Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 16. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

b- Aracılık Nasıl Şirk Olur

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Hele onlara bir sorsan; “O gökleri ve bu yeri, kim yarattı?” kesinkes “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Allah’ın yakınından neyi çağırdığınıza baktınız mı? Şimdi Allah bana bir sıkıntı vermeyi istemiş olsa, onlar bu sıkıntıyı fark edebilirler mi? Ya da Allah bana bir iyilik etmeyi istemiş olsa, onlar onun bu iyiliğini önleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Dayanacak olanlar ona dayansınlar.” (Zümer 39/38)

Papa II. Jean Paul’ün, Hz. Meryem’i aracı yaptığı şu duaya bakalım:

“İnsan olmuş Kelâm’ın[1] Annesi ve Kilise’nin Annesi olan çok kutsal Bakire Meryem’e Ki­lise’nin yeni bir Hıristiyanlaştırma çabasına çağ­rıldığı bu zamanda bütün Kilise’nin bütün sevi­yelerinde din dersi çalışmalarına güçlü aracılı­ğıyla destek olması için dua ediyorum[2].

Vatikan’dan uzakta, kabrinde yatan Hz. Mer­yem’i yar­dıma çağıran, onun kendini tanıdığına, çağrıyı işittiğine, güçlü aracılığı ile kendisine destek olabileceğine inanır, onda bazı ilahi sıfat­lar ve özellikler hayal eder. Bunlar hayat, ilim, sem’, basar, irade, kudret ve benzeri sıfatlardır.

Hayat dirilik demektir. Hz. Meryem’i diri say­mayan yardıma çağırmaz. Katoliklere göre o, evrenin kraliçesidir[3]. Tarikatçılar da veli için şöyle derler: “Bir veli ölünce ruhu, kı­nından çık­mış kılıç gibi olur[4].” Ölümsüzlük yalnız Allah’a ait bir özellik olduğundan, onlar Hz. Meryem’i veya bir veliyi bu konuda Allah’la ortak özellikte saymış olurlar.

İlim, bilmek ve kav­ramak demektir. İnsanda ilim sıfatı vardır ama Vatikan’da olan biri, Hz. Meryem’i, aracı olmaya çağırdığına göre onun, hem kendisini tanıdığına, hem de istediği şeyi, en az Allah kadar bildiğine inanmış olmalıdır. Çünkü aracı olmak için bu bilgi şarttır. O zaman o, Hz. Meryem’i Allah’ın sınırsız bilgi­sinin bir bölümüne ortak saymış olur. Aynı inanç, bir veliyi, aracı ve şefaatçi kılmak için onun kabri etrafında topla­nanlarda da olur.

Sem’, işitme gücüdür. Allah insana işitme gücü vermiştir, ama bu, belli uzaklıktan, belli tit­reşimdeki sesleri işitme ile sınırlı bir güçtür. Vati­kan’dan Hz. Meryem’e seslenen kişi, onu Allah’ın işitme sıfa­tına da ortak etmiş olur. Çünkü bu şe­kilde bir işitme, Allah’tan başkası için söz konusu değil­dir. Bir veliyi aracı koyanlar da onun içten yakarışları işittiğine inanırlar. Yoksa o, duymadığı şeye nasıl aracı ve şefaatçi olur?

Üstelik Hz. Meryem ölmüştür. Ölüye bir şey işittirmeye bizim gü­cümüz yetmez. Allah Teâlâ, Elçisi Hz. Muhammed’e hitaben şöyle buyuruyor:

“Sen ölülere işittiremezsin.” (Neml 27/80)

“Şüphesiz Allah diledi­ğine işit­tirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işitti­re­mezsin.” (Fatır 35/22) 

Bedir savaşında öldürülen müşrikler bir ku­yuya gömüldükten sonra Allah’ın Elçisi sallalahu aleyhi ve sellemin onların yanına gelip şöyle de­diği bildirilmiştir:

“Ey falan oğlu falan! Ey falan oğlu falan! Al­lah’ın ve   Elçisi’nin size verdiği sözün hak oldu­ğunu gördünüz mü? Çünkü ben Allah’ın bana verdiği sözün hak olduğunu gördüm.”

Hz. Ömer dedi ki, “Ey Allah’ın Elçisi! Ruhsuz cesetlerle nasıl konuşursun? O, şöyle cevap verdi: “Söylediğimi sizin işitmeniz onlarınkinden daha iyi değildir. Ama onlar bana hiçbir şekilde cevap veremezler[5].”

Bir ölü kabrinin yanında yapılan çağrıyı işitse bile kıyamete kadar cevap veremeyeceğinden bu iş, şu ayetin kapsamına girer.

Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi­sine cevap vere­meyecek kimseleri çağıran­dan daha sapık kimdir? Oy­saki bunlar onların çağrısın­ın farkında değillerdir.” (Ahkaf 46/5)

Basar, görme gücü demektir. Bir ölüyü yar­dıma çağıran, onun kendini görebildiğine inan­malıdır. Görmeden ona yardımcı olması mümkün olmaz. Fiziki engellerle sınırlanamayan bir görme, yalnız Allah’a mahsus olduğun­dan bu şahıs onu, Allah’ın görme sı­fatına da or­tak say­mış olur.

irade, dilemek ve tercih etmektir.

