de onun adıyla yakarıldığı zaman[2].

İçsel dua, Kul olan Oğul’un Evet’ine ve alçak gönüllü kulunun (Meryem Ana) Fiat’ına katılır[3].

Onlar derler ki: “İsa, bizim için bizim yerimize ve bizim lehimize de dua eder. Babanın yanında, durmadan bizim için arabuluculuk yapar. Duamız kararlı biçimde İsa’nınki ile evlada yaraşır gü­venle ve yüreklilikle birleşmişse, onun adına dile­diğimiz her şeyi elde ederiz[4].”

Müşrik, o aracıyı kendi vekili ve koruyucusu sayar. Ama Allah, bu yetkileri elçilerine bile ver­memiştir.

Allah Teâlâ son Elçisine şöyle buyurur:

“Biz seni onların üzerinde bir koruyucu yap­madık. Sen onların üzerinde bir vekil de değilsin.” (En’am 6/107)

“Sen sadece bir uyarıcısın. Her şeye vekil olan Allah’tır.” (Hud 11/12)

Elçinin görevleri bellidir. Allah Teâlâ şöyle bu­yurur:

“Eğer yüz çevireceklerse çevirsinler, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir.” (Şura 42/48)

Elçinin kimseyi yola getirme görevi de yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sen, sevdiğini doğru yola getiremezsin, ama Allah, yola getirmek istediğini getirir. Doğru yola girecekleri en iyi o bilir.”  (Kasas 28/56)

Elçi sadece doğru yolu gösterir: Allah Teâlâ şöyle buyu­rur:

“Kuşkusuz sen kesinkes doğru yolu göste­rir­sin.”  (Şura 42/52)

Allah’ın vermediği bir yetkiyi ruhanilerde var say­mak müşrik olmak için yeter. Ona bu yet­kiyi Allah’ın verdiğini söylemek, delilsiz bir iddia, ya­lan ve iftira olur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’tan önce[5] öyle şeye taparlar ki, Allah onun hakkında hiç bir kanıt indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin de bir bilgisi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmaz.”  (Hacc 22/71)

Müşrikler bu konuda atalarına dayanırlar. Hı­ristiyanlar, atalarının, bir şekilde İncil’e sokuştur­duğu mektuplara ve aldıkları Konsil kararlarına dayanmaktadırlar. Birine tanrılık görevi vermek, insanlara düşen bir iş olmadığı için Kur’an, buna dair haberlere bir bilgi niteliği vermez. Bu tür ha­berler, şartlandırma yoluyla kabul ettirilebilir ama kimseyi tatmin etmez. Bu sebeple Hıristiyanlar, bir yerde tanrı dediklerine diğer yerde insan veya başka varlık demek zorunda kalırlar.

İşte Katolikler! Onlar hem Hz. Meryem’i hem de Hz. İsa’yı kul sayarlar ama bir tarafı tanrı olan kul. Çünkü, Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri kitabının Papa’ya ithaf edildiğini gösteren sayfa­sında şu ifade yer alıyor:


 

[1] - Buhârî, İ’tisam b’is-sünneh, 14.

[2] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 2680.

[3] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 2716.

[4] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 2741.

[5]-  Dûne kelimesi kabl = önce manasına da gelir.