Muhtelif - 16. Sayfa - Duadaevliya
b- Aracılık Nasıl Şirk Olur
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Hele onlara bir sorsan; “O gökleri ve bu yeri, kim yarattı?” kesinkes “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Allah’ın yakınından neyi çağırdığınıza baktınız mı? Şimdi Allah bana bir sıkıntı vermeyi istemiş olsa, onlar bu sıkıntıyı fark edebilirler mi? Ya da Allah bana bir iyilik etmeyi istemiş olsa, onlar onun bu iyiliğini önleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Dayanacak olanlar ona dayansınlar.” (Zümer 39/38)
Papa II. Jean Paul’ün, Hz. Meryem’i aracı yaptığı şu duaya bakalım:
“İnsan olmuş Kelâm’ın[1] Annesi ve Kilise’nin Annesi olan çok kutsal Bakire Meryem’e Kilise’nin yeni bir Hıristiyanlaştırma çabasına çağrıldığı bu zamanda bütün Kilise’nin bütün seviyelerinde din dersi çalışmalarına güçlü aracılığıyla destek olması için dua ediyorum[2].
Vatikan’dan uzakta, kabrinde yatan Hz. Meryem’i yardıma çağıran, onun kendini tanıdığına, çağrıyı işittiğine, güçlü aracılığı ile kendisine destek olabileceğine inanır, onda bazı ilahi sıfatlar ve özellikler hayal eder. Bunlar hayat, ilim, sem’, basar, irade, kudret ve benzeri sıfatlardır.
Hayat dirilik demektir. Hz. Meryem’i diri saymayan yardıma çağırmaz. Katoliklere göre o, evrenin kraliçesidir[3]. Tarikatçılar da veli için şöyle derler: “Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılıç gibi olur[4].” Ölümsüzlük yalnız Allah’a ait bir özellik olduğundan, onlar Hz. Meryem’i veya bir veliyi bu konuda Allah’la ortak özellikte saymış olurlar.
İlim, bilmek ve kavramak demektir. İnsanda ilim sıfatı vardır ama Vatikan’da olan biri, Hz. Meryem’i, aracı olmaya çağırdığına göre onun, hem kendisini tanıdığına, hem de istediği şeyi, en az Allah kadar bildiğine inanmış olmalıdır. Çünkü aracı olmak için bu bilgi şarttır. O zaman o, Hz. Meryem’i Allah’ın sınırsız bilgisinin bir bölümüne ortak saymış olur. Aynı inanç, bir veliyi, aracı ve şefaatçi kılmak için onun kabri etrafında toplananlarda da olur.
Sem’, işitme gücüdür. Allah insana işitme gücü vermiştir, ama bu, belli uzaklıktan, belli titreşimdeki sesleri işitme ile sınırlı bir güçtür. Vatikan’dan Hz. Meryem’e seslenen kişi, onu Allah’ın işitme sıfatına da ortak etmiş olur. Çünkü bu şekilde bir işitme, Allah’tan başkası için söz konusu değildir. Bir veliyi aracı koyanlar da onun içten yakarışları işittiğine inanırlar. Yoksa o, duymadığı şeye nasıl aracı ve şefaatçi olur?
Üstelik Hz. Meryem ölmüştür. Ölüye bir şey işittirmeye bizim gücümüz yetmez. Allah Teâlâ, Elçisi Hz. Muhammed’e hitaben şöyle buyuruyor:
“Sen ölülere işittiremezsin.” (Neml 27/80)
“Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin.” (Fatır 35/22)
Bedir savaşında öldürülen müşrikler bir kuyuya gömüldükten sonra Allah’ın Elçisi sallalahu aleyhi ve sellemin onların yanına gelip şöyle dediği bildirilmiştir:
“Ey falan oğlu falan! Ey falan oğlu falan! Allah’ın ve Elçisi’nin size verdiği sözün hak olduğunu gördünüz mü? Çünkü ben Allah’ın bana verdiği sözün hak olduğunu gördüm.”
Hz. Ömer dedi ki, “Ey Allah’ın Elçisi! Ruhsuz cesetlerle nasıl konuşursun? O, şöyle cevap verdi: “Söylediğimi sizin işitmeniz onlarınkinden daha iyi değildir. Ama onlar bana hiçbir şekilde cevap veremezler[5].”
Bir ölü kabrinin yanında yapılan çağrıyı işitse bile kıyamete kadar cevap veremeyeceğinden bu iş, şu ayetin kapsamına girer.
Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.” (Ahkaf 46/5)
Basar, görme gücü demektir. Bir ölüyü yardıma çağıran, onun kendini görebildiğine inanmalıdır. Görmeden ona yardımcı olması mümkün olmaz. Fiziki engellerle sınırlanamayan bir görme, yalnız Allah’a mahsus olduğundan bu şahıs onu, Allah’ın görme sıfatına da ortak saymış olur.
irade, dilemek ve tercih etmektir.
Kudret de bir şeye güç yetirme anlamına gelir. İnsanın iradesi de kudreti de sınırlıdır. Ölünce her şey biter. Hz. Meryem’in, çağrıyı kabul ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayal eden, ona bu iki sıfatı da vermiş olur. Bu, olağan dışı bir irade ve kudret yakıştırmasıdır. Bu anlamda irade ve kudret sahibi tek varlık Allah Teâlâ’dır. Demek ki o şahıs Hz. Meryem’i Allah’ın bu iki sıfatına da ortak saymış olmaktadır. Papa ile birlikte binlerce Hıristiyan da, kendi dilleri ve yakarışlarıyla Hz. Meryem’i aracı koyduğu için onun, her istek sahibini tanıdığına, dilini bildiğine, istekleri anlayıp kavradığına, onları karıştırmadan değerlendirebildiğine de inanmak gerekir. Bu da yalnız Allah’ın sahip olabileceği büyük bir ilim ve kudreti gerektirir. Bunlar Hz. Meryem’i bu konuda da Allah ile ortak özelliğe sahip görmek zorundadırlar. Aynı durum, Hz. Peygamberi, Abdulkadir Geylânî’yi veya bir başka veliyi yardıma çağıranda da olur.
İnsanların isteklerinden haberi olmayan, ancak kıyamet günü dirilecek olan bir ölü, bize şah damarımızdan da yakın olan ve her şeyi bilen Allah’a karşı nasıl aracılık edebilir?
Hz. Meryem’in aracı olabilmesi için hem onun, yukarıdaki sıfatlara sahip olması, hem de Allah’ın sıfatlarında o kadar eksiklik bulunması gerekir.
Yukarıdaki sıfatların her biri Allah’ın isimlerinden türetilmiştir. Bunlar, hay, alim, semi’, basîr, mürîd ve kadîr isimleridir. Allah Teâlâ bu konuda şöyle demiştir:
“O en güzel isimler Allah’ındır. Siz onu, onlarla çağırın. Onun isimleri konusunda yamukluk yapanları bırakın. Onlar bu ettiklerinin karşılığını göreceklerdir.” (Araf 7/180)
Allah’ın vermediği yetkileri, bir kısım varlıklarda veya ruhanîlerde varsaymak şirktir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki, Allah’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 17/56-57)
Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğunuzu bilir.
Allah’ın yakınından çağırdıkları ise bir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.
Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler. (Nahl 16/19-21)
Hz. Meryem’i veya bir başka veliyi yardıma çağıranlar, onlara bu özellikleri ve yetkileri Allah’ın verdiğine inanırlar. Böyleleriyle aramızda zaman zaman şu şekilde konuşmalar geçer:
- Abdulkadir Geylânî seni ne tanısın?
- Allah tanıtamaz mı?
- O seni ne duysun?
- Allah duyuramaz mı?
- O senin dilini ne bilsin?
- Allah öğretemez mi?
- Peki o ölmemiş midir?
- Veliler ölmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler.” (Bakara 154)
- Abdulkadir Geylânî Allah yolunda öldürülmüş müdür ki ona ölü demeyelim?
- !?
- Ayetin yarısını okudun, devamını da oku. Allah Teâlâ ayetin devamında şöyle diyor: ”... onlar diridirler, ama siz bunu anlayamazsınız.” Allah’ın anlayamazsınız dediğini siz nasıl anlıyorsunuz?
- !!??
- Demek ki, Allah Teâlâ önce Abdulkadir Geylânî’ye bir dirilik verecek, sonra seni ona tanıtacak, sesini duyuracak, senin dilini öğretip anlamasını sağlayacak, sonra senin lehine aracılık yapmasına, kendi karşısında seni savunmasına müsaade edecek. Allah’ın buna ne ihtiyacı var?
- !!!???
- Şu ayet karşısında ne diyeceksin?
Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir. (Ahkaf 46/5,6)
- !!!!????......
[1] - Hz. İsa.
[2] - Papa Jean Paul II’nin Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri kitabının önsözünde yer alan duası, s. 22.
[3] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 966.
[4]- Mahmut USTAOSMANOĞLU ve arkadaşları, Ruhu'l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1991, c. II, s. 67.
[5] - Müslim, el-Cenneh ve sıfatu naimiha, Bab 17, hadis no 76 (2873)
İslami Okul Okulların En Önemlisi