Kudret de bir şeye güç yetirme anlamına ge­lir. İnsanın iradesi de kudreti de sınırlıdır. Ölünce her şey biter. Hz. Meryem’in, çağrıyı kabul ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayal eden, ona bu iki sıfatı da vermiş olur. Bu, olağan dışı bir irade ve kudret yakıştırma­sıdır. Bu an­lamda irade ve kudret sahibi tek varlık Allah Teâlâ’dır. Demek ki o şahıs Hz. Meryem’i Allah’ın bu iki sıfatına da ortak saymış olmaktadır. Papa ile birlikte binlerce Hıristiyan da, kendi dilleri ve yakarışlarıyla Hz. Meryem’i aracı koyduğu için onun, her istek sahi­bini tanıdığına, dilini bildiğine, istekleri anlayıp kavradığına, onları karıştırmadan değerlendire­bildiğine de inanmak gerekir. Bu da yalnız Al­lah’ın sahip olabileceği büyük bir ilim ve kudreti gerektirir. Bunlar Hz. Meryem’i bu konuda da Allah ile ortak özelliğe sahip görmek zorundadır­lar. Aynı durum, Hz. Peygamberi, Abdulkadir Geylânî’yi veya bir başka veliyi yardıma çağı­randa da olur.

İnsanların isteklerinden haberi olmayan, an­cak kıyamet günü dirilecek olan bir ölü, bize şah da­ma­rımızdan da ya­kın olan ve her şeyi bilen Allah’a karşı nasıl aracılık edebilir?

Hz. Meryem’in aracı olabilmesi için hem onun, yukarıdaki sıfatlara sahip olması, hem de Allah’ın sıfatlarında o kadar eksiklik bulunması gerekir.

Yukarıdaki sıfatların her biri Allah’ın isimlerin­den türetilmiştir. Bunlar, hay, alim, semi’, basîr, mürîd ve kadîr isimleridir. Allah Teâlâ bu konuda şöyle demiştir:

“O en güzel isimler Allah’ındır. Siz onu, on­larla çağırın. Onun isimleri konusunda yamukluk yapanları bırakın. Onlar bu ettiklerinin karşılığını göreceklerdir.” (Araf 7/180)

Allah’ın vermediği yetkileri, bir kısım varlık­larda veya ruhanîlerde varsaymak şirktir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

 “De ki, Allah’ın dışında kuruntu­sunu ettikle­ri­nizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gi­der­meye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yeti­rebilirler.

Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahme­tini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 17/56-57)

Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğu­nuzu bilir.

Allah’ın yakınından çağırdıkları ise bir şey ya­ratmazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.

Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirile­ceklerini de bilemezler.  (Nahl 16/19-21)

Hz. Meryem’i veya bir başka veliyi yardıma çağıranlar, onlara bu özellikleri ve yetkileri Al­lah’ın verdiğine inanırlar. Böyleleriyle aramızda zaman zaman şu şekilde konuşmalar geçer:

- Abdulkadir Geylânî seni ne tanısın?

- Allah tanıtamaz mı?

- O seni ne duysun?

- Allah duyuramaz mı?

- O senin dilini ne bilsin?

- Allah öğretemez mi?

- Peki o ölmemiş midir?

- Veliler ölmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülen­lere ölüler deme­yin, zira onlar di­ridirler.”  (Bakara 154)

- Abdulkadir Geylânî Allah yolunda öldürül­müş müdür ki ona ölü demeyelim?

- !?

  - Ayetin yarısını okudun, devamını da oku. Al­lah Teâlâ ayetin devamında şöyle diyor: ”... on­lar di­ridirler, ama siz bunu anlayamazsınız.” Al­lah’ın anlayamazsınız dediğini siz nasıl anlıyor­sunuz?

- !!??

- Demek ki, Allah Teâlâ önce Abdulkadir Geylânî’ye bir dirilik verecek, sonra seni ona tanıtacak, sesini duyuracak, senin dilini öğre­tip anlamasını sağlayacak, sonra senin lehine aracılık yapmasına, kendi karşısında seni sa­vunmasına müsaade edecek. Allah’ın buna ne ihtiyacı var?

- !!!???

- Şu ayet karşısında ne diyeceksin?

Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi­sine cevap vere­meyecek kimseleri çağıran­dan daha sapık kimdir? Oy­saki bunlar onların çağrısın­ın farkında değillerdir. (Ahkaf 46/5,6)

-      !!!!????......


 

[1] - Hz. İsa.

[2] - Papa Jean Paul II’nin Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri kitabının önsözünde yer alan duası, s. 22.

[3] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf  966.

[4]-  Mahmut USTAOSMANOĞLU ve arkadaşları, Ruhu'l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1991, c. II, s. 67.

[5] - Müslim, el-Cenneh ve sıfatu naimiha, Bab 17, hadis no 76 (2873